08 Ocak 2020 04:08

Ürdün: İşçiler çeliğe su veriyor

DİSK Uluslararası İlişkiler Müdürü Kıvanç Eliaçık, Lübnan, Türkiye, Ürdün ve Irak'a göç etmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin yaşamlarını yazdı: Üçüncü gün: Ürdün.

Fotoğraf: Pixabay

Paylaş

Kıvanç ELİAÇIK
DİSK Uluslararası İlişkiler Müdürü

Ürdün, kısa tarihi boyunca hep göçmen topluluklarına ev sahipliği yaptı. Suriye Savaşı’ndan önce Filistinli mültecilerin yanı sıra Asyalı göçmenler de ülkenin görünür unsurları arasındaydı. Karşılaştığı bütün siyasal ve ekonomik girdaplardan uluslararası yardımlara ve reform programlarına tutunarak kurtulmaya çalışan ülke şimdi yeni bir dönemecin eşiğinde...

Suriyeli mültecilerin gelişiyle Ürdün’de gıdadan enerjiye kadar farklı alanlarda kaynak sıkıntısı ve istihdamda hızlı değişiklikler yaşandı. Ürdün Haşimi Krallığı, bir yandan yolsuzluk, yoksulluk protestolarına ve siyasi temsil talebine diğer yandan da mültecilerin yapısal ve ekonomik sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyor.

ULUSLARARASI BİR TOPLULUK: ÜRDÜN İŞÇİ SINIFI

Çalışma hayatında göçmenler ve mülteciler her zaman dikkat çeken bir kesimdi. Özellikle, Asya’dan gelen göçmenler iş gücünün önemli bir bölümünü oluşturmaktaydı. Tekstil, gıda ve inşaat iş kollarında Bangladeş, Hindistan, Çin, Nepal hatta Madagaskar gibi ülkelerden gelen işçiler çalışıyordu. Göçmen işçiler ya da Ürdün’deki resmi isimleriyle misafir işçiler, yerli işçilere göre daha uzun süre çalışıyor ve daha düşük ücret alıyordu. Ekonomik nedenlerle ülkelerini terk eden misafir işçiler yıllık izin kullanmıyor ve tazminat haklarından faydalanamıyordu.

Suriyelilerin iş aramaya başlamasıyla birlikte patronlar, Asyalılar yerine Arapça konuşan komşularını tercih etmeye başladı. Ama tercihin arkasında yatan neden farklıydı! Savaştan kaçıp gelen Suriyeliler diğer göçmen işçilere göre daha da düşük ücretleri kabul etmek zorundaydı. Öte yandan mültecilere ilişkin “sosyal sorumluluk” programlarının yaygınlaşmasıyla birlikte uluslararası kurumların mali teşvikleri, şirketleri Suriyelileri işe almaya yönlendirdi. Pek çok yasal düzenleme yapıldı. Suriyeliler diğer mültecilere oranla daha az katkı payı ödeyerek çalışma izni almaya başladı. Uluslararası programlar çerçevesinde mesleki eğitim programları düzenlendi, Suriyeli mültecileri işe alan şirketlere vergi indirimleri ve ihracat kolaylıkları sağlandı.

Patronlar, uluslararası desteklerden faydalanmak için adeta Suriyeli işçi avına çıktılar. Ama bulmak kolay olmadı. Çünkü Suriyeliler genelde fabrikalarda değil inşaatlarda veya restoranlarda çalışmayı tercih ediyordu. Ürdün’e gelen Suriyeliler genellikle muhafazakar bölgelerden gelen çiftçi ailelerdi. Ürdün’deki pek çok Suriyeli kadın, daha önce ev dışında çalışmamıştı. Fabrikada çalışmak adeta bir tabuydu.

Ürdünlü tekstil şirketleri, mülteci kampları için kreş ve servis gibi hizmetler sağladılar. Bütün ek masraflara rağmen AB’nin tanımış olduğu indirimler şirketlere kârlı geldi. Küresel markalara üretim yapan işçiler Ürdünlü taşeronlara servet kazandırırken kötü koşullarda yaşamaya devam ediyorlar.

“Nitelikli Sanayi Bölgesi” olarak adlandırılan “serbest ticaret bölgesi” veya “organize sanayi bölgesi” olarak tanımlayabileceğimiz üretim sahaları ABD’nin mali yardımıyla göçmenlere istihdam yaratma ve Ürdün ekonomisine katkı sunma amacıyla kurulmuştu. Ama sanayi bölgelerinde işçiler çok kötü koşullarda çalışıyor ve yoksulluk içinde yaşıyorlar. Göçmen işçilerin pasaportlarına ve maaş çeklerine patronlar tarafından el konuluyor.

Ortadoğu barışına katkı sunma iddiasındaki sanayi bölgeleri açık hava hapishanelerine ve çalışma kamplarına dönüşmüş durumda. ABD-Ürdün arasında Obama hükümetinin son günlerinde imzalanan serbest ticaret anlaşması bu sanayi bölgelerindeki işçi haklarına ilişkin bazı maddeleri içerse de iki ülke hükümeti bu maddeleri de görmezden geliyor.

İş Dünyası İnsan Hakları Merkezinin (BHHRC) Lübnan ve Ürdün’deki inşaat şirketleri hakkında yürüttüğü inceleme uluslararası sermayenin göçmen işçi sömürüsünü bir kez daha açığa çıkarttı. BHHRC’ye göre Ürdün ve Lübnan’da iş bulabilen Suriyeliler büyük bölümü inşaatlarda çalışıyor. Ücretler yetersiz ve ödemeler sürekli gecikiyor. İşçiler işe başlarken aracı kurum veya kişilere komisyon ödemek zorunda kalıyorlar. Pek çok şantiyede pasaportlara el konuluyor. Sağlıksız yatakhaneler, iş kazaları ve ayrımcılık gibi sorunlar dikkat çekiyor.

Araştırma kapsamında incelenen inşaatların büyük bölümü Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD), Amerikan Kalkınma Ajansı (US-AID) gibi uluslararası kuruluşlardan kredi alan şirketlere ait. Ama şirketlerin mültecilere yönelik hiçbir politikası yok. İnşaatlardaki durum diğer iş kollarından daha vahim...

İŞÇİLER, GENÇ İŞSİZLER VE SENDİKALAR

Pek çok Arap ülkesinde, özellikle petrol ihraç eden zengin Körfez ülkelerinde sendika kurmak yasak. Ürdün’de Filistinli mültecilerin katkılarıyla 1952’den beri sendikalar yasal olarak faaliyet gösteriyor. Yine de yasalar ve uygulamalar uluslararası çalışma standartlarının çok gerisinde. Özellikle örgütlenme özgürlüğü ve kadın hakları gibi konularda yasalar çok yetersiz. Kayıt dışı çalışanlar ve göçmen işçiler savunmasız durumda. Ekonomik planlamalar yapılırken halka ve özellikle sendikalara danışılmıyor.

Diğer taraftan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) dahil olmak üzere pek çok uluslararası kuruluşun Ortadoğu temsilciliklerinin Amman’da yer aldığını belirtmeliyiz. Barış görüşmeleri için önemli bir yer olan Ürdün, Arap dünyasındaki mülteciler için güvenli liman özelliği taşıyor.

ITUC, yeni sendikalar kurulmasının önündeki engellerin kaldırılması, kadın ve göçmen işçilerin haklarının genişletilmesi gibi taleplerle sendika yasasının değiştirilmesi için yeni bir kampanya başlattı. Son dönemde kurulan ve faaliyetlerini fiili olarak sürdüren sendikalara yasal statü verilmesi isteniyor.

Bugün Amman sokakları sakin görünse de 2018’in mayıs ve haziran aylarında şehir “Arap Baharı” günlerini hatırlatan kitlesel gösterilere sahne olmuştu. Zamlara ve yolsuzluklara karşı düzenlenen eylemlerin ardından Kral hükümeti görevden aldı, zamları durdurdu ve reform sözü verdi.

Son 40 yılda Ürdün’de siyaset hep bu şekilde gelişti. Protestolara, reformlara ve görevden alınan hükümetlere rağmen sorunlar temelde aynı kaldı. Yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik ve yetersiz kamu hizmetleri... Halkın çoğunluğunu oluşturan orta ve dar gelirlilerin iki yakası bir araya gelmedi.

Ürdün’deki ekonomik gelişmeler ve dış mali yardımlar işçilerin yaşama koşullarındaki erozyonu durduramadı. Hayat pahalılığı sürekli artarken ücretler aynı oranda artmadı. Zengin ve fakir arasındaki uçurum göz göre göre arttı.

Eski Başbakan Hani Mulki’nin IMF ile imzaladığı anlaşma “mayıs-haziran eylemleri”ni tetiklemişti. “Arap Barometresi” raporu Ürdünlülerin giderek yoksullaştığını ortaya koyuyor. Nüfusun yüzde 64’ü geçinemiyor veya çok zor geçiniyor. Aynı araştırmaya göre nüfusun sadece yüzde 65’i hükümete güveniyor ve yüzde 79’u ülkenin en önemli sorununun yolsuzluk olduğunu düşünüyor. Yeni Başbakan Ömer el Razzaz vergide adaleti ve halka diyalog kurmayı içeren bir reform sözü verdi. Sağlık, su ve ulaşım başta olmak üzere kamu hizmetlerini geliştireceğini vaat etti. 

Ürdün’deki sokak gösterileri ve değişim vaadi bölgedeki diğer ülkelere örnek olabilir. Demokrasi ve toplumsal adaletin hüküm sürdüğü bir ülke ancak halkın ve işçilerin siyasal katılımıyla kurulabilir. Ekonomide adaletin sağlanması için işçilerin yarattıkları zenginlikten paylarını almaları gerekir. Ürdün’de işsiz ve öfkeli gençler, göçmen işçiler ve bağımsız sendikalar çeliğe su veriyorlar. Fabrikalar ve şehir meydanları Ürdün tarihinin yeni bir dönemine hazırlanıyor.

KADIN İŞÇİLERİN DURUMU

Komşu ülkelere göre daha eğitimli olan Ürdünlü kadınların istihdama katılım oranı sadece yüzde 14. Bu, savaşın devam ettiği Suriye (yüzde 10) ve Yemen’in (yüzde 6) ardından dünyanın en düşük rakamı. Toplumsal hayatta kadınlara yönelik taciz olayları çok sık yaşanıyor. Bu yüzden taciz karşıtı kampanyalar kadın istihdamı tartışmasının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Tacizi ve çalışma hayatındaki ayrımcılığı önlemeye çalışan Sadaqa ve Na’an Nasel gibi önemli toplumsal hareketler ortaya çıkmış durumda.

Kadınlara yönelik ayrımcılık sadece kültürel değil aynı zamanda yapısal. Kadınlar erkeklerden yüzde 40 daha az kazanıyor. Aile ve çocuk yardımı sadece erkek işçilere veriliyor. İş kanunu “eşit işe eşit ücret” ilkesini içermediği için kamu çalışanları arasında bile ücret eşitsizliği söz konusu.

Yarın: Irak: Çalışma izni var ama mesleki belge tanınmıyor

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Antalya'da ücretleri ödenmeyen Madran Palace Hotel işçileri haklarını istiyor

SONRAKİ HABER

Elazığ depreminin ardından siyasi parti ve sendikalardan açıklama

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa