30 Haziran 2019 04:53

Avrupa'nın gündemi: Emperyalist güçler arası sürtüşme kızışıyor

Avrupa'nın gündeminde bu hafta ABD ile İran gerilimi, Almanya- Fransa krizi ve Britanya'da işçi haklarının gasbı öne çıktı.

Fotoğraf: Pixabay (Kolaj Evrensel'e aittir)

Paylaş

ABD ile İran arasındaki ipler, son olarak Pentagon’un siber savaş açıklamasının ardından daha da gerildi. Almanya bu gerilimi de dünyada bağımsız bir güç olduğunu ortaya koymak için değerlendirmeye çalışıyor. Aynı anda uzun yıllardır AB içinde el ele çalıştıkları Fransa ile aralarındaki çelişkiler de derinleşmeye başladı. İki tarafta da basın aracılığıyla karşılıklı sert açıklamalar yapılıyor ve en son Avrupa Komisyonu başkanının belirlenmesi üzerinden yaşanan sert tartışmalar krizin, bugüne kadar yaşanmadığı bir düzeyde olduğunu gösteriyor. 

ESNEK ÇALIŞMA ARTIYOR

Britanya’da ise işçi hakları erezyonu devam ediyor. Dijital platformların çalışma koşulları ve işçi haklarını nasıl daha geri bir noktaya ittiği tartışmaları yükseliyor. Brexit oyuna katkısı olduğu düşünülen çalışma koşulları ve yaşam standartlarının daha da kötüleşmesi, politikacılara karşı tepkinin kemikleşmesine yol açıyor.


KÖRFEZ’DEKİ SİBER SAVAŞ VE ALMANYA

German Foreign Policy

Amerika Birleşik Devletleri, İran ile mevcut ihtilafta ilk büyük siber saldırısını başlattı. ABD Siber Komutanlığı perşembe akşamı, Trump’ın ABD savaş uçaklarını İran’ı bombardımana göndermekten vazgeçmesine paralel olarak, İran’ın füzelerini kontrol etmek için kullandığı bilgisayar sistemlerini devre dışı bıraktı. Ek olarak, İran istihbarat biriminin bilişim tekniği altyapısı da felç edildi. Washington İran’ı son zamanlarda Hürmüz Boğazı yakınındaki petrol tankerlerine saldırmakla suçlamaktaydı. Trump yönetiminin, Tahran’ın tankerlere yapılan saldırılardan sorumlu olduğu iddiası henüz kanıtlanmış değil. İran’ın  vurduğu ABD casus uçağının aslında Washington’un iddia ettiği gibi uluslararası hava sahasında olup olmadığı da belirsiz. Uçağın düşürülmesine edilen itiraz, ABD’nin siber saldırı için elinde tuttuğu ikinci ‘meşru’ neden. Bu tehditle İran çatışma ortamına çekilmeye çalışılıyor ve bölgede büyük yeni bir çatışma göze alınıyor.

SİBER KOMUTA İÇİN YETKİ

Saldırıdan kısa bir süre önce, ABD medyası Trump yönetiminin olası siber savaşlara yönelik hazırlıkları hakkında kapsamlı bilgi vermişti. ABD Başkanı Donald Trump’a göre Siber Saldırı Komutanı Paul Nakasone, bu yaz, “Ulusal Güvenlik Cumhurbaşkanlığı Memorandum 13” başlıklı kararname sayesinde gücünü arttırmıştı. 2018 yazında ABD Kongresi Siber Komutanlığın “gizli askeri faaliyet” yapmasına izin veren bir yasa çıkardı. New York Times, birkaç ABD hükümet görevlisini kaynak göstererek General Nakasone’nin istediği bir zamanda Rus elektrik şebekesine sızabilecek ve sistemi felç edebilecek kapasitedeki yazılımlarından söz etti. Barack Obama döneminden bu yana İran’a yönelik olarak da aynı türden hazırlıklar var. Raporlar doğruysa Washington, siber savaşın dozunu arttırıp tüm ülke için ölümcül sonuçlara yol açabilecek, İran’ı tamamen vurabilecek, bir güce sahip.

BM SÖZLEŞMESİNİN 51. MADDESİ

Gerçekleşmesi durumunda Tahran’ın güçlü siber saldırılara nasıl cevap vereceği henüz belli değil. İran hükümeti, kendi hava sahasına girdiği için vurduğu ABD casus uçağı için yasal yollara başvurmayı düşünüyor. Bunun dışında ise İranlı yetkililer hâlâ tepkilerini açıkça ortaya koymuyorlar. İran Devrim Muhafızları komutanlarından biri “Savaştan kaçınmak için bunu lafla değil eylemle göstermek gerekir” diyor ve yanlış bir eylemin ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Aslında Batı standartlarına göre Tahran, ABD’nin siber saldırılarına askeri saldırı ile karşılık verme hakkına sahip durumda. Geçen yıl Almanya hükümeti açıkça, “Belirli koşullar altında siber operasyon aynı zamanda BM sözleşmesinin 51’inci maddesine bağlı olarak silahlı saldırı mahiyeti taşıyabilir. Böyle bir saldırıya Almanya Cumhuriyeti izin verilen tüm askeri yollarla karşılık verebilir” demişti. Bunun Berlin için geçerli Tahran için ise geçersiz olması beklenemez. Aslına bakılırsa İran son dönemde oldukça siber savaş yeteneği geliştirdi. Washington büyük olasılıkla İran’ın bir karşı saldırısına yeni saldırılarla cevap vereceği için kontrolsüz bir savaş çılgınlığıyla karşı karşıya olunduğu açık.

AKTİF SAVUNMA

Ortadoğu, ilk kapsamlı siber savaş tehdidiyle karşı karşıyayken Almanya kendi siber saldırılarının koşullarını yaratmaya çalışıyor. Mayıs ayında Berlin’in Avrupa Parlamentosu seçimlerinden hemen sonra, yurt dışından kendine yönelik saldırıları durdurmak için, siber saldırıları yasallaştıracağı bildirildi. Kısa bir süre önce, İçişleri Bakanlığı Siber ve Bilgi Güvenliği Bölümü Başkanı Andreas Könen alternatif yoksa, “Siber saldırıların üstesinden gelmek için “Saldırgan sistemlerin çökertilmesinin” yani “Aktif siber savunma önlemlerinin uygulanmasının” zorunlu olduğunu söyledi. “Aktif savunma” terimi genellikle “hacker ataklarını” tanımlar. Könen, talebini açıkça Almanya’nın pek de istemediği “askeri” senaryolara bağlasa da Savunma Bakanlığı, 2018 nisan ayında ordunun siber biriminin artık “Siber alanda faaliyet gösterebildiğini” açıklamıştı. Bu askeri jargonda, kendi siber saldırılarını yapabildiği anlamına gelir.

DÜNYA GÜCÜ OLMA PROGRAMI

Kendi siber saldırı kapasite ve yeteneğini güçlendirmeye yönelik çabalar, Almanya’nın ABD-İran çatışmasında izlediği politikayla örtüşüyor. ABD’ye karşı kendi Ortadoğu politikasını dayatmaya çalışıyor. Bunun şu ana kadar başarılı olmaması, geçtiğimiz hafta önde gelen bir Alman dış politika yorumcusu tarafından; “Ülkenin ve de AB’nin henüz bir dünya gücü haline gelmemiş olmasına” bağlandı. “Kendi çıkarlarına ve politikalarına ulaşmak için, Almanya’nın ve Birliğin çok şey yapması gerekiyor.” 

Dünya gücü haline gelebilmek tabii ki askeri açıdan da güçlenmek demek. Bu yönde “Paris ve Berlin’in başlattığı silahlanma projeleri” var. Berlin’in gelecekte kendi siber savaşlarını yönetme çabası, şu anda Ortadoğu’daki savaş tehlikesi gibi, savaşları da sürdürebilme gücüne sahip olma çabası olarak değerlendirilmelidir.

(Çeviren: Semra Çelik)


ALMANYA-FRANSA KRİZİ HİÇBİR ZAMAN BU KADAR DERİN OLMADI

Patrick MARTIN-GENIER
Huffingtonpost

Bu sefer krizin üstü örtülemez, herkesin gözü önünde patladı. Emmanuel Macron’un, Avrupa halkçı sağ (PPE) ve Angela Merkel’in CDU/CSU’nun Adayı Manfred Weber’e karşı sert eleştirisi Almanya’da kötü bir şekilde algılandı. 

Merkel süslenmiş kelimelerin ardında Fransa-Almanya ilişkileri, Avrupa sorunlarını çözme, onu yönetmeye çalışma yöntemi, hatta düşünce tarzı konusunda bile Fransız Cumhurbaşkanı ile arasında farklılıkların olduğunu daha önceden zaten belirtmişti. Alman ekonomik ve mali çevreleri gibi o da Fransa’nın kendisini reforme edememesi ve sosyal önlemlerle kamu borcunun katı idaresinden çıkılmasından büyük bir hayal kırıklığına uğradığını belirtmişti. Birkaç ay önce, Fransız Cumhurbaşkanı basın aracılığıyla Avrupa Parlamentosu kampanyasını başlattığında, AKK diye adlandırılan CDU’nun Yeni Şefi Annegret Kramp-Karrenbauer, Fransa Cumhurbaşkanının düşüncelerine diplomatik olmayan kavramlarla karşı çıkmıştı, Alman hükümetinde olmadığından bunu yapabilirdi. 

AKK İLE BOZUK İLİŞKİLER

Aslında bu cevap bile Fransa-Almanya ilişkisinin ne kadar bozuk olduğunu gösteriyordu. Elize Sarayı’na Emmanuel Macron’u ziyarete geldiğinde, Fransız başkan bu siyasi sorumlunun önemli olduğunu anlamış ve onu Avrupa düşüncelerinin ne kadar doğru olduğu konusunda ikna etmeye çalışmıştı. Aralarındaki diyalog samimi olmuş ve daha sonra basına sızdırılanlara bakılırsa, aralarındaki farklılık hiçbir süsleme olmadan açıkça belirtilmiş. 

Birkaç gün sonra AKK, Emmanuel Macron’un istediği uluslar ötesi listelerin mümkün olmasını ancak Fransa’nın Manfred Weber’in Avrupa Komisyonu başkanı olarak kabul etmesine bağlamıştı. Fakat kriz, hafta basında CDU/CSU, Avrupa Parlamentosu Delegasyon Başkanı Daniel Caspary’nin Alman gazetelerine sert bir demeç vermesiyle, doruğa ulaştı. 

Birçok siyasi sorumlu gibi Daniel Caspary’de, Emmanuel Macron’un Manfred Weber konusuna bu kadar hor görülü davranmasından hiç de memnun kalmadı ve Fransız Cumhurbaşkanını “revizyonist”, “Almanya düşmanı” ve hatta “Avrupa demokrasisini yok etmeye çalışmak”la suçladı. Bu demeç, sınırsız konuşma ülke arasında uçurumun ne kadar derinleştiğini gösteriyor. 

Kısacası, Fransa-Almanya ilişkisi geçmişte de kimi sıkıntılar yaşamış olsa bile hiçbir zaman bu kadar derin ve kamuoyu önünde yaşanmamıştı. Kuskusuz iki tarafın da bunda bir sorumluluğu vardır, fakat karşılıklı verilen demeçlerin tonu gerilimi yumuşatmaya hizmet etmiyor. Kuşkusuz bu durum olağanüstü Avrupa konseyinin işini zorlaştıracaktır. 

(Çeviren: Deniz Uztopal)


BRİTANYA’DA ESNEK EKONOMİDE ÇALIŞAN EMEKÇİ SAYISI İKİYE KATLANDI

Richard PARTINGON
The Guardian

Giderek güvensizleşen çalışma ortamını gözler önüne seren bir rapora göre Britanya’da patlama gösteren esnek ekonomide çalışan emekçi sayısı son üç yılda ikiye katlanarak 4.7 milyon işçiye ulaştı.

TUC (Sendikalar Kongresi) ve Hertfordshire Üniversitesi ortak raporuna göre, 2016’da her 20 işçiden biri esnek çalışma platformlarında çalışırken bu oran şimdi 10’da 1. Rapora göre, Uber ve Deliveroo gibi dijital platformlar çalışma hayatında büyük değişikliklere yol açtı fakat alışılagelmiş 9’dan 5’e çalışma şekli hızla ortadan kalkarken işçi haklarında ilerleme bunun çok gerisinde. TUC Genel Sekreteri Frances O’Grady esnek çalışma patlamasının birçok işçi için iki yakasını bir araya getirme mücadelesine dönüştüğünü belirtiyor. “İş dünyası hızla değişiyor ve emekçi güvenliği mevcut değil.” 

İtalya, İspanya ve İsveç dahil 13 Avrupa ülkesini kapsayan araştırmada Britanya’da yaşayan, 16 ve 75 yaş arası 2 bin 235 yetişkin yer almış. Verilere göre haftada en az bir kere internet platformu için çalışmış olanların oranı üç yıl önce yüzde 4.7 (2.3 milyon emekçi) iken şimdi yüzde 9.6 (4.7 milyon).

2008 finansal krizini takiben yaratılan iş olanakları sayesinde Britanya’da çalışan işçi sayısı 32.75 milyon oldu. Fakat ekonomistler iş hayatının bazıları için riskli hale geldiğini ve yaşam standartlarını tehdit ettiğini belirtiyor. Çalışanlar arasında yoksulluk ve aşevlerinin kullanımı arttı. Britanya’da averaj gelir, enflasyon için ayarlama yapıldığında, kriz öncesi ortalamanın altında.

Eski Merkez Bankası Finansal Poliçe Komite üyesi ve yakın geçmişte güvensizleşen çalışma koşulları üzerine kitabı yayımlanan David Blanchflower, “Esnek ekonomi mutlak kötü diyemeyiz fakat değişen iş koşullarının bir göstergesi, klasik iş alanlarında artan serbest meslek ve kısa dönemli kontratları da göz önüne alınmalı. İşsizlik korkusu arttı; büyük krizde olanlar insanları çok ürküttü. Reel gelirler düşük ve insanlar işlerinin kaybetme endişesi içinde” dedi.

Gölge Maliye Bakanı John McDonnell ise “Muhafazakar parti liderlik adayları yüksek gelirlilerin vergilerini düşürme yarışındayken güvensiz ve geçici işlerde çalışan bir çoğunun gerçekliği çok farklı” diyor.

Araştırmaya göre gençlerin dijital platformlarda çalışma olasılığı daha yüksek; haftada en az bir gün çalışanların üçte ikisi 16 ve 34 yaşları arasında. Erkekler kadınlardan daha fazla bu tür işlerde çalışmaya meyilli ve çoğunluk birden fazla platformda çalışmakta. Bu araştırma esnek ekonomi şirketleri ve sendikalar arası yasal birçok mücadeleyi takip ediyor. Örneğin, taşıma şirketi Hermes bu sene, GMB sendikasının açtığı bir davayı takiben, çalışanlarına garantili minimum ücret ve tatil ödemesi hakkını vermeye razı oldu.

(Başbakan) Theresa May’in talep ettiği esnek ekonomi incelemesini takiben hükümet işçi haklarını artırma; daha çok güvence sağlama; ve işçilere tam-zamanlı kontrat isteme hakkı vaadi verdi. Sendikalar ve İşçi Parti ise bu adımların yeterli olmadığını ifade ederken Brexit ise değişimin hızını yavaşlattı. 

RSA Enstitüsü (Thinktank) Genel Müdürü Matthew Taylor 2017’deki inlemesinden bu yana işçi pazarının politikacıların reaksiyonundan çok daha hızlı değiştiğini belirtiyor. Hükümetin değişiklik kararını hatırlatıyor ve yeni başbakanın “Bu ajandayı ele alarak daha hızla koşması” gerektiğini belirtiyor. 

İşçi Partili Parlemento İş Komisyonu Başkanı Rachel Reeves ise şöyle diyor “Hükümet esnek ekonominin sonuçlarıyla ilgilenmekte çok yavaş davrandı ve işçiler sık sık düşük gelir ve güvenliksiz çalışmaya maruz kalmaya devam ediyor.”

(Çeviren: Haldun Sonkaynar)

 

ÖNCEKİ HABER

Batıkent'te kadınlar şenlik düzenledi

SONRAKİ HABER

Bingöl’de havaların serin geçmesi sera verimini düşürdü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa