Kapitalist sömürü devam ettikçe  Ekim Devrimi günceldir!

Kapitalist sömürü devam ettikçe Ekim Devrimi günceldir!

Ekim Devrimi’nin 100. yılı vesilesiyle Teori ve Eylem dergisi “Güncel bir Alternatif: Sosyalizm” konferansı düzenledi.

Can Deniz ERALDEMİR
İstanbul

Ekim Devrimi’nin 100. yılı vesilesiyle Teori ve Eylem dergisi “Güncel bir Alternatif: Sosyalizm” konferansı düzenledi. İki oturumdan oluşan konferansa İskender Bayhan, Avukat Cevriye Aydın, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ateş Uslu, Yrd. Doç. Ertan Erol, Doç. Dr. Hakan Güneş, Teori ve Eylem Dergisi Yazarı Arif Koşar konuşmacı olarak katıldı.

Ayşen Güven’in moderatörlüğünü yaptığı “Ekim Devrimi: Tarihsel Deneyimler” konulu ilk oturumda ilk sunumu İskender Bayhan yaptı. Bayhan Ekim Devrimi ile işçi sınıfının kazandığı zaferin aynı zamanda tarihsel ve diyalektik materyalizmin kazandığı bir zafer olduğunu ifade etti. “Devrimden önceki üç yüz yıla bakıldığında yoğun baskı ve şiddet politikalarıyla Romanov hanedanlığının yönettiği Çarlık otokrasisinin egemenliğinde İngiliz ve Fransız sermayesinin etkisiyle kapitalistleşmeye başlayan bir feodal imparatorluk görüleceğini” belirten Bayhan, dönemin Rus imparatorluğunun politik ve sosyolojik boyutuyla bir “halklar  hapishanesi” olarak tanımlandığını, edebiyat ve sanatta yokluk ve yoksullukla anlatıldığını, köylü komünleri ve halkçı sosyalizm arayışlarının sıklıkla ifade edildiğini belirtti. 1870’lere gelindiğinde işçi sınıfının kendini gösterdiğini hatırlatan Bayhan, “Gittikçe yükselen sınıf savaşlarında, Petrograd gibi işçi sınıfının yoğun olduğu yerlerde iradi öznenin etkisiyle kendi temsilcileri ve kendi sözüyle kendi geleceğine müdahale etmek için raslantısal olmayan bir kendiliğindencilikle Sovyetler ortaya çıktı” dedi. 

‘TARİHİN GÖRDÜĞÜ EN İLERİ EŞİTLİK’

Teori ve eylem panel (evrensel)

“Ekim Devrimi ve Kadınlar” başlıklı sunumunda Cevriye Aydın da devrimden önce halkların yüzde 80’inin okuma yazma bilmediğini, bilenler içinde de kadın oranının çok küçük olduğunu hatırlatırken, “Kız çocuklarını okutabilenler sadece aristokratlar ve zenginlerdi”dedi. Devrimden sadece dört gün sonra eşit işe eşit ücret hakkının tanındığını vurgulayan Aydın, “Bizde anlaşmalı boşanma 2001’de ancak geldi, 1917’de ise Sovyetler Birliğinde kadınlar bu hakkı kullanmaya başlamıştı” dedi. Kadının sosyal, kültürel, ekonomik konumunun güçlendirildiğini kaydeden Aydın, “Tarihin gördüğü en ileri eşitlik, bugünün gelişkin kapitalistlerinden çok çok daha ilerisi idi.” dedi.

Doç. Dr. Ateş Uslu ise “Bolşevik Siyasal Düşünce: Tartışmalar, Süreklilikler, Kopuşlar” başlıklı sunumunda Ekim Devrimi öncesinde süren tartışmalar eşliğinde ideolojinin olanakları değerlendirme ve  değiştirme gücüne işaret etti. Dönemin bütün tartışmalarının “nihai hedefe” ulaşmak üstünden sürdürüldüğünü ve çeşitli konumların bu hedef doğrultusunda alındığını hatırlatan Uslu, farklı dönemlerdeki tartışmalara ilişkin genel bir çerçeve çizdi. Lenin’in 1905 devriminden sonra tekrar Hegel okumalarıyla özne ve nesnellik arasındaki ilişki ve sıçramalar üstüne çalıştığına dikkat çeken Ateş Uslu, “Lenin’in kitapları yahut sözleri günümüzde değerlendirilirken, bazen tarih dışı bir değerlendirme yapılıyor” dedi. Lenin’in kalıplaşmış teorinin griliğinden değil, yaşamın renkliliğini gören bir teoriye vurgu yaptığını ifade etti.

GÜNÜMÜZ MÜCADELELERİ VE EKİM DEVRİMİNİN GÜNCELLİĞİ

Galatasaray Üniversitesinden Dr. Selin Pelek’in moderatörlüğünü yaptığı konferansın ikinci oturumunun başlığı “Günümüz Mücadeleleri ve Ekim Devrimi’nin Güncelliği” idi. İlk konuşmayı “Ekim Devrimi ve Ulusal Siyaset: Dün ve Bugün” başlıklı sunumu ile Doç. Dr. Hakan Güneş yaptı. “Ekim Devrimi’nin merkezi gücü evet, Bolşeviklerdi ama devrim büyük bir koalisyon ile başarıldı” diyen Güneş, devrim sonrasında farklı ulusların yaşadığı bölgelerde kurulan koalisyonları anlattı. “Tek başına iktidarı ele geçiren çekirdek bir Bolşevik partisi doğru bir açıklama olmaz” diyen Güneş başarının temel sebeplerinden birisinin bu çoklu ve farklı kesimlerin yaptığı ittifak olduğunu vurguladı. 

Yrd. Doç. Dr. Ertan Erol ise “Bolivarcı Hareketin Potansiyeli, Sınırları ve Sosyalizm” başlıklı sunumunda Latin Amerika’da devrimci halk hareketlerinin tarihsel gelişim süreçlerini ele alan kapsamlı bir sunum yaptı. 20. yüzyılın başında kapitalizmin krize girdiği bir süreçte, 1910-20 arasındaki Meksika Devrimi gibi ortaya çıkan devrimci süreçlerin yeni bir iktidar ittifakı yarattığı, ancak bir süre sonra da bu ittifakların yeni krizlere yol açtığını ifade etti. Latin Amerika için aslen iki farklı devrimin, Küba ve Allende hükümetinin etkisini gördüklerini belirten Erol, bu iki hareketin birinin silahlı mücadele ile diğerinin ise demokratik yollarla iktidara geldiğini hatırlattı. ABD emperyalizminin bu iki devrime hemen saldırdığını hatırlatan Erol, Küba’nın buna direndiğini fakat Allende hükümetinin direnemediğini ifade etti. Erol, bu devrimci hareketlerin çoğunlukla temel talebinin toprak yahut maden gibi yerel kaynakların kamulaştırılması ile ilişkili olduğu, burjuva nitelikli devrimler olduğunu, aynı zamanda halkçı bir yanının da olduğu kaydetti. Son dönemde Latin Amerika’daki ilerici hareketler ve iktidarların önemli toplumsal ve siyasal reformlara imza attığını ancak, bazı temel sorunları çözmekte yeterince başarılı olamadığını kaydetti. 

Teori ve Eylem Dergisi Yazarı Arif Koşar ise “Sınıfsız Devrim Arayışlarının Eleştirisi ya da Marksizm’in Güncelliği” başlıklı sunumunda; üç toplumsal hareketin deneyimleri üzerinden sınıfsız devrim arayışlarının tüm söylemlerine rağmen kapitalizm sınırları içinde kaldığını ifade etti. Koşar bu açıdan, Latin Amerika’daki özelleştirme karşıtı mücadeleleri, Küreselleşme Karşıtı Hareketleri ve Rojava’daki Kürt halk hareketini ve bunların sosyalizm ötesi kuruluşlar olarak kuramsallaştırma girişimlerini eleştiri konusu yaptı. Bu teorizasyonların Marksizmin eleştirine dayandığı, sosyalizmi devletçilik olarak tanımladığı, iktidarı alma hedefi yerine iktidarı boykot etmeyi önerdiğini belirten Koşar, üretim araçlarını toplumsallaştırılmasını önüne koymayan, bu açından da sömürülen sınıflara dayanmayan hareketlerin kapitalist piyasa ilişkilerine yeniden entegre olduğunu ifade etti, “Nihaî hedefi yok sayan, ama hareketi her şey sayan” bu anlayış ya da “sosyalizmsiz bir komünizm söylevi kaçınılmaz olarak kapitalist bir kooperatifçiliğe dönüşmektedir” dedi. 

Panelin her iki oturumu da Teori ve Eylem Dergisinin Facebook hesabından video halinde izlenebilir.
 

www.evrensel.net