Yeraltından notlar

Yeraltından notlar

Geçtiğimiz günlerde Manisa’dan -daha doğrusu Manisa sınırları içerisinde kalan yerin derinliklerinden- gelen bir cinayet haberi vardı: Yine göçük, 1 işçi öldü…

Ömer Furkan Özdemir

Geçtiğimiz günlerde Manisa’dan -daha doğrusu Manisa sınırları içerisinde kalan yerin derinliklerinden-  gelen bir cinayet haberi vardı: Yine göçük, 1 işçi öldü… Oysa sadece 2013’ün ilk 9 ayında 61 maden işçisi katledildi; kibrit çöpü değil, kömür tanesi değil, ustanın dediği gibi “ağzı burnu, eli ayağı yerinde”,  tulumu üzerinde 61 insan kurban edildi yine doymak bilmez kar hırsının girdabına… Her türlü kuralsız çalışmanın kâr ve daha fazla kâr etmek için kural haline geldiği memlekette, çıkardığı madenden çok ölümle anılan ocaklarda yaşamını yitiren işçinin cansız bedenini yer altından çıkarabilmenin bile şans sayılması ne büyük bir trajedidir diye sormadan edemiyor insan; nice işçinin cansız bedenleri kömürlerle iç içe yer altında yatmaya devam ederken…  Kış yaklaşıyor, sobalar ve kaloriferler yanmaya başladı; Sunay’ın dizelerindeki gibi bir kömür kütürdediğinde sobalarda veya kalorifer kazanlarında yine kayıp bir madencinin kalbi mi rast gelip atar bilinmez ama madencileri yakan ateşi harlayanın, örneğin geçtiğimiz ocak ayında çokça tartışılan TTK’nın 697 sayılı genelgesi gibi icraatların ardında yatan zihniyet olduğu ortada değil midir? Ve aynı zihniyet değil midir madencilik faaliyetlerini esnekleştirerek piyasanın rekabet karakterinin olmazsa olmazı olan kâr-maliyet denklemine indirgeyen? Son 10 yılda 223 maden işçisinin yaşamını kâr hırsına tahvil eden?
Yazar, cevabı belli bu sorularla klavyesini tıkırdatırken geri plandan gelen bazı sesler bambaşka sorularla tartışmaya katılmakta ve -yazara göre- saf burjuva hukukçusunun düştüğü basit manipülasyon tuzakları tezgahlamaktadır: Peki ya 6331 sayılı kanun? Üstelik 176 sayılı ILO sözleşmesi var, henüz ülkemiz onaylamamış olsa da! İyi ama madenlerde çalışmayı düzenleyen ve henüz yenilenen yönetmelikleri genelgeleri de görmezden geleceksin? Cevap verelim: Bugün özellikle özel maden ocaklarında uygulanan göstermelik denetimler ve söz konusu yasanın getirdiği sözde yükümlülüklerle ölümlerin engellenemediği sayısal verilerle ortadayken ve örneğin “iş sağlığı ve güvenliği” eğitimlerini salt işçinin meselesiymiş gibi göstermeye devam eden bir çalışma bakanlığı ve onun hükümetinin net bir “reel-politik” olduğu günümüzde; en genel bir sosyal haklar gelişim tarihi taraması bile bize, söz konusu yasaların çalışanların lehine geliştirilmesinin ön koşulunun müdahil olmak gerekliliğiyle mümkün olduğu gerçeğini hatırlatmaktadır. Yasaları yönetenler (diğer bir ifadeyle mevcut sisteme hakim olanlar) yaparlar; yer altında da yer üstünde de insanca yaşam için yasaları şekillendirecek olan ise örneğin bugün hakim olan sistemin üzerinde şekillendiği ve her gün yeniden ve yeniden kendisini katlayarak büyütmenin aracı haline getirdiği emek gücüne sahip olanlar, emeğiyle geçinenlerin mücadelesiyle olacaktır. Yazarın ifade ettiği bu sonuç cümlesi de Amerika’nın yeniden keşfi gibi bir eylemden başka bir şey değildir.  Ve eğer ötesi ise boş ve “üretken olmayan” laftan ibaret olacaksa; yazar 1991’in Ocak ayında Zonguldak’tan Ankara’ya yürüyen ve  anlaşılır nedenlerin şekillendirdiği bir yanlış kavramayla çareyi kendi örgütlülüğünde değil de sendika başkanında arayarak “Silkele başkan! Düşüyorlar!” diye haykıran 70 bin maden işçisine ses verilmesi gerektiğini naçizane bir düzeltmeyle ifade etmek istemektedir: Silkele maden işçisi! Düşecekler! “Madencinin sınav günleri” gelmelidir artık, gerçek bir toplumsal “olgunlaşma”ya ulaşabilmek için…

* Kocaeli Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi

www.evrensel.net