Kadın, Şair, İşçi, Anne, Yoldaş, Abla, Arkadaş: Sennur Sezer

Kadın, Şair, İşçi, Anne, Yoldaş, Abla, Arkadaş: Sennur Sezer

Şair, Yazar Sennur Sezer, İstanbul’da eşi Adnan Özyalçıner’le birlikte yaşadığı evde dün sabah saatlerinde yaşamını yitirdi. Sezer için bugün Evrensel Basım Yayın, Evrensel Gazetesi, Hayat TV ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın ortak düzenlediği bir tören düzenlenecek. Tören saat 12.00’de Evrensel gazetesi ve Hayat Televizyonunun Kocamustafapaşa’daki merkez binası önünde yapılacak. Sezer’in cenazesi, Teşvikiye Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığında toprağa verilecek.

DOLU DOLU BİR HAYAT

12 Haziran 1943’te Eskişehir’de doğan Sennur Sezer, 1959’da İstanbul Kız Lisesinin ikinci sınıfından ayrıldıktan sonra Taşkızak Tersanesinde çalışmaya başladı. 1965 yılında Varlık Yayınları düzelticiliğine geçti. 1967 yılında Adnan Özyalçıner ile evlendi. 1982 yılına kadar çeşitli yayınevlerinde ve ansiklopedilerde düzelticilik, metin yazarlığı yaptı.

Başta gazetemiz Evrensel ve Evrensel Kültür olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayımlanan Sezer’in ilk şiiri 1958’de, ilk kitabı Gecekondu 1964 yılında yayımlanan Sezer’in 40’ı aşkın kitapta imzası var. Kitaplarının yanı sıra Hayat TV’nin “Maksat Muhabbet” programını sundu.

Evrensel Basım Yayın’ın, Sezer’in 45. sanat yılı anısına hazırladığı ‘Şiirin Ve Umudun Yorulmaz İğnesi’ isimli anı kitabında Aydın Çubukçu şöyle yazıyor: “Rivayet edilir ki, Mevlana, Yunus Emre için, ‘Geçtiğim bütün yollar boyunca, önüm sıra o Türkmen kocasının ayak izlerini gördüm’ demiş. Hangi işi yaparsa yapsın kişi, hangi hünerin erbabı olursa olsun, ressam, tiyatrocu, sinemacı, şair, romancı ya da kalaycı, makinist, çömlekçi, terzi, ana ya da baba, Sennur’dan öğreneceği bir şey vardır.”

‘BEN EMEĞİ TERSANEDE GÖRDÜM’

Sennur Sezer, 13 Haziran 2010’da kendisiyle röportaj yapan Devrim Büyükacaroğlu’na yaşamının emekle, şiirle, aşkla ve mücadeleyle buluşmasını şöyle anlatıyor;

“Cemal Süreya ‘yalnız aşkı vardır aşkı olanın’ diyor. Eğer yalnız emeği varsa insanın, zenginlik olarak, emeğiyle var oluyorsa bunun sözcüklerini bulmak, bunun imgelerini bulmak, anlatmak zorunda. Ben emeği çok somut olarak tersanede gördüm. Bedenle çalışmanın; beden gücünün, hünerin paraya dönüşünün imgesi benim için tersane. Ben orada masa işçisiydim ama bütün emek biçimlerini gördüm.”
Tersaneye başladığında henüz on altı yaşında olan şair, eve döndüğünde annesinin ona Nâzım okuduğu bu dönemi, kendisinde sınıf bilincinin de oluştuğu kesit olarak anlatıyor;  “Tabii ama bir de sınıf bilinci; evde çok az bulunabilen bir babadan geliyor. İşçi gibi çalışıp, memur gibi para alan bir baba var. Sonra annenin gençlik anıları içinde erken babasız kalmaktan dolayı işçilik anıları var. Tütün var, evde parça başı çorap var. Teyzemin trikotaj atölyelerindeki anıları var. Dayım Devlet Demir Yolları çalışanı. Gece nöbette, gündüz başka işte. Benim işçi olmamam için okumam gereği düşünülüyor. Belki benim bütün bunlara karşı koymamdır, okulu bırakıp işçi olmam. Emeği ya da işçiyi kavramamın kaçarı yok- tu yani.”

BAŞKA ŞEYLERDEN SÖZ ETMENİN ÖNEMİ

İkinci Yeni’nin tam egemenlik döneminde şiire başlayan Sezer, bu süreçten şöyle söz ediyor: “Ben hiç bir zaman ikinci yeniyi reddetmedim. Ama hiç bir zaman tam beceremedim de. Hüner göstermenin önde olduğu bir dönemde ben hüner gösterirken başka şeylerden söz etmenin önemine inandım. Bunda tersanenin rolü var. Çünkü bana tersanedeki o ağabeyler Nâzım okudular. Kemal Özer’in ilk kitabı bana tersanede hediye edildi. Gerçi biraz hırpaladılar, eleştirdiler, dalga geçtiler ama. Bilmeseler cehaletle suçlayacaksın, ama adamlar klasik edebiyatı artı Nâzım’ı biliyor. Ben o zaman şunu düşündüm; nasıl yazmalıyım ki, hem bu ağabeyler dalga geçmesin, hem çağdaş olsun, hem şiir olsun?”

‘ZOR GÜNLERDE YOLDAŞI OLMALI İNSANIN YANINDA’

Yazarlar, şairler genelde kaçar örgütlülükten, özellikle siyasi örgütlülükten. Sennur Sezer ise hiç örgütsüz kalmamış; “16 yaşından sonra hep örgütüm var. Sendikam var, önce yerel ondan sonra genel sendika. Ondan sonra Edebiyatçılar Derneği. Partim var TİP, 74’te Yazarlar Sendikası, Ondan sonra ikinci partim olarak EMEP var. EMEP’e kadar hiç başka bir partim yok kayıtlı olarak. Kadın örgütleri çevresinde oldum ama üyesi olmadım. İnsanın kendini yalnız sayması kadar kötü bir şey yoktur. Üstelik kötü günlerde, baskı günlerinde, borçlu günlerde, dertli, sıkıntılı günlerde adamın kendini yalnız, kimsesiz hissetmesi kötüdür. Partiden arkadaşın, sendikadan arkadaşın senin meselelerine yabancı değildir. Konu komşu gibi değil, oturup konuşabileceğin insanlardır onlar.”

Sennur Sezer, tüm yapıtlarıyla, işçilerle, emekçilerle olan bağıyla hatırlandıkça, okundukça bizimle olmaya devam edecek.

TÜRKİYELİ ŞAİRLERİN VİCDANI SAĞ OLSUN
Mustafa Köz (Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı): Sennur Sezer’in bu yeryüzünden ayrılışı olağan bir ölüm değil bir vicdanın bizi terk etmesidir. O bütün şiirlerini halkının, Nazım’ın deyişiyle büyük insanlığın mutlu geleceğine umutla yazdı. Sözcüklerini ve vicdanını bu ışıklı gelecek için sivriltti, dilini bunun için biledi. Bugün şiirin insan için, toplum için değiştirici, aydınlatıcı işlerinden söz edebiliyorsak bu ‘yeni insan, özgür toplum’ tasarımında Sennur Sezer’in şiirlerinin ve devrimci düşüncelerinin çok büyük katkısı vardır.

Sennur Sezer, tek insanı yazarken bile toplumu yazdı. Çünkü özgürlük isteyen insanın bu toplumda nasıl acı çekeceğini biliyordu, bu yüzden bütün şiirleri insanın mutluluğu ve özgürlüğü için bir bildiri kimliği taşır. Emeğinin karşılığını bulmuş insanın mutlu vew özgür olacağına inancını hiç yitirmedi. Şiirlerinin emek ve sınıf bilinciyle işlenmesi,ona ve bize özgün bir şiir verdi.

Genç şairler, şiirin insanlık için önemini Sennur Sezer şiirlerini yeniden okuyarak yeniden düşünmelidir.
Türkiyeli şairlerin vicdanı sağ olsun.

DEVRİM VE SOSYALİZM MÜCADELESİNİN NEFERİYDİ

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: Sennur Sezer, devrim ve sosyalizm mücadelesinin bir neferiydi. Kadın mücadelesinin bir neferiydi. İşçi sınıfının direnişlerinin simgesiydi. Kapitalizme inat, yıllarca sevgisini korumayı başarmış, burada da kapitalizme direnmiş bir kadındı. Sennur Abla’yı anlatacak çok şey var. Ama bazı özelliklerinin altını çizmekte fayda var. Hangi işçi direnişine grevine gitsek bir kez bile of demeden onların yanında oldu. Onlardan öğrenen ve öğreten oldu. Bu yanıyla örnek bir şair ve yazardı. Sennur Abla’da kadın işçilerin, kadın mücadelesinin direnişini görüyoruz. Kadın iplik işçilerinin, kadın tütün işçileri şiirlerinde yaşam bulmuştur. İşçi sınıfının yaşamıyla, mücadelesiyle edebiyatı birleştirip anlatan önemli bir yaşam deneyimi sundu bize. Kendisini çok özleyeceğiz. Mücadelesini örnek alarak kendimize rehber edeceğiz.   

SOSYALİST BİR AYDINDI

HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel: Sennur Abla’yla tanışmamız 1995 yılında Emek Partisi’nin kuruluş çalışmalarında oldu. Sosyalist bir aydın, yazar ve şairdi. Aynı zamanda bir tersane işçisiydi. Son günlerde nefes almada zorluk yaşıyordu. Hastaneye gidiyordu ama bir yandan da işlerini aksatmıyordu. Açıkçası beklemediğimiz ölüm oldu, üzgünüz. Onu hoş, uyarıcı, eleştirel sözleriyle hatırlayacağız.

PEN: ‘ESERLERİYLE YAŞAYANLAR’ ARASINDA...

PEN Yönetim Kurulu: Değerli Şair, Yazar Sennur Sezer  aramızdan ayrıldı sonsuzluğa yürüdü. ‘Sennur Abla’ ağır bir işçi ve edebiyat emekçisiydi. En ilgili üyelerimizdendi. Daha kendisinden öğreneceğimiz çok şeyler vardı. O bizlerin dostu, ablası, öğretmeniydi. Aldığı, kazandığı her ödülün ona yenilerini getirmesi boşuna değildi.  ‘Bu olmadı işte Sennur Abla!’ demek isterdik. Çok değerli hayat arkadaşı Yazar Adnan Özyalçıner’e,  ailesine ve edebiyat dünyasına  sabırlar diliyoruz.

HDP: YERİ DOLDURULAMAZ BİR KAYIP

HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ yaptıkları açıklamayla Sennur Sezer’i andı: Yazın dünyasının önemli ismi Şair, Yazar, Evrensel Gazetesi Yazarı Sennur Sezer’i bu sabah ani bir şekilde kaybettiğimizi derin bir üzüntüyle öğrendik. Bu beklenmedik, yeri doldurulamaz kayıptan ötürü ailesine, Evrensel gazetesine, dostlarına ve halklarımıza başsağlığı diliyoruz.

MASABAŞI YAZARI OLMADI

Evrensel Basım Yayın Genel Yayın Yönetmeni Cavit Naci Tarhan: Türk edebiyatının başı sağ olsun. Hayatın içinde yazdı, hiçbir zaman hayatın dışından yazmadı. İşçilerin, emekçilerin evinde konakladı. İşçi direnişlerinde, grev çadırlarında konakladı. Onların hayatını izleyerek, gözleyerek yazdı. Masabaşı yazarı olmadı, en önemli özelliği buydu. Sosyalist olması, emektar olması ve en önemlisi bilgi birikimiyle herkese örnek oldu. Bilgi birikimi nedeniyle ona Madam Larousse lakabını takmışlardı. Birçok yerde böyle anıldı. Hoş bir lakaptı onun için.

UMUDU ÖĞRETTİ
 

Sanatçı Feryal Öney: Hepimizin başı sağ olsun. Bazı insanlar hep dinç ve dinamik halleriyle hep üretir ve moral verirler, onların hep o halleriyle kalmasını istersiniz. Sennur Abla da öyleydi. Birçok eylemde, basın toplantısında birlikte olduk. Bizim alanda birçok kişiyle bir araya geliyorsunuz ama bazı insanlarla başka bir muhabbetiniz oluyor. Sennur Abla’yla başka türlüydü. Yaşadığımız coğrafyaya, memlekete dair öyle güzel konuşuyordu ki. Bazen umutsuzluğa kapılan bana umut veriyordu. Kendini sürekli yenileyen bir insandı. Her döneme ve çağa dair söyleyecek şeyleri vardı ve yenilenerek söylüyordu. Kadın şair olarak, kadın müzisyen olan beni güçlendiriyordu. En güzeli dimdikti, sözünü sağlam söyleyen, ne söylediğini bilen biriydi. Tekrar hepimizin başı sağ olsun.

GELECEĞİN DE ŞAİRİYDİ

Oyuncu-Yazar Orhan Aydın: İnsanlığın başı sağ olsun. İşçilerin, emekçilerin, yurtseverlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, toplumun, dünya edebiyatının, şiirinin, sinemasının başı sağ olsun. Bir albatrosu yitirdik. Onun biriktirdikleriyle hayata kattığı zenginlikler var. Bu zenginliklerle birlikte yeniden hayatı hissetmek için, çocuklarımızın güleceği bir Türkiye için yan yana gelip mücadele etmek zorundayız. Hayatının tamamında yeni bir dünya ve ülke için çalıştı ve ürettiklerine bunu yansıttı. 40 yıllık dostum Sennur, aşk insanıydı. Hayata aşkla sarılan, insanı ve geleceği aşkla değiştirebileceğini bilirdi. Her şeye ışıl ışıl gözlerle, değiştirme tutkusuyla bakan bir arkadaşımdı. Sennur geleceğin de şairiydi.

SOKAKTAN KOPMADI

Yazar Ahmet Tulgar: Sennur Sezer, çok özel bir sanatçıydı. Son yıllarda edebiyat endüstrisine hakim olan konformist bir sanat tipi çıktı. Sokakla, toplumsal olaylarla bağlantılı olmayan edebiyatçı tipi çıktı ortaya. Sennur Sezer, bu klişeyi her zaman reddetti. Bu değişimler, onun hayatla, toplumla birebir ilişki kurmasını engellemedi. Kendini her zaman yeniledi. Edebi olarak çok gençti. Grev çadırlarında, protestolarda oldu. İşçilerle, gençlerle birlikteydi. O fil dişi kulelere kapalı kalarak, bir meslek loncası sistemi gibi içe kapalı edebiyat kurulamayacağını, toplumla üretileceğini gösterdi.

BARIŞ MECLİSİ: MÜCADELEMİZDE MÜSTESNA BİR YERE SAHİP

Türkiye Barış Meclisi Sözcüsü Hakan Tahmaz: Şair, Yazar, Emek Partisi Yöneticisi, Evrensel gazetesi-Hayat Televizyonu mensuplarından ve Türkiye Barış Meclisi kurucularından Sennur Sezer’i kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Barış, demokrasi, özgürlük, eşitlik mücadelesinde müstesna bir yere sahip Sevgili Sennur Sezer’in hayat arkadaşı Adnan Özyalçıner’e dostlarına, yoldaşlarına ve tüm barış güçlerine sabır ve başsağlığı diliyoruz.

YERİ DOLMAYACAK

Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Beyza Metin: Sennur Sezer, şiirin ve edebiyatın yorulmaz iğnesiydi. Bizim için her zaman abla oldu. Aynı zamanda annemizdi. Yoldaşımızdı. Son anına kadar yazan, çizen, bize yol gösteren bir kadındı. Yeri çok büyük bir boşluk olacak bizim için. Yeri dolmayacak. Zaten dolmasın. Onun boşluğu bize daha ne kadar mücadele etmemiz gerektiğini hatırlatan bir uyarı olsun.

YAŞAMA GÜZEL ŞEYLER KATTI

Oyuncu Gülsen Tuncer: Çok acı duydum. 60’lı yılların sonundan itibaren hem Adnan, hem Sennur dostlarım oldu. Güzel bir insandı. Yaşama güzel şeyler kattı. Çok önemli bir şairdi. Emekçi damarını hiçbir zaman unutmadı. En önemlisi Adnan’la olan birlikteliğiydi. Bu, üretim için, yaşam için çok önemli. 12 Martlarda, 12 Eylüllerde iğneyle kuyu kazar gibi o yoldaşlıklarını büyük bir sevdayla sürdürdüler. Emekçi olması, emekçiden yana olması bir insanla sevdasını bu kadar uzun süre sürdürmesi yaşama damgasını vurdu.

HER ZAMAN İŞÇİLERİN YANINDAYDI

DİSK Gıda-İş Genel Sekreteri Seyit Aslan: Sennur Sezer, işçi sınıfının şairi ve yazarıydı. Kendisi işçi olan bir şair, yazardı. İşçi sınıfının mücadelesinin her aşamasında bizimle birlikte olmuş bir insan. Büyük bir kayıp. Sennur Sezer’in daha uzun yıllar bizimle olmasını isterdik. Her zaman grevler, direnişler, demokrasi mücadelesinde oldu. Her işçiyle konuşan, her gittiği grevde, direnişte üreten işçi, kadın bir yazardı. Sendikamızın verdiği her mücadeleye destek verdi. İşçilere moral ve coşku verirdi. Onlara işçi sınıfının mücadelesinin kazanımla biteceği mesajını verirdi. 

İŞÇİ SINIFI İÇİN BÜYÜK BİR KAYIP

Cam Keramik-İş Genel Başkanı Birol Sarıkaş: Ölümü işçi sınıfı için, emekçi halklar için büyük bir kayıp oldu. Büyük üzüntü duyuyoruz. Direnişlerde her zaman yanımızdaydı. Bir süredir rahatsız olduğunu biliyorduk ama buna rağmen sürekli yanımızda olarak ve yazıları ile sınıfın ihtiyaçlarını karşılamaya devam etti.

ONDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİK

Liman-İş Örgütlenme Uzmanı Sinan Ceviz: Biz Sennur Abla’nın yaşamından ve yazdıklarından  çok şey öğrendik. Fabrikalarda çalışan bir kadın işçinin kararlılığı ile kendi yaşamını, işçi sınıfının yaşamını anlatan önemli eserler ortaya çıkardı. Bedenen aramızdan ayrılmış olabilir ama onun yapıtları, yazdıkları, ortaya çıkardığı  eserlerle onun hayatından ve mücadelesinden öğrenmeye devam edeceğiz.

KADIN ŞAİRLER ARASINDA ÖNEMLİ BİR YER ALDI

Doğan Hızlan: Sennur Sezer çok eskiden tanıdığım, yılların dostu. Kadın şairler arasında önemli bir yer aldı. Gerçi kadın şairler ayrımını yapmak ne kadar doğrudur bilemiyorum ama Sennur Sezer Türkiye’de kadın şair olmanın, bunu sol ideolojiyle hayatına ve eserlerine uygulamanın simge isimlerinden biriydi. Sennur ile birlikteliklerine başından beri tanık olduğum Sevgili Arkadaşım Adnan Özyalçıner’e ve okurlarına da başsağlığı diliyorum.

GERÇEK BİR EMEKÇİ

Egemen Berköz: Sennur çok eski bir arkadaşım. Adnan ile evlenmeden evvel tanıyordum ikisini de. Gerçek bir emekçi. Şiire verdiği emek çok önemli. Yalnız şiir değil öteki kitaplarını da elbette çok önemsiyorum. Ama arkadaşlığı ve dostluğu da benim için hepsinden daha önemli. Çok şaşkın ve çok üzgünüm. Işıklar içinde yatsın. Adnan Özyalçıner’e başsağlığı diliyor, sevgilerimi gönderiyorum.

DEĞERLİ BİR USTAYDI

Ülkü Tamer: Sennur sanatsız yapamayacağını bilen değerli bir ustaydı. Yazdıkları sanırım uzun yıllar boyu hep aynı tatla okunacaktır. Sevgili Adnan’a ve bütün şiir severlere başsağlığı diliyorum.

BİZİM KUŞAĞIN YİĞİT KADINLARINDANDI

Eray Canberk: Sennur bizim kuşağın şairiydi. Onun şairliği dışında kadın hareketine yandaş tavrı bizi çok etkilemiş ve şaşırtmıştı. Çünkü ’60’lı yılların başında kadın hareketi pek cılızdı. Ben Sennur’u hem şair arkadaşım olarak nitelerdim, aynı zamanda bizim kuşağın yiğit kadınlardan biriydi, derdim. Adnan abinin ellerinden öper ve baş sağlığı dilerim.

KÜTÜPHANECİLERİN GÖNLÜNDE AYRI BİR YERİ VAR

Türk Kütüphaneciler Derneği Başkanı Ali Fuat Kartal: Sennur Sezer ile bir panel sonrası tanıştım. Türk Kütüphaneciler Derneği Başkanı olduğumu söyleyince büyük bir incelikle mesleğime ve bana saygısını iletti. Daha sonra sayın başkan senden çalışmalarımda kullanmak üzere bazı taleplerim olursa bana kızmasın değil mi? Dedi. Bende kendisine ne demek hocam bu bizim görevimiz. Hem size yardımcı olabilmek benim için büyük bir mutluluktur dedim. O gün başlayan dostluğumuz bu güne kadar devam etti. Bazen isteklerinde gülümseyerek, “bunlar benim için değil Adnan (Adnan Özyalçıner) için derdi.” Sennur Sezer, haklıdan mazlumdan yana olan tavrı, araştırmacı kişiliği ve içtenliğinin yanı sıra kütüphanecilik mesleğine ve uzmanlığımıza gösterdiği saygı ile her zaman gönlümde ayrı bir yeri olacaktır (İstanbul/EVRENSEL)

 

www.evrensel.net
ETİKETLER Sennur Sezer