Bağımsız bir yönetmen: Jim Jarmusch

Fotoğraf: Evrensel

Bağımsız bir yönetmen: Jim Jarmusch

AMERİKALI Bağımsız Film Yönetmeni Jim Jarmusch; Amerika’yı Amerikan olmayan bir bakış açısıyla anlatmayı başarmış, bağımsız film algısına yön vermiş bir adam. Yönetmenin son filmi olan “Only the Lovers Left Alive”  (Sadece Aşıklar Hayatta Kalır), 28 Eylül-6 Ekim tarihleri arasında Filmekimi kapsamında Türkiyede g&oum

Esmani Kılıç

Filmin Filmekimi’ndeki gösteriminden önce yönetmenin biyografisinden sizler için bir derleme yaptık:
Küçük yaşlarındayken yazar olmak isteyen Jarmusch, 1971’de New York’a taşınır. Columbia University’de Amerikan literatürü eğitimi almaya başlar. Ancak mezun olmasına bir dönem kala Fransız edebiyatı okumak için bir yıllığına Paris’e gitti. O dönemde dünyanın dört bir yanından farklı filmleri izleme fırsatı bulduğu için sık sık Cinémathèque isimli sinemaya gidiyordu. Daha sonra New York’a geri dönen Jarmusch Del-Byzanteens isimli müzik grubuna katılır. Ne yapmak istediğine karar vermesi uzun zaman aldır. Sonunda New York University’ye sinema bölümünde okumak için başvurur. Eğitimden memnun kalmaz ve bu duruma, daha sonra yaptığı bir açıklamada “Bana öğrettikleri şeylerin birçoğunu bilmemeliydim.” der.

‘ÖNCE KARAKTERLERİ YAZIYORUM SONRA HİKAYEYİ’

Bir röportajında “Ben önce bir hikâye tasarlayıp yazmak, onu senaryo haline getirmek ve sonra o senaryoya uygun oyuncular seçmek yerine, önce karakterlere kafa yormaya başlayıp, daha sonra onlar hakkında bir hikâye kurmayı ve yazmayı seviyorum. Hatta, bir vesileyle tanınmış olduğum karakterlere uygun roller düşünmeyi daha çok seviyorum. Zaten bu yüzden, işe karakterleri belirleyerek yola koyulduğumdan, diyalog ve hikâye taslakları kaleme almak benim için çok daha kolay oluyor. Yine de önceden yazdığım metindeki hiçbir şeyi kesin saymıyorum. Oyuncularla prova yaparken hem doğaçlamaya geniş bir alan tanıyorum, hem de oyuncularla etkileşim sürecinde karakterlerim kendilerine başka yollar çizebiliyor. Dolayısıyla, hikâye de süreç içerisinde kökten değişebiliyor. Hikâyesini böyle kurduğum bir filmi çektikten sonra da bir daha geri dönüp ona bakmıyorum. Film kendi yolunda gidiyor...” diyen Jarmush, sinema ve yönetmenlik algısını açık bir şekilde ortaya koyuyor.

WİLLİAM BLAKE’İN YOL ARKADAŞI BİR KIZILDERİLİ

İlk önemli filmi 1984 yapımı Stranger Than Paradise, New York Üniversitesi Sinema Okulundan yeni mezun olmuş yönetmenin yükselişinin mihenk taşıdır. Kameranın neredeyse hiç kıpırdamadığı, her sahnenin tek bir açıdan çekilmiş plan sekanslardan oluştuğu siyah beyaz film, yabancılaşmayı her anında hissettiren bir yol filmi olarak karşımıza çıkar. Bağımsız sinemanın dönüm noktalarından biri kabul edilir. Yönetmene Cannes’da altın kamera ödülünü kazandırır.

1995’te Jarmusch, 19. yüzyılda Batı Amerika’da geçen ve başrollerini Johnny Depp ile Gary Farmer’ın paylaştığı Dead Man’i çekti. Filmde, ana karakter olan William Blake’in karakter çatışmaları ve dönüşümü, film boyunca yaptığı durağansız yolculuk üzerinden işleniyor. Filmin en önemli karakteristiği kullandığı imgelemlerdir. William Blake’e yoldaşlık eden Kızılderili karakterin isminin “Nobody” (hiç kimse) olması, sık sık vurgulanan yıkım ile 19. yüzyılda Amerika’daki şiddet olgusunun işlenmesi, geleneksel kovboy filmlerinin aksine ateş başında sadece beyaz adamın değil, onunla birlikte bir kızılderilinin oturtulması, zamanın Hollywood sineması algısını ters düz etti.

Jarmusch’un en önemli projelerinden biri de, seri kısa filmlerden oluşan Coffee and Cigarettes’tir. Film, bir masada sigara ve kahve içen farklı kişiliklerin aralarında geçen diyaloglardan oluşmaktadır. Bill Murray, Tom Waits, Iggy Pop, Roberto Benigni gibi önemli isimlerin kamera karşısına geçtiği film büyük beğeni aldı. Coffee and Cigarettes İstanbul’da gösterildiğinde en çok izlenen film olmuştu. Yönetmenin son filmi ‘Sadece aşıklar hayatta kalır’ Filmekimi’nde seyircisini bekliyor.

www.evrensel.net