Ne diyor bu Trump!

Ne diyor bu Trump!

Nuray Sancar, ABD'de seçimi kazanması sürpriz gibi görünen Donald Trump ile ilgili yazdı.

Nuray SANCAR

Patavatsız, nobran ve küstah Trump’ın, seçmenin yarısından fazlasının teveccühünü kazanmış olması, asla tartışılmaz varsayılan kavramların aslında ne kadar da kırılganlaşmış olduğunu gösteriyor. Merkel’in Trump’ın zaferini isteksizce kutlarken kurduğu “demokrasi, özgürlük, hukuka saygı; köken, ten rengi, din, cinsiyet ve cinsel yönelimlerden ve siyasi görüşlerden bağımsız insanların onuru gibi değerlerle birbirine bağlı olan Almanya ve ABD…” cümlesindeki önceliklerin,Trump’a oy veren seçmenler nezdinde hiç de “kurucu”, “açıklayıcı” ve “yönlendirici” olmadığının yüze çarptığı bir dönüm noktası oldu bu seçim. Fransız Devrimi’nden beri, o ilk “Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik” sloganına,  bilcümle yeni jenerasyon insan hakları kriterlerini eklemek suretiyle genişletilmiş şemsiyenin altına, bunca yıldır gönüllü toplanabilmiş ‘baldırı çıplaklar’ın gözü oralarda değilmiş gibi görünüyordu. Irkçı, milliyetçi, kadın ve “cinsel yönelim” düşmanı Trump’ın zaferi, bu değerlerin slogandan başka bir şey olmadığını göstererek “liberal demokrat Avrupa”yı da sarstı. 

Aslında W. Bush zamanında Afganistan ve Irak işgal edilir, ABD içinde de temel değerler askıya alınıp güvenlik politikaları hayata geçirilirken kimse ses çıkarmamıştı. Habeas Corpus metni yırtılıp ülke Guantanomalaştırılır, terörle mücadele adına İslamofobi kışkırtılıp o evrensel değerlerin üstüne kopkoyu bir Evangelist perde çekilirken Avrupa devletlerinin yaptığı tek şey, Önleyici Savaş Doktrininin replikasını çıkarmaya çalışmaktı. Suriyeli göçmenler Akdeniz’den kıtaya sağ çıkmasınlar diye devriye gezen gemiler ise “köken, ten rengi, cinsiyete” bakmadan eşitlik vaat eden bir uygarlık paradigmasıyla palamarlarını koparmışlardı. Yani dünya emekçilerinin kazanılmış değerlerini ayakları altına alıp çiğneyen bir ucube ABD’de palazlanırken, hepsi oradaydı!

Bir bakıma, Trump’ın söyleminin, uzun zamandır ırkçılığın, dinciliğin ve milliyetçiliğin devlet sayesinde popülerleştirildiği bir ülkede yankı uyandırması bir sürpriz değildir. Washington Post muhabirine söyleşi veren Kathy Cramer adlı araştırmacının taşraya yönelik çalışmaları sırasında kendisine aktarılanlardan yaptığı şu alıntı önemlidir:“Şehirlerdeki insanlar bizi anlamıyor. Taşra hayatının neye benzediğini… neyle yüzyüze olduğumuzu anlamıyor. Kimse bizi dinlemiyor, ne düşündüğümüzü sormuyor. Kararlar kentlerde alınıyor ve biz de buna katlanmak zorundayız. Bizim cahil ırkçılar olduğumuzu düşünüyorlar…”* Artık ciddiye alınmadıklarını, önemsenmediklerini düşünen seçmenler yaşadıkları nahoş koşullara ilişkin bir optik kaydırma yapmış, Trump’ın vaatlerinden bölük pörçük bir anlam seti oluşturmuşlardı. Trump bir zamanlar hayata bir mana veren evrensel değerleri ikincilleştiren bir anlam setinin tam ortasında duruyordu. 

Gerçekte olan, taşınan sanayi tesislerinin, kapatılan işletmelerin, iptal edilen ocakların işsiz ve yoksul bıraktığı beyaz ağırlıklı nüfusun giderek yoksullaşması, eşitsizliğin derinleşmesi, “fırsatlar”ın yerinde artık yeller esmesiydi. İşçilere, “işten anladığını” her fırsatta kendi yükselişiyle böbürlenerek gösteren meczub, taşraya iktisadi ve kültürel mesajlar vererek buradan yürüdü. Böyle durumlarda hep olduğu gibi Trump da göçmenler, siyahlar ve kadınlar gibi emek piyasasında zaten dezavantajlı ama aynı zamanda köklü önyargıların da konusu olan kesimleri, bozulan sistemin sorumluları arasına katarak var olan fay hatlarını derinleştirdi. Trump’ın “Çırak” programında sloganlaşan “kovuldun” sözünü söyleyişindeki kibir, hiçe sayıldığını düşünen ABD’linin, defedebilme gücüyle özdeşleşmesini kolaylaştıracak bir gösteren vasfı kazanmış görünüyor. Trump “Yeniden Güçlü Amerika” sloganıyla propaganda meydanlarına çıkarken seçmen de bu slogana, eski sisteme “kovuldun” diyebilmek için sarıldı. 

ESKİNİN ÖLDÜĞÜ, YENİNİN YOKLUĞU…

Buradan Trump’ın zaten yıllardır hazırlanmış bir sosyolojiyi kendine iyi yonttuğu söylenebilir. Altı çoktan oyulmuş geleneksel evrensel değerler teranesiyle uyutulmaktan bıkmış; Trump’ın tekinsiz ve kontrolsüz çıkışlarından, derinleşen eşitsizliğin ancak Müslüman ve Latin göçmenlere, Wall Street’e karşı özel bir kayırılmayla telafi edilebileceği mesajını alan bir yoksul ve büyük kitle bu. Dünya eski söylemlerin etkisini yitirdiği, yeni değerlerin oluşamadığı zamanlarda Nazizmin ve Peronizmin eklektik popülizminin sağ radikal bir hareketi kışkırtmasına aşinadır. Kitleler karşılıksız kalan eşitlik ve kardeşlik gibi taleplerin yerine ulusal kimliklerin “kendine özgü”lüğünün altının çizilmesine, kendi örgütsüzlüklerinin yarattığı bir boşlukta teşne olurlar.

Öte yandan Trump uluslararası ilişkilerin geleneksel kurumlaşma biçimlerinin de iflasın eşiğinde olduğu bir dünyanın mamülüdür. Ortadoğu’da Sykes Picot sınırlarının iğretileşmesi, Brexit’in Avrupa Birlik idealini kuşkulu hale getirmesi, Türkiye’nin BM, NATO, AB çıkışları, Filipinler Devlet Başkanının Obama’ya attığı fırçaların toplamı gözönünde bulundurulursa ABD’nin en önemli ticari anlaşması NAFTA’ya dair Trump’tan gelen ilga talebinin sadece, zaten sarsılmış olan kurumlaşmayı su yüzüne vurduğu söylenebilir. Bu çıkışların egemen güçler ve emekçiler nezdinde tekabül ettiği yer farklı olsa da her iki kesim açısından da dünya düzeninde bir değişim talebinin güçlendiği açıktır. 

20. Yüzyıldaki yerleşik hale gelmiş değerlerin ve hatta yeniden istenen Amerikan Rüyası’nın, dünya egemen sınıfları tarafından dejenerasyonu sürecine kendi emek ürünlerine yabancılaşarak yakalanan Amerikan emekçilerinin bir kısmı, geçmişte bütün bu değerler için mücadele ettiklerini unuttular. Onları köhne bir düzenin nedeni sayarak içine düştükleri boşlukta denizdeki yılana sarıldılar. Kendilerini sömüren sınıf kastını geçmişte ehlileştiren şeyin, kendi örgütlü güçleri ve mücadeleleri olduğunu ıskaladıkları anda ise, sistem bu seçmen kitlesinden bir meczubun arkasına takılabilecek kadar kendi çıkarına yabancılaşmış bir ucube yarattı. 

Dünya bu sürecin bedelini zaten ödüyor, ödemeye de devam edecek. ABD yoksullarının yalancı ve açgözlü tüccarların sisteminden alamayacağı payın, uğruna can verilmiş değerleri yeniden kazanılması gereken bir bakiye olarak yakın geleceğe aktaracağı ise kesin. 

*The Washington Post, 8 Kasım, Jeff Guo: “A New Theory for Trump Voters So Angry”

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.