Bir işçi önderi: Kenan Bilgin

Bir işçi önderi: Kenan Bilgin

"Hani Babuşkin örneği hep verilir ya, Bolşevik devriminde ismi çok bilinmeyen, adı dipnotlarda kalan çok komünist vardır. Kenan öyle bir komünistti."

1994 yılında gözaltında kaybedilen bir işçi önderi bu sayımızdaki portre sayfamızda yer alıyor; Kenan Bilgin. Hem fabrika çalışmasını hem bir işçi önderinin özelliklerini, mücadele koşullarını ve o dönemin özgün yanlarını Kenan Bilgin’in mücadele arkadaşı, Evrensel Basım Yayın Genel Yayın Yönetmeni Cavit Nacitarhan ile konuştuk...

Kenan Bilgin’i tanımakla başlayalım…
1978 yılında ilk kez karşılaştık onunla. O zaman Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği Kadıköy yöneticisiydim. 2-3 aylık bir süre birlikte idik Kenan ile. Şöyle dediğini hatırlıyorum “ben işçi olmak istiyorum” Çok kısa sürede de Kaynarca’ya gitti. Orada petro-kimya alanında bir fabrikada çalışmaya başladı. Hem gençlik çalışması içindeydi hem de fabrikalarda, atölyelerde işçi olarak çalıyordu. 12 Eylül’den hemen önce Kaynarca’da gözaltına alınmıştı. 12 Eylül darbesini cezaevindeyken karşıladı böylece. Sonra aradan yıllar geçti. Biz 1986’da tekrar yan yana geldik. Yine bir fabrika işçisiydi. Yine petro-kimya iş kolunda çalıyordu.

İŞÇİLİKTEN VAZGEÇMEMEK

Gençlik çalışması, fabrika yılları ve partili yaşam içinde nasıl biriydi Kenan Bilgin?
Çok disiplinli bir genç ve işçiydi. Ben onu modern proletaryanın ileri işçilerinden biri olarak değerlendiriyorum. Bilinçli, partili yaşam içinde çok iyi bir yer tutan, işçi olan ve işçilikten asla vazgeçmeyen, işçi sınıfına bağlanmış örgütlü bir örgütçüydü. 

Birkaç örnekle anlatacak olsanız?
Çalıştığı bir fabrikada 15 dakikalık çay molası var. İşçiler bu molayı uzatmak için oyalanıyorlar. Ama Kenan saat dolduğunda tezgahının başında çalışmaya başlıyor. Patron da şöyle yapıyor; akşam mesai süresini uzatıyor. Kenan da şöyle diyor “Arkadaşlar kaytarmak bize göre değil. Bu süre size yetmiyorsa, tavrınızı koyun ve süreyi uzatalım” Sonunda mola sürelerini uzattırmayı başarıyorlar. Kenan bu kez şöyle diyor; “siz bu sefer de kaytarırsanız savunacak bir şeyiniz kalmaz.” Bu bence önemli bir örnek onun tavrı ve disiplini açısından. Çünkü disiplinsiz bir örgütlülük her zaman için boşluklar ve olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bireysel tutum yerine örgütlü ve ortak bir tutumu sergileyince taleplerin nasıl gerçekleşebileceğine ilişkin önemsediğim hep de bahsettiğim bir örnektir. 

İŞÇİ TEMSİLCİLERİNDEN DAHA ÖNDE

Fabrika yaşantısına ilişkin başka anılar var mı Kenan Bilgin’in özelliklerini yansıtan? 
Yine çalıştığı fabrikada işten atmalar vardı; patron şunu demişti “Bu işçileri kışkırtan sensin, bunların elebaşı sensin. Ama seni atamıyorum. Çünkü iş disiplinin ve çalışmanla buradaki temel dayanağım da sensin.” İşyeri baş temsilcileri iş kanuna göre işten atılamazlar, en son atılacak isimlerdir. Patron baş temsilciyi işten atıyor ama Kenan orada durmaya devam ediyor. Patron açısından bakınca kendi çıkarı içindir dedikleri ama Kenan’ın iş yaşamında, parti yaşamında, gençlik örgütlenmesinde hep böyle tavrıyla karşı tarafa boyun eğdiren bir yapısı vardı. Olması gereken de budur diyebiliriz ama Kenan olması gerekenden de daha titiz hareket ederdi. Ünaldı Direnişi’nin kıvılcımları onunla çıkmıştır. Orada yatıp kalkma, sanayi havzalarından çıkmama gibi bir meziyeti vardı. Aslında meziyet de dememek lazım, bir sosyalistin yapması gereken zaten budur. Ama bazı şeyler aşındığı için şimdi olması gerekene üzülerek tırnak içinde meziyet diyebiliyoruz. 

Ünaldı’daki dokuma işçilerinin direnişinden bahsettiniz. Neydi bu direnişi önemli yapan?
1996 idi sanırım direnişin yaşandığı zaman. Ünaldı bir cehennemdi. Otuz bin işçinin çok kötü, ilkel koşullarda çalıştığı bir yerdi. Bizim de örgütlenme alanlarımızın başında gelen bir yerdi. Ünaldı’da örgütlenme ve 1992’deki ilk kıvılcım çok önemli bir umut kaynağı oldu. Zonguldak yürüyüşünün ardından direnişin Ünaldı’da çıkması durgun bir dönemde işçi hareketinin kendisini gösterdiği dönemlerden biri olarak düşünebiliriz. Hem örgütlülük ayağı ve hazırlık aşaması açısından zirve yaptığı daha doğrusu direnişin başladığı tarih olarak önemliydi. Ki aynı dönem Kürdistan açısından önemli bir yükselişin olduğu bir dönemdi. Saldırıların katliamların gözaltında kayıpların işkencelerin çok olduğu bir dönemdi. Ünaldı’daki örgütlenmenin o dönemde ortaya çıkması ve sonuçları o dönem açısından önemliydi. Sadece Ünaldı açısından da değil İstanbul’da organize sanayide ya da diğer işçi havzalarında ortaya çıkan eylemler de öyleydi. 

ELEŞTİRİYİ YAPILAN PRATİK İLE ORTAYA KOYMAK

1986 ve devamındaki yıllar mücadele açısından nasıl yıllardı?
‘86 dönemi önemli bir dönemdi bizim açımızdan. Tasfiyeciliğin kendini gösterdiği, örgütlü mücadeleye saldırdığı, partiye karşı harekete geçtiği bir dönemdi. Tümüyle birliğimizi, partinin program tüzüğü üzerine inşa ederek yola çıktık. Dedik ki biz tüzüğümüz ve programımız neyi gerektiriyorsa onu yapmalı, yürürken tartışmalıyız. O dönemde herkes masa başı tartışmaları yaparken biz mücadeleyi yürüterek bu tartışmaya yanıt vermeyi seçtik. 

Kenan Bilgin kaybedilmeden daha önce göz altına alınmış mıydı?
1992’ de Antep’te Kenan’ı kaybetmek için gözaltına aldılar. Öldü diye işkence hanede bırakıyorlar. Sonra yaşadığını fark edip tedavi ediyorlar. Kenan şöyle anlatmıştı “Bir küvetin içine değişik ilaçlar, kara üzümün çekirdeğini ezip vs koydular. Beni onun içine yatırdılar.” Çünkü vücudu yara bere içindeydi. Kırk gün sonra da savcının karşısına çıkartıp tutukladılar. Cezaevine gittiğinde, cezaevine girişte “hangi koğuşu istiyorsun” diye sorarlar. Kenan orada da hiç ses çıkarmıyor. Çünkü konuşmamak üzere bir tutum almış. Cezaevi yönetimi bile bilmiyor kim olduğunu, hangi örgütün üyesi olduğunu. Neyse sonuçta bir koğuşa yerleşiyor. Oradan bizimkilerin koğuşuna haber yolluyor. Hani Babuşkin örneği hep verilir ya, Bolşevik devriminde ismi çok bilinmeyen, adı dipnotlarda kalan çok fazla komünist vardır. Ben çok önemserim onları. Kenan böyle bir komünistti. 

Faaliyetlerin planlanmasında nasıl bir tutum alırdı?
Bir parantez açayım burada, onu anlatmak üzere bir toplantı yapmıştık. Bir arkadaş “hiç kötü özelliği yok muydu” diye sormuştu. “Vardı” dedim ben de. Şöyle anlatayım onu da; bir gün Ankara’da oturuyoruz kahvede. Kenan sürekli öflerdi. ‘Öff’ derdi işler yolunda gitmeyince. Ben de dedim ki “Yoldaş, artık öfleme, benim de moralim bozuluyor, gençler de geliyor oturuyoruz, dönemin özelliğine göre bir sürü şey planlıyoruz böyle öflüyorsun, içim kararıyor, karartma benim içimi” Neyse aradan birkaç gün geçti. Bir toplantıdayız, üç dört kişiyiz. Memleketin halini konuşuyoruz. Kenan dedi ki “Öflemeyi de yasakladılar ben ne yapacağım şimdi?” Biz daha örgütlü daha farklı olabilmeliyiz, görevlerimizi, yürüteceğimiz faaliyeti daha ilerden yürütebiliriz diye düşünen, bunların kaygısını taşıyan ve o konuda hoşnutsuzluğunu  dile getiren; en ufak bir hatayı kabul etmeyen bir yoldaşımızdı. Bunlar çok önemsenecek şeyler bence... 

“KENAN’I KAYBETMEYE KARAR VERMİŞLERDİ”

1994’te gözaltına alınıyor, o süreç nasıl gelişti?
Yolumuz hep kesişti onunla ve ben bundan çok mutluydum. Saygı duyduğum ve önemsediğim bir yoldaşımla dönem dönem karşılaşmak, yan yana gelmek benim için oldukça önemliydi. 1994 yılının eylül ayında aldılar Kenan’ı. Bu kez devlet karar vermişti, bir şey yapacaklardı. 24 gün boyunca bizi gözaltına aldıklarını kabul etmediler. O gün Ankara’da sorguda olan herkes, Kenan’ın sadece sesini duysa da direniş ruhunu onlara aktardığını söylemiştir. Hücre kapılarında herkesin ismi yazılıyken ikimizin ismi yazılı değildi, bizi kaybetmeye karar vermişlerdi. Kenan zaten rahatsızdı; gözaltına alınmadan önce bir tedaviye başlamıştı. Vücudunda hala Antep’te gördüğü işkencenin izleri vardı. Bu durumda olan bir sosyalistin cezaevinden çıktıktan sonra hala koşturması, yeniden aynı direnişi ortaya koyması çok önemlidir. 

PERGELİN UCUNU KOYMAMIZ GEREKEN YER

Bugüne geldiğimizde Kenan Bilgin’den bugüne miras kalan şey nedir?
Kuşkusuz çok şey var. Dönemsel özellikleri iyi tahlil edip ona göre faaliyeti nasıl örgütleyeceğimizi neyi öne çıkaracağımızı bilmek önemli. Bugün daha zaaflı ve daha sıkıntılıyız belki. 1990 dönemi yoğun saldırıların katliamların olduğu bir dönemdi. Darbelerle, kanun hükmünde kararnamelerle, sıkıyönetimlerle işçi sınıfının ve halkların mücadelesinin bastırılmaya çalışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. 1990’lı yıllarda nasıl bir tutum nasıl bir çalışma ihtiyacını tartışıp onu öne çıkardıysak bugün de varolan koşullardan, politik iklimden soyutlanamayız. Pergelin ucunu her zaman koymamız gereken işçi sınıfının mücadelesidir. Bugün de bunu yapıyoruz. Ama tabi şunu da söylemek gerek; geleceği elinde tutan sınıfın içindeki örgütlenmeniz ne kadar zayıfsa örgütünüz de o kadar zaaf içindedir. Bu zaafı aşabilmek ise disiplinli bir çalışmadan, sınıfa bağlanmaktan geçer. Gençlik çalışmasında nasılsa 1994 eylülüne kadar kesintisiz aynı heyecanıyla devam etti o. Kenan’dan devralınan en önemli miras, onun sınıfa karşı duyduğu heyecandır, yerinde duramayan, her gelişmenin karşısında ‘ne yapabiliriz?’ diye kendini sorgulayıp adım atan pratik zekaya sahip yoldaşlarımıza olan ihtiyaçtır. Kenan’dan alınan miras budur. 

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Aramızdan ayrılan, katledilen yoldaşları iyi anlatırız hep. Eksik yönlerini de koymayız pek. İnsanın zaafları vardır aslında. Kenan huysuzdu örneğin. Ama neye karşı huysuzdu? Çalışmanın yetersizliğine karşı bir huysuzluğu vardı. Yoksa her şey yolunda gidiyorsa mutludur. Büyük bir heyecanla yürür giderdi. Ona yakışıyordu da. Çünkü tepeden tırnağa mücadeleyi hisseden bir insanın o huysuzluğu yapması da hoş bir şeydi, bağlılığını anlatırdı. Bizim parti yaşantımızda çok önemli bir arkadaşımızdı. Çok açık sözlüydü. Bir şeyi olduğu gibi anlatmayı çok önemli bulurdu, neyse oydu onun için. Lenin kendisine haftada bir mektup yazılmasını ister ama “budalaca olmasın.” der. Çünkü gerçeği alıp oradan taktikler belirlemektir esas olan. Kenan da abartmazdı hiç, olduğu gibi ortaya koyardı durumu...


HER FABRİKANIN İŞÇİSİ

Önemli ayırt edici özellikleri neydi Kenan Bilgin’in ?
İşçi olmasıydı diyebilirim. Sosyalist ve bilinçli bir işçi olması her zaman öne çıkarılması gereken özelliklerinin başında gelir. Herkes Kenan’ı kendi fabrikasından zannederdi. Bir grev oylaması yapılacaktı petro-kimya işkolundaki sendikalarda. Oylama için ilk sözü Kenan istemişti. Temsilci şöyle dedi “ev sahipleri en son konuşur” Çok heyecan verici bir durum. Düşünün ki bir fabrikanın işçi temsilcisi onu kendi fabrikasının işçisi sanıyor…Halbuki o sırada çalışmıyor bile Kenan. “Ev sahipleri en son konuşur…” Kenan en son konuşurdu ama belirleyici olan o olurdu. O direnişte nasıl bir yol izleneceğini ortaya koyduğunda herkes tarafından kabul görürdü. 

İŞÇİ SINIFI İLE BÜTÜNLEŞEBİLME MAHARETİ

Niye böyle olurdu peki? Püf noktası neresiydi?
Çünkü işçilerin, sınıfın tutumunu bilen, nabzı çok iyi tutan bir komünistti. Onu dışarıdan biri değil içlerinden biri olduğunu düşünürler hatta kendi fabrikalarının işçisi sanırlardı. Fabrikaların önünde, direniş çadırlarında, işçi kahvelerinde zamanını geçiren bir işçi önderinden bahsediyoruz. Bugün belki de örgütçülerimizin en çok düşünmesi gereken, anlaması gereken noktalardan biri budur. Dışarıdan değil içeriden olabilmek. Kenan bunun rafine örneklerinden biridir diye düşünüyorum. Tabii ki bizim birçok yoldaşımız böyle bir tutum içinde olmuştur. Ama onun sınıfa bağlılığını, işçi sınıfı mücadelesinden heyecan duyduğunu ve onun her bir hareketinde yüreğinin kabardığını hemen fark edebilirdiniz. 

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Eylül 2016 22:25
www.evrensel.net