‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü

‘Kağnı’da Sabahattin Ali Öykücülüğü

Prof. Dr. Ulaş Başar Gezgin, Türkiye edebiyatının usta yazarlarından Sabahattin Ali’nin 'Kağnı’ kitabını yazdı.

Prof.Dr. Ulaş Başar GEZGİN
[email protected]

Sabahattin Ali’nin (1907-1948) ‘Kağnı’ (1936) adlı öykü kitabının ilk öyküsü, aynı adı taşıyor. ‘Kağnı’ (1935) adlı öyküde, köyde bir cinayet işlenir. Öldürülenin yaşlı anası dava açmasın diye, imam, arabuluculuk yapar. Ağa, kadına sus payı olarak keçi ve yiyecek gönderir. Açık uçlu biten bir öykü; hatta “ortasında bitmiş” bile diyebiliriz.

‘Kamyon’ (1935) adlı öyküde, beş parası olmayan bir köylü genç, kamyon arkasında İzmir’e gidecektir. Peki ama yol parası sorununu nasıl çözecektir? Önceki öyküdeki gibi üçüncü tekilden anlatılan ‘Kamyon’da, yine “ortasında bitmiş” havası var. Ali’nin kronolojik olarak önce gelen ‘Değirmen’ adlı öykü kitabında olay bütünlüğü vardı; bu kitabın ilk iki öyküsünde ise, başka bir tarz denediği anlaşılıyor.

‘Kafakağıdı’ (1936) adlı öyküde, başkişi, mahkum. Hapishaneye ‘bir sürü adam’ın getirilmesini anlatıyor. Onların yol parası borcu için hapse atıldığı tahmin ediliyor. Başkişi, bunlardan en yaşlı olanına yanaşır; neden burada olduklarının öyküsünü dinler…

GRAMOFON AVRAT

‘Gramofon Avrat’ (1935) adlı öykünün daha sonra filmi de çekilmişti (1987). Yusuf Kurçenli’nin yönettiği filmde, Türkan Şoray başroldeydi. Bu öykü, gerçekte, bir romanın öğelerini taşıyor. ‘Gramofon Avrat’ bir seks işçisini konu alıyor. Faytoncu ona aşık oluyor. Ancak bu aşkın sonu nereye varacaktır? Benzer bir izleği ilerleyen yıllarda Füruzan’ın yine filme çekilen ‘Ah Güzel İstanbul’ adlı yapıtında da görüyoruz.

‘Arap Hayri’ (1935) adlı öyküde, girişte, Anadolu’da birbirine benzemez birçok insanın yaşadığı ve taşrada yaşanmadan, yalnızca birkaç gün kalarak taşra yaşamının anlaşılamayacağı ustaca bir biçimde dile getirilir ve böylece asıl öyküye geçilir. Boyacı olan Arap Hayri, tozlu kasabada hep aranan bir isim. Tiyatro kumpanyası geldiğinde ise, onlardan biri gibi oluyor, perdecilik yapıyor. Öykü, bir aşk anlatısına dönüşecektir. Fakat bu öykü de, “ortasında bitmiş” havası veriyor.

‘Bir Şaka’ (1935) adlı öykü, hapishanede geçiyor. Bacanağını vurmuş olan 35 yaşlarındaki Cavit Bey’in hapishane yaşamı betimleniyor… Birinci tekilden anlatılan öyküde başkişinin (büyük olasılıkla Sabahattin Ali’nin ta kendisi) Cavit Bey’e daha sonra çok utanacağı bir şaka yaptığını görürüz. Öykünün sonunda bu şakanın karşılığını bulacak; İstanbul diye Sinop’a nakledilecektir.

DUVAR

‘Duvar’ (1936) adlı öykü, ‘Bir Şaka’nın devamı izlenimi veriyor. Başkişi, ‘Bir Şaka’nın sonunda Sinop’a gönderilmiştir. Bu öykü de, Sinop’ta geçiyor. Yazar, Sinop Hapishanesi’nin zorluğunu anlatır: Deniz kıyısı, bol martılı, güzel manzaralı bu kale-hapishane, özgürlüğe bu kadar yakın hissederken özgür olamama hissini getirmekte; yazara azap vermektedir. Kır saçlı bir mahkumdan yarı-başarılı yarı-başarısız bir firar öyküsü dinler. Yıllar önce, 2 kafadardan biri, jandarma kurşunundan korkup koğuşa dönmüştür; arkadaşı ise firarda ısrar etmiş; herhalde çoktan ailesini kurup çoluğa çocuğa karışmıştır. Sürprizli bir son bizi bekler.

‘Pazarcı’ (1935) adlı öyküde, bir yüzbaşının emeklilikten sonra esnaflık yapması konu edilir. Yıllar geçip çocuklar büyüyünce, iki yakasını bir araya getiremez duruma gelecek ve iflas ederek dükkanı kapatıp pazarcılık yapacaktır. Bir gün pazarcıların yolunu eşkıyalar kesecektir. Yine bizi sürprizli bir son bekleyecektir. Bu öykü de, herhalde, Ali’nin hapishane günlerinden esinlenen bir öykü…

‘Apartman’ (1935) adlı öyküde, çatı aktaran bir emekçi ile hamallık yapan oğlu konu ediliyor. Öyküde, sınıfsal farklar keskin bir biçimde gözlemleniyor.

ARABALAR BEŞ KURUŞA

‘Arabalar Beş Kuruşa’ (1936) adlı öyküde, seyyar satıcı çarşaflı anne ile 8 yaşındaki çocuğu, sokakta oyuncak satarlar. Okuldan arkadaşı olan zengin çocuğunun gelişiyle sınıfsal farklar belirir. İki çocuğun arkadaşlığını zengin çocuğun annesi elbette hoş karşılamayacaktır. Bu, bir çocuk öyküsü olarak da okunabilir.

‘Fikir Arkadaşı’ (1935) adlı öyküde, halkı aşağılayan bir sözde ‘aydın’ın konuşmalarını dinleriz. Bir arkadaşlarının nasıl hapse atıldığını öğreniriz. Karşısındaki ise, arkadaşının avukatıdır. Tekli konuşmadan (monolog) oluşan öyküde, aslında arkadaşlık namına nasıl kötülük yapılabileceği gözler önüne seriliyor.

‘Düşman’ (1936) adlı öyküde, yalnız yaşayan bir adam, bir gün evine girerken eski bir dostunu görecektir. Düşünce suçlusu olan bu eski dost, aranmaktadır. Adam, evde bu eski dostu saklayıp uyuturken, kendini rahatsız edici düşüncelerden alamayacaktır. Sonunda bir karar verir.

BİR SKANDAL

‘Bir Skandal’ (1932) adlı öyküde, başkişi, başka Sabahattin Ali öykülerinde olduğu gibi, taşraya atanmış ‘Nurullah’ adlı bir öğretmendir. İstanbul’da çektiği aşk acısı, onu taşraya sürükleyecektir. Taşrada, çeşitli mesleklerden gelme okumuş yazmış insanlarla sohbetlerini dinleriz. Ali, bunların sert bir eleştirisini sunar:
“Erkekler belki mühendis, belki doktor, belki avukat veya muallim olmuşlardı, fakat bunu bir fikir ihtiyacı olarak değil, iyi karnını doyurmak, iyi giyinmek, güzel karı alabilmek için  yapmışlardı. Yani dimağ gibi en asil bir uzuvlarını midelerine ve tenasül cihazlarına uşak olarak kullanıyorlardı. Yalnız ekmek parası düşünen ve asıl vazifelerini, tefekkür (düşünme) kabiliyetlerini tamamıyla unutarak basit birer makine haline giren bu kafalarda akıl, saf ve maddiyatın dışına çıkabilmiş akıl, artık lüzumsuz bir şeydi. Münevverlerimizde dimağların rolü körbağırsağınkinden daha fazla değildi.
Dünyaya, millete, devlete, vatana dair muayyen ve ezberlenmiş fikirleri vardı ve bunların suya sabuna dokunmamasına azami derecede dikkat ediliyordu.” (Ali, 2002, s.161-162)

Birinci tekilden anlatılan ‘Bir Skandal’da başkişi, orada tanıştığı Beria ile evlenmeye karar verir; fakat planları, İstanbul’dan bir resim öğretmeninin (Şükufe) gelişiyle değişir. Dedikoduyla yatıp kalkan taşraya gelen yeni öğretmen de adeta bir dedikodu makinesi olunca, beklenmedik olaylar gelişecektir. Bu, önceki öykülerin tersine uzun bir öykü…

SONUÇ

Görüldüğü gibi, ‘Kağnı’daki öykülerin çoğu ya hapishanede geçiyor ya da hapishaneyle ilintili bir olay örgüsüne sahip. Ali’nin hapislik döneminden verim aldığını söyleyebiliriz. Belki onu doğrudan toplumsal gerçekçiliğe yönelten de, hapislik döneminde geliştirdiği insan ilişkileri olabilir.

KAYNAK

Sabahattin Ali (2002). Bütün Öyküleri 1: Değirmen, Kağnı, Ses. İstanbul: YKY.

Son Düzenlenme Tarihi: 09 Eylül 2017 23:01
www.evrensel.net
ETİKETLER Sabahattin Ali

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.