İMES işçileri: Burası patronlara cennet, işçilere açık cezaevidir!
Fotoğraf: Evrensel

İMES işçileri: Burası patronlara cennet, işçilere açık cezaevidir!

İMES işçileri ile çalışma koşullarını, erken seçimi ve 1 Mayıs’ı konuştuk.

Osman DÜZGİDEN
İstanbul

15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından İMES Sanayi Sitesi ve Dudullu Organize Sanayi Bölgesinde çok şey değişti. Hemen her fabrika ve işyerinde patronlar ‘FETÖ’cü damgası yememek ve AKP Hükümetinin bir dediğini iki etmeyeceklerini göstermek, aynı zamanda OHAL koşullarını kendi lehlerine kullanmak için çalıştırdıkları tüm işçiler hakkında bir nevi güvenlik soruşturması yürüttüler. Her işçinin kimlik, aile kütüğü bilgilerini güncelleyerek, siyasi düşüncelerini fişleyerek yeni bir süreç başlattılar. Yeni işe alınanların da İŞKUR üzerinden gelmesi ya da referansı olması neredeyse zorunlu gibi...

Özellikle OHAL’le birlikte resmi ve sivil polislerin cirit attığı İMES ve organize sanayi bölgesi, işçilerin deyimiyle adeta ‘açık cezaevi’ne çevrildi.

OHAL’in yarattığı zemini de kullanarak tüm işçileri biat etmeye, cuma hutbelerini dinlemeye zorladılar. İşçileri haktan, hukuktan, zam istemekten, sosyal hak talep etmekten uzak tutmaya çalışıyorlar. Kudüs, Aksa ve Afrin için özel hutbeler okunan İMES camiinde bir kez olsun İMES’teki 9 bin, OSB’deki 45 bin işçinin sorunları için ise tek kelam edilmedi. Değil tek bir kelam etmek, iş kazasında işçinin yaralanmasını, sakatlanmasını, hayatını yitirmesini, kanser olmasını, işten atılmasını ‘kader’ diye onayladılar. Patronları ‘velinimet’ diye takdim ettiler.

İMES’te hak yok, hukuk yok, iş güvencesi yok, işçi sağlığı ve iş güvenliği yok. Ağır çalışma koşulları var, fazla mesailerin ödenmemesi var, asgari ücret var; ikramiye yok, servis yok, yemek, yol parası yok, yeni işe başlayanların emekli olma şansı yok... Kuralsızlık had safhada. Esnek çalışmanın, güvencesiz çalışmanın tüm modelleri harfiyen uygulanıyor. İşçiler fiilen günde en az 10 saat çalıştırılıyor.

Bu koşullarda acaba işçiler 1 Mayıs hakkında ne düşünüyor? Taleplerini haykırmak için 1 Mayıs’a hazırlanıyorlar mı? 24 Haziran’da yapılacak baskın seçim hakkında ne düşünüyorlar? Ekonomik gidişatı nasıl değerlendiriyorlar? İşçi konfederasyonlarının 1 Mayıs kutlamalarındaki tavrına nasıl bakıyorlar?

Benzeri sorulara cevap alabilmek için İMES’te farklı işyerlerinden işçilerle sohbet ettik.  

KORKUDAN ZAM İSTEYEMİYORUZ

A blokta çalışan işçilerden Bayram Özcan Atacan, işçi ve memur sendikalarının bir kısmının Hatay’da, bir kısmının Erzurum da 1 Mayıs kutlama kararları almalarına tepki gösteriyor: “Bu işçi konfederasyonları işçiler birlik olmasın, güçlü bir çıkış yapmasın diye bölücülük yapıyorlar. AKP’ye hizmet ediyorlar. Hizmet ettiler de ne oldu? En son şeker fabrikaları kalmıştı şimdi o fabrikalar da arsa değerine satıldı. 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü ise işçiler bir arada olmalı, sendikalarda bir arada olmalı. Ben bu sendika konfederasyonlarına, sendika başkanlarına hakkımı helal etmiyorum, aldıkları ücretler haram olsun onlara.”

Sendika temsilcilerinin, gelmeleri halinde İMES’te hiçbir işçinin mutlu olmadığını, her işçinin borç batağında olduğunu, kimsenin geçinemediğini göreceklerini belirten Atacan sözlerini şöyle sürdürdü: “Korkudan zam isteyemiyoruz. İşe girerken savcılıktan temiz kağıdı getirdim, 15 Temmuz’dan 6 ay sonra yeniden istediler. Ailede FETO’cü var mı diye sorup soruşturdular beni. Bu nasıl bir adalet, bu nasıl bir hukuk. Ben hukuk devleti olduğuna inanmıyorum Türkiye’nin.”  

A bloktan Karadenizli İşçi Haluk Özbilir, 20 yıldır İMES’te çalıştığını hiçbir sendikanın gelip çalışma yapmadığını belirterek “Burası sömürü cennetidir, bu cennette yaşayanlar patronlardır. Benim gibi işçiler de azap, cefa, işkence çekiyor. Zam isteyemiyoruz, metal parçaları elimizi parçalıyor, gözlerimize kaçıyor, toz dumanın içinde korumasız çalışıyoruz. 1 Mayıs işçilerin bayramı ise niye sendikalar gelip bize anlatmıyor? Bizi 1 Mayıs’a götürmüyor.  Kim işçileri birleştirmez ayırır, ayrımcılık yapar, bölerse o haindir” dedi.  

OHAL BİZE VAR, PATRONLARA YOK, BU ADALET Mİ?

Siyasi düşüncesinin MHP’ye yakın olduğunu söyleyen Haluk Özbilir, “Ama artık hiçbir partiye inanmıyorum, güvenmiyorum” diye konuştu. İktidarın emekçilere yönelik politikalarını ise şöyle eleştirdi: “İktidar oldu ilk işi işçileri ezmek oldu. İşçi grev yapamıyor, hakkını arayamıyor neymiş OHAL var. OHAL bize var, patronlara yok. Böyle adalet olur mu hiç? 1 Mayıs’ta tüm işçileri birlik olmaya o parti bu parti dememeye çağırıyorum.”

B blokta tornacılık yapan Kastamonulu Samim Değer, 1 Mayıs İşçi Bayramı’ndan haberi olmayan, hangi haklara sahip olduğunu bilmeyen çok sayıda işçinin olduğunu söyleyerek sendikaların ilgisizliğini eleştirdi: “15 yıldır burada çalışıyorum. 15 yıldan bu yana İMES’te bir sendikacıya rastlamadım. Gelip de örgütlenin bir araya gelin diyen bir işçi sendikası olmadı.”

RESMİ TATİL AMA BİZ ÇALIŞTIRILIYORUZ

Samim Değer’in 1 Mayıs’a dair düşünceleri şöyle: “1 Mayıs hakkında bilgim var. Her yıl sağ olsun televizyonlar verip duruyor. Yok orasını kırdılar burasını kırdılar diye. 1 Mayıs İşçi Bayramı’dır. O gün kanunen resmi tatildir. Ama İMES yönetimi bizim patronlar buna uymuyorlar. Bizi 1 Mayıs günü özellikle çalıştırıyorlar. Kanunen hak aslında suçu onlar işliyor ama biz suçlu oluyoruz. İşçileri kim bölüyorsa, ben CHP’liyim, CHP bölüyorsa CHP, DİSK bölüyorsa DİSK... onlar da bölücüdür. Kim birlik diyorsa onun yanında olacağım. 1 Mayıs da Maltepe mitingine katılacağım.”

İki kez 1 Mayıs mitingine gittiğini anlatan Sinop Ayancıklı Şükrü Tuna, ağır çalışma koşullarının kendilerini teslim aldığını şu cümlelerle özetledi: “İMES işçisi her şeyin farkında ama örgütsüz. Patronlar bizi o kadar çok çalıştırıyorlar ki, ne kitap ne gazete okuyabiliyoruz. Televizyon bile izleyemiyoruz. İş Kanunu’nu bilmiyoruz. İşten çıkarılınca ne hakkımız var onu bile bilmiyoruz. 1 Mayıs ne anlama geliyor niye İşçi Bayramı’dır deseniz 100 işçiden 10 tanesi bilir. İMES işçisinin söz hakkı yok. OHAL’den bu yana kimse korkudan zam talebinde bulunmuyor. Derdini şikayetini bile yapmıyor.”

1 Mayıs’ta birlikte hareket etmeyen sendikalara da ateş püskürdü: “İşçi konfederasyonları ayrı ayrı 1 Mayıs kutluyorlarsa yazıklar olsun onlara!”

AKP’Yİ DESTEKLEDİM AMA FATURASI BİZE ÇIKAN SAVAŞI DESTEKLEMİYORUM

C Blokta kauçuk sanayi ürünleri üreten atölyede çalışan Ramazan Saydam, çalışma koşullarının insanlık dışı olduğunu, hiçbir koruyucu tedbir alınmadan çalıştırıldıklarını, kronik akciğer hastalıkları ile boğuştuklarını belirterek isyan etti: “Ekonomi kötüye gidiyor. Ücretlerimiz eriyor, eşlerimiz pazar yapamıyor. Üniversite bitirmiş oğlum iş bulamıyor. Memlekette birkaç yüz aile trilyoner oluyor benim gibi gece gündüz çalışan işçi de sefil oluyor. Böyle büyümenin de böyle güçlü Türkiye’nin de bir hükmü yok.”

Ramazan Saydam hükümetin Suriye politikasını da eleştirdi: “İyi güzel operasyon yapıyorsun, bomba atıyorsun, bombardıman yapıyorsun memleketin bekası için diyorsun, sonra gelip faturasını benim gibi gariban işçiden çıkarıyorsun. Bu hakka reva mıdır? Hükümet iktidarını sağlamlaştıracak benim param pul olacak, açlıkla terbiye edileceğim. Bu nasıl bir hakkaniyettir. Savaşta kimin çıkarı var silah tüccarlarının. Ben ne Amerika için ne de Rusya için gidip Suriye’de olmam. Hükümet yanlış yapıyor. AKP’yi üç dönem destekledim şimdi oyumu İyi Partiye vereceğim.”

Fotoğraf: Evrensel

ERKEN SEÇİM SAVAŞ VE EKONOMİ İLE İLGİLİ

C BLOKTA çalışan Metal Teknik Döküm İşçisi Süleyman Poyraz da operasyona itiraz eden işçilerden. ‘Bizim Suriye de ne işimiz var, Kürtlerle niye savaşıyoruz, 1000 yıldır birlikte olduğum insanları niye öldüreyim?’ diye soruyor.

Öldürmenin de bombanın da bir faturası olduğunu vurgulayan Poyraz, “Faturasını ben ödüyorum, kazancını ise silah tüccarı yapıyor. Hiç iyiye gitmiyor ülke. Herkes mutsuz. Herkes tedirgin yarın ne olacağını bilmiyoruz. Fakirleşiyoruz. 40 lira ile pazar alışverişi yapıyordum şimdi 100 lira ile yapıyorum. Ekonomik büyüme bu mu? Hep kandırılıyoruz. Enayi değiliz. Her kurşunun bir faturası var. Kimse ölmesin, kimse kurşun da atmasın ben de fatura ödemeyeyim.”

C blokta çalışan Kayserili İşçi Osman Altan da, ‘Suriye ye oraya buraya giriyoruz da ne oluyor?’ diye sorduktan sonra “Ben mutfağımdan biliyorum ekonominin iyi gitmediğini. Fazla öteye gitmeye gerek yok. Herkes borçlu. İMES de borçlu olmayan faiz ödemeyen, kredi ile yaşamayan tek bir işçi yok. Ben 21 yıllık işçiyim ücretim 2 bin 750 lira. Bununla 4 çocuk geçindir. 1000 lira kira elektrik, su telefon ve öteki faturalarla 1600 lira ödüyorum. Her ay 500 lira da kredi borcu ödüyorum. Ölmeden yaşıyoruz sürünüyoruz. Buysa ekonominin büyümesi insana gülerler. Kriz var, esnaf iflas ediyor. Patronların çoğu bile sıcak para çeviremiyor. Bankadan kredi alarak işçisine maaş ödeyen patronlar var onlar bile ağlıyor. Ekonomik gidişat hayra alamet değil. Zaten hükümetin seçim kararı da bunun için.”

İKİ FARKLI BAKIŞ: REİS İSTİKRAR GETİR, İSTİKRARI UNUTUN

E BLOKTA çalışan Döküm İşçisi Mehmet Ustaoğlu 24 Haziran seçimlerinin iyi olacağını, düşünenlerden. “Reisimiz tam yetkili olursa ülke o kadar büyür. Bir daha terör merör olmaz. Ben bu seçim kararını destekliyorum. Suriye’ye girdik, Afrin’e girdik herkes Türk’ün gücünü gördü. Bundan daha ne iyi olabilir ki? Bu seçim hayırlı olacak memlekete” dedi.

D blokta çalışan Döküm İşçisi İdris Anıt ise tam tersini düşünüyor. Seçimlerin istikrar getirmediğini, 16 yıldır aynı hükümetin iş başında olduğunu, istedikleri her şeyi yaptıklarını ama hâlâ istikrar ihtiyacı olduğunu vurguladı.

MUHAFAZAKARIM GİDİŞATTAN ENDİŞELİYİM

Kendini “Ben muhafazakar biriyim” diye tanımlayan D blokta dökümhanede çalışan Kastamonu İnebolulu Mustafa Türkyılmaz, “26 yıldır burada döküm ustası olarak çalışıyorum böyle bir oyun, böyle bir dolap çeviren hükümet görmedim. Her şey mubah diyerek hareket ediyor. Dün Bahçeli ile Erdoğan birbirine dediğini bırakmıyordu, şimdi kim muhalefet ediyorsa onlara demediklerini bırakmıyorlar” dedi.

24 Haziran seçimlerine ilişkin “Bu baskın bir seçimdir. Galibi de henüz belli değil. Ama endişeliyim uçurum kenarına geliriz diye korkuyorum. Kutuplaşma had safhada, komşu komşuya güvenmiyor. Tek parti rejimine doğru gidiyoruz. Herkesle kavgalı bir hükümet var. 24 Haziran istikrar getirmez istikrarsızlığın başlangıcı olabilir” dedi.

D blokta dökümhanede çalışan Şahin Turan da, “Neyin istikrarı. Hükümet her istediğini yapıyor ve alıyor. İstediklerinde savaş ilan ediyorlar, istediklerinde insanları içeri atıyorlar. Bundan daha ötesi var mı? 24 Haziran kutuplaşmayı hızlandırır, inanın iç savaşa bizi götürür. Ha buna inanın. Bu gidişata dur denilmezse, muhalefet 16 Nisan referandumunda olduğu gibi birleşmezse AKP-MHP istediğini alır ve yapar. Memleket de uçurumun eşiğine gelir, kimsede huzur kalmaz” diyerek iktidar karşısında birlik çağrısı yaptı.

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Nisan 2018 22:05
www.evrensel.net