06 Ekim 2014 10:22

Fırat Yücel, Altın Portakal juri üyeliğinden çekildi

Sinema Yazarı Fırat Yücel, sansür tartışmasının damgasını vurduğu Antalya Altın Portakal Film Festivali Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması SİYAD Jürisi üyeliğinden istifa etti.

Paylaş

Sinema Yazarı Fırat Yücel, sansür tartışmasının damgasını vurduğu Antalya Altın Portakal Film Festivali Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması SİYAD Jürisi üyeliğinden istifa etti. Yücel, istifa gerekçesini ve yaşanan sansür süreciyle ilgili değerlendirmelerini şöyle sıraladı:

1- 2 Ekim 2014 tarihinde yayınlanan açıklamaya imza atan jüri üyeleri olarak, festival yönetiminden, Reyan Tuvi’nin sanatsal ifade özgürlüğüne ve jürilerin karar iradesine sahip çıkan bir açıklama yapmasını beklediğimizi belirtmiştik. Komiteden bu yönde bir açıklama gelmedi. Tam aksine festivalin akıbeti adeta Reyan Tuvi’nin omuzlarına yüklenerek, yönetmen üzerindeki baskı arttırılmış oldu. 

2- Festivalin, ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek…’ belgeselinin ‘yeniden gönderilen versiyonu’nun yarışmaya alındığını belirten son açıklamasını kabul etmek, bugünden itibaren festival yönetimlerinin TCK’nın maddelerini gerekçe göstererek sanat eserlerinde değişiklik talep etmesini onaylamak anlamına gelir. Film üzerinde yapılan değişikliğin, altyazıda olması ve çok küçük olması gibi unsurlar bu açıdan bir önem taşımamaktadır. Bu meşru bir uygulama olarak tarihe geçerse, ilerde bir başka festival de TCK’nın herhangi bir maddesini gerekçe gösterip filmlerde değişiklik talep edebilir. Devlet organları da festivallerin üzerinde kurdukları baskıyı bu ‘yeni keşfedilmiş’ yolla arttırabilir. Bu şekilde “sansür krizinin aşıldığı” yönünde bir intiba oluştuğu takdirde, bu gibi müdahalelerin (çok daha büyüklerinin) önü açılacaktır. 

3- Gerek ilk açıklamamızda gerekse sürecin devamında, festival komitesindeki kişileri zan altında bırakacak ifadeler kullanmamaya dikkat ettik. Sadece ve sadece görünürdeki somut uygulamayı, yani komite tarafından TCK uyarınca bir filmin yarışmadan ihraç edilmesini temel alan ifadeler kullandık. Komiteden konuştuğum kişilere de, içeride neler yaşandığıyla ilgilenmediğimizi, sansürden yana olmadıklarını bildiğimizi, ama ortada somut bir hata olduğunu ve şu noktada sorunu çözecek tek şeyin, sorumluluk alarak bu hatadan geri dönmeleri olacağını düşündüğümü söyledim. Yaptığımız açıklamada da kimseye sansürcü demedik, kimseyi spekülatif bilgilerle suçlamadık. Hatta, olayın çok net bir sansür vakası olduğunu düşünsek de, metnin birçok yerinde müdahale ifadesini tercih ettiğimiz görülecektir. Çünkü malum, özellikle sansürün kendini çok farklı veçhelerde gösterdiği bir dönemde, neyin sansür olup olmadığı üzerinden yapılan tartışmalar bu vakaların vahametini gölgeleyen bir hal alabiliyor. Bir festivalin yargı organı gibi davranacak noktaya gelmiş olması, başlı başına son derece vahim bir şeydi. Festival komitesinde bugüne kadar sansür vakalarına karşı duruşunu ortaya koymuş, saygı duyduğumuz insanların olması bu gerçeği değiştirmiyordu. Tam aksine, onların bu konuda sorumluluğu üzerlerine almamaları problemin çok daha ciddi olduğunun göstergesiydi. 

4- Spekülasyonların havada uçuştuğu bu ortam, ön jürinin zan altında bırakılmasına da zemin hazırlıyordu ve bunun önüne geçmek için festivalin hiç vakit kaybetmeden ön jürinin seçimine sahip çıkması gerekirdi. Bu yapılmayınca maalesef ön jürinin ve hatta olaya tepki gösterenlerin suçlandığı, kendilerini asla güvende hissetmedikleri bir ortam oluştu. Başta Reyan Tuvi olmak üzere pek çok insana telafisi mümkün olmayan zararlar verildi. 

5- Şu noktada, büyük baskı altında verdiği karardan dolayı Reyan Tuvi’yi suçlamak yapılacak en büyük yanlış olur. Yönetmenin yanında durmak, onu daha fazla zan altında bırakmamak çok önemli. Ayrıca, festival komitesinin sorumluluğu üstlenmeyerek yarattığı bu boşlukta, olayı kişiselleştiren her ifade daha fazla şahsi husumet üretmekten başka bir işe yaramayacak, gelecekte benzer vakalarda kolektif tavır sergilemenin önünü iyiden iyiye tıkayacaktır. 

6- Bugün resmî sansürün yanı sıra, gayriresmî ve örtülü bir şekilde uygulanan pek çok sansür vakasına tanıklık ediyoruz: Bakanlık baskısıyla yurtdışındaki Türkiye seçkilerinden belirli filmlerin çıkartılması (‘Güneşe Yolculuk’, ‘Gitmek’, ‘Fotograf’ vs.), işletme belgesi verilmeyen filmlerin yurtiçi gösterimlerinin valilik ve yerel yönetimler tarafından engellenmesi (‘Bêrîvan’, ‘Dersim 38’, ‘Ali: Düşlerinde Özgür Dünya’ vs.), Bakanlık’ın destek verdiği filmlerde siyasi/ahlaki nedenlerle değişiklik talep etme hakkını kendinde görmesi ve kurumların kendi inisiyatifiyle uyguladığı –ispat edilemediği için çoğu görünürlük kazanmayan- sansür vakaları… Altın Portakal’ın kendi ön jürisinin seçtiği bir filmi yarışmadan çıkartmak için girişimde bulunmasının ortaya çıkmasıyla ise, son yıllardaki en açık seçik sansür vakasına şahit olduk. Bugün, eğer bu uygulama sinema sektörü tarafından kabul edilirse, bu bizi halihazırda artış gösteren diğer vakaların önemsizleşeceği, normalleşeceği bir gelecekle baş başa bırakabilir. Ne kadar örtülü ya da “küçük” olursa olsun, hiçbir sansür vakası bir diğerinden daha önemli ya da daha önemsiz değildir. Sansürün herhangi bir biçiminin makul olarak görüldüğü bir ortamda, bu gibi uygulamaların sayısı da artacaktır. Kaldı ki, TCK’nın bir film festivali tarafından referans alındığı ve bütün itirazlara karşın referans alınmaya devam ettiği bir süreci onaylamak, her çeşit sansürü onaylamak anlamına gelir. (KÜLTÜR SERVİSİ)

ÖNCEKİ HABER

Brezilya\'da başkanlık seçimi ikinci tura kaldı

SONRAKİ HABER

10 Ekim Ankara Katliamı davası kitabı "Duymak Zorundasınız" Eskişehir'de tanıtıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa