Yolcu

Yolcu

Bir şeyleri değiştirmek istiyordu artık. 30’lu yaşlarının ortalarına merdiven dayamıştı. Hayatı boyunca hiçbir şeye etki edememişti...

Alper KAYA

Ne zamandır yolun kenarında, bir arabayı veya en azından ayağını yerden kesecek ve onu A noktasından B noktasına götürecek bir aracı bekliyordu; unutmuştu. Yolun nereden nereye gittiğini bile unutmuştu hatta!

Bazen beklemekten çok sıkılıp birkaç yüz metre yürüyor ancak bu sefer de yoruluyordu. Arkadaş grubu yoktu. Tek başına yürümek de hep sıkıcı ve olduğundan daha yorucu geliyordu. Üstündeki kıyafetleri şöyle bir silkeledi ayağa kalkarken. Biraz daha yürümek istemişti.
Yürürken, o ana dek yanından geçip gitmiş tek tük araçları düşündü.
Bir tanesi, cenaze arabasıydı. Çok ironik!

Ölenle ölünmez ki, diye içinden geçirmişti. Peşi sıra giden bir iki arabanın da maktulün yakınları olduğunu tahmin etmek zor değildi.
Bir tanesi, hapishanelerin nakil araçlarına benzer bir araçtı. İçindeki adamı bir yerden tanır gibi olmuştu ama haberleri de çok uzun zamandır takip etmediği için bilememişti kim olduğunu. Bir siyasetçi olabilirdi veya bir milletvekili…

İçin için sevinmişti o an. Eğer hafızası çok ciddi şekilde yanıltmamışsa onu ve tutuklanan bir milletvekiliyse artık herkese dokunulabiliyor demekti. “Memlekete adalet gelmiş lan!” diye içinden geçirip ellerini ovuşturmuştu. 

Memleketten uzaktı aslında. Ömrü böyle, yollarda geçmişti. Sabit bir ikametgahı yoktu; oy kullanmıyordu. Hatta büyüklerin ‘vatan borcu’ dediği askerliği bile yapmamıştı! Babasını küçükken kaybettiği için ailesine sahip çıkmak zorunda kalmıştı. O askere gitseydi, yaşlı anacığı nereden para bulup buluşturacak; kardeşlerini okutacaktı?

Gittiği her şehirde bulduğu işlerde iyi-kötü demeden ama sigortasız çalışıyordu. Bulduğu paranın tamamına yakınını annesine yolluyordu. Köyünden de o kadar uzaktaydı ki; memleket mi daha uzak yoksa köyü mü, bilemiyordu nicedir.

İkisinin arasında bir fark olduğunu da düşünmüyordu ya, neyse.

Bir şeyleri değiştirmek istiyordu artık. 30’lu yaşlarının ortalarına merdiven dayamıştı. Hayatı boyunca hiçbir şeye etki edememişti, kendi hayatına bile. Bir yerden sonra, gün doldurmak ve ayı döndürmek pek yetmez olmuştu. Evvelden, bu tarz hislere kapıldığında yaptığı tek şey başka bir şehre gitmek olurdu ancak bu kez o da yetmemişti. Yeni bir şehre gidecekti ama sorunlar, kafasındaki soru işaretleri ve dahası… Hepsi onunla gelecekti! Geliyordu da…

O an, uzaklardan gelen bir cümbüşü fark etti. Çok uzaktaydı cümbüş. Bir grup kafa görüyordu sadece. Ufuk çizgisine gözlerini kısıp baktığında bunun yürümekte olan bir grup olduğunu anlaması zor olmamıştı. Şehirlerarası bir yolda yürümek mi?

Kendisi yüz metre yürüdüğünde bunalıyordu ama bu insanlar nasıl olup da aynı kararlılıkla ilerlemeyi sürdürüyordu?

Olduğu yerde kalakaldı. Ta ki grup yanına gelip de kendisini selamlayıp geçene dek.

Bir şeyler yapmalıydı. Ama ne?

Ellerinde taşıdıkları dövizlere baktığında, renkleri içini açmıştı. Beyaz zemine kırmızı yazıyla “Adalet” yazıyordu sadece. Geçip gittiler. Arkalarından gelen birkaç kişilik küçük grup kendi arasında hararetli bir sohbete kapılmıştı. Onu görünce “Yoruldun mu?” diye laf attılar.
Kendi gruplarından sanmış olacaklardı.

Adam, bozuntuya vermedi. Adımlarını sıklaştırıp sohbet etmekte olan gruba katıldı.

Artık bir şeylerin değişiminde pay sahibi olmalıydı.

www.evrensel.net
ETİKETLER Alper KayaYolcu