03 Kasım 2016 08:38

Tepebaşı Dükü’nün yolun başına yolculuğu

Eren Saran, Ali Lidar namıdiğer Tepebaşı Dükü'nün ekim ayında İthaki Yayınları’ndan çıkan 'Yolun Başı' adlı şiir kitabını yazdı.

Paylaş

Eren SARAN
İzmir

Tesirsiz parçalar ile tanıdığımız, Karpuz Kabuğuna Yazılar Yazmak adlı blogundan okuyup sevdiğimiz, Ali Lidar namıdiğer Tepebaşı Dükü ekim ayında İthaki Yayınları’ndan çıkan “Yolun Başı” adlı şiir kitabıyla karşımızda. Ben de dahil birçoğumuzu şiirleri ile yalnızlığına ortak eden şair, bu defa yolun ortasından yolun başına yani çocukluğuna gidiyor, annenin demlediği çayın sıcaklığını duyuyoruz şiirlerinde. Kimileri için kısık bir ses olsa da samimi bir sesleniş onunki… 
Yazmayı seven ama hesapta yokken çıkılan bu yolun yarısında nelerle karşılaştığını, edebiyatı, ülkeyi ve tek tek kişileri aynı samimiyetle konuştuk Ali Lidar’la.

En son kitabın bir şiir kitabı olan Yolun Başı ve bundan önce ise Z Raporu’nu yazmıştın. Bunu aldığın bir z raporundan sonra yeni bir başlangıç olarak mı değerlendirmek gerekiyor?
Aslında yeni bir başlangıç gibi değil. Ama eskiye dönük şiirler var kitapta. Yol metaforu çok anlamda kullanılabilir ben ise kendi yolumu kastettim orada. Çocukluğuma dair daha çok şiir var. Eskiye Elbistan’a Kastamonu’ya dair. Daha çok anımsadıklarımı yazmaya çalıştım Yolun Başı’da. Artık kırk yaşına geldim ve yolun ortasında yolun başını bir daha anımsamak istedim. 

İki şiir iki öykü kitabı.. Biraz anlatabilir misin?
Şöyle Z Raporu kitabında uzun öyküler de denedim. Kısa öyküler ve birkaç anlatı da var. İlk kitap bağımsız blog yazılarından oluşuyordu; Tesirsiz Parçalar. O kitap olarak düşünülmemişti zaten. Onları ben zaten yazıyordum ve İthaki’den Burak peşine düştü ve kitap haline getirelim dedi. Öyle çıktı. Bu yüzden ben aslında dörtte üç kitabım var diyorum. Parçaları ben hiç kitap gibi düşünmedim.  O biraz benim kamuya açtığım günlüğüm gibiydi. 

Peki, ilk kitaptan son kitabınıza geldiğin süreci nasıl değerlendiriyorsun?
Yazmak adına bir iddiam yok daha önce nasıl yazıyorsam yine öyle yazıyorum. Dergilerde yazıyorum Ot, Bavul ve Afili Filintalar diye bir internet oluşumumuz var orada yazıyorum. İzdiham dergide birkaç sayı yazdım. Ama onları kitaplardan önce de yazıyordum. Haliyle bir yazı alışkanlığım vardı. O yazı alışkanlığım çok değişmedi. Bundan sonra birkaç kitap projesi var yine. Onlar da muhtemelen aşağı yukarı aynı tarzda olacaktır.

Yine bir şiir kitabı mı?
Bir proje var aslında Haydar Ergülen’le.  ArtfulLiving diye bir internet oluşumunda ayda bir edebiyat yazıları yazıyorum. Yani çok bilinen yazarların çok bilinmeyen taraflarını yazmaya çalışıyorum. Onları biraz daha derleyip toparlayıp kişisel edebiyat atlası gibi bir şey düşünüyorum. Muhtemelen önümüzdeki nisan ayında olur. Daha sonra da uzun öykü kitabı var kafamda. O arada da belki dergilerde biriken yazıları toparlayıp bir kitaba dönüştürmek istiyorum. Onlar çok dergilerde kalsın istemiyorum çünkü aylık dergiler okunur ve bir kenara atılır. Kitap ise kalıcı olması adına daha önemli…Bir yıl sonrası için de böyle bir planım var. 

Yolun Başı’da tanrı ile konuşuyorsun anneni her zaman anlatıyorsun babanın bir işçi olduğunu biliyoruz ve sen ona biraz kırgın gibisin böyle mi gerçekten?
Babamı çok severim biz şimdi beraber yaşıyoruz ama bazı şeyler geçmiyor. Hepimiz yaşamışızdır. Babalar bazen evin felaketi oluyorlar. Haliyle meselelere annemin tarafından baktım diyebilirim. Daha çok annemden bahsetme nedenim de o. Çünkü annemin beş çocuğu var ve başka da hiçbir şeyi yok diyebilirim. Sadece evde yaşadı ve evde ölecek. Ama babam öyle değildi. Ciddi ciddi yüzünü göremediğimiz zamanlar oluyordu. Belki geçti ama insanın üzerinde yine de etkisi oluyor. Bir de şöyle bir avantajım var yazdıklarımı annem babam okumaz o da rahat yazmama sebep olabiliyor.

‘BU ÜLKE ADALET VE HUKUKTAN YOKSUN’

Evrensel Kültür dergisinin de içerisinde olduğu birçok dergi ve yayın kuruluşu kapatıldı. Daha önce de televizyonlar ve radyolar kapatıldı. Sen bu süreci nasıl değerlendiriyorsun?
İyi olmadığı kesin. Bir derginin bir gazetenin bir ajansın kapatılmasına dair olumlu ne söylenebilir. Elbette ki çok kötü... Yani bu despotik Ortadoğu ülkelerinde olur. Ama şu an hakikaten saçma bir sürecin ortasındayız. Birkaç yıl sonra belki daha düzgün daha derin tahliller yapabileceğiz. 15 Temmuz’da çok ciddi ve travmatik bir şey yaşadık bu korkunç bir şey. Ben olayı hiç öyle hükümete karşı bir darbe girişimi olarak düşünmedim. Bu uzun vadede hepimizi etkiliyor ve etkilemeye devam edecek. Şimdi bu sürece ilişkin bir reaksiyon var ve böyle olağanüstü dönemlerde hukukta askıya alınıyor. Benim söyleyebileceğim en önemli şey adalet ve hukukun olmadığı her şey problemlidir. Bir ülkenin en önemli meselesidir. Bu ülkenin adil ve hukukun gereğini yerine getiren bir ülke olduğuna dair hepimizde kaygılar var. 
Mesela Aslı Erdoğan bizim arkadaşımız şahsen de tanırım ortak işler de yaptık dergilerde… Şu çok kötü içeride hâlâ ve yargılanmış değil. Evrensel bir kural “Geciken adalet,  adalet değildir.” Yargılarsın adilce ve suçluysa bizi de ikna edersin suçlu olduğuna. Ama aylarca süren gözaltılar, bir türlü hazırlanmayan iddianameler bunlar doğru değil. Sonrasında suçlu bile çıksa problem olmaya devam edecektir. Biz bunu daha önce de başka davalarda gördük.  Kapatılan yayın kuruluşları için de bu geçerli. Net bir şekilde gerekçe sunulması lazım. Kapattık, şüphelendik gibi bir açıklama doğru değil. Kamuoyunu seni beni ikna etmeniz lazım. Ben umuyorum ki (Ben fazla safım ama) bu reaksiyonla yapılan saçmalıkların yavaş yavaş önü alınacaktır. Öyle inanmak istiyorum aksi halde nasıl yaşarız?

ÖNCEKİ HABER

Kışanak ve Anlı'nın Avukatı M. E. Aktar: Tutuklama hukuksuz

SONRAKİ HABER

Aliağa Emek ve Barış Şenlikleri'nde emek mücadelesi öne çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa