27 Ağustos 2015 09:51

Resmin bütününü görmek gerekiyor

Paylaş

Prof. Dr. Aykut Çoban (Ankara Üniversitesi 
SBF Kent ve Çevre Kürsüsü):

İki buçuk yıl süren bir çatışmasızlık döneminden sonra 7 Haziran seçimini takiben ne oldu da ortalık yangın yerine döndü sorusunun yanıtı genellikle şu oluyor: Otoriter bir yönetimi sürdürme gayreti içindeki siyasal iktidar ve onun lideri Erdoğan, HDP’siz bir Meclis aritmetiği ortaya çıkarmak için tetiğe bastı. Kuşkusuz böyle bir gerçeklik var, ama resmin bütününü yansıtmıyor. Yansıtmamasının bir nedeni, daha genel anlamda toplumsal barışla ilgili, bunu sonraya bırakayım. Öbür nedeni ise, çatışmanın salt siyasal mı, ekonomik mi yoksa ikisinin etkileşimiyle mi ilgili olduğudur. Seçimi takiben tek başına iktidarda kalmak isteyen bir adam ve parti, klasik söyleyişle, siyaseti silahlarla sürdürmeyi seçtiler açıklaması salt siyasal nedene odaklanır. Bunun yanında, şu soruların yanıtlarını da araştırmalıyız: İktidar bloku, ekonomik bir krizi perdelemek için çatışmasızlığa son verme yolunu mu seçmiştir? Savaş, derinleşmekte olan ekonomik krizden çıkmanın ekonomik ve siyasal bir aracı mıdır? Yoksa savaş koşulları, ekonomik krizi daha da derinleştirici bir etki mi yapar? Sermaye sınıfları, çatışmasızlığı sağlayan barış sürecinin destekçisiydi, şimdiki ateş çemberinden kazançlı çıkacak sermaye kesimleri hangileridir ve çatışmaya açık desteğini ilan etmiş midir? 
Tarihten biliyoruz ki, büyük emperyalist güçlerin çıkarttığı bölgesel ya da dünya ölçeğindeki savaşlar ekonomik nedenlidir. Yukarıdaki sorular, iç savaşa sürüklenen Türkiye’de savaşın nedenlerini anlamaya yönelik sorulardır. Sermayenin savaşla ilgili pozisyonu savaşa götüren koşulları kavramamızı sağlar, bu nedenle sermaye kesimlerinin savaşla ilgili tutumlarının ne olduğunu net olarak bilmeye ihtiyacımız var. Türkiye iktisaden ve siyaseten yönetilememe krizi yaşarken, savaş, tek başına iktidarı sürdürmek isteyen AKP’nin ve onu 13 yıldır iktidarda tutan sermaye sınıflarının konjonktürel çıkış yolu olarak seçtikleri bir araç olabilir. Eğer bunları netleştirebilirsek, Evrensel’deki forumun sorusu olan “Barışın kazanılması için neler yapılabilir” sorusuna da daha geçerli, gerçekçi karşılıklar verebiliriz. Sorun salt siyasalsa hedefe iktidardan vazgeçmeyen AKP’yi koymak doğaldır, sorun ekonomi-politik kaynaklıysa AKP’nin yanına onun arkasındaki ekonomik aktörleri de koymamız gerekir. 

Her gün cenazelerin geldiği bir ortamda barış, haklı olarak ateşkesin ve çatışmasızlığın sağlanması olarak görülüyor. Oysa barış, çatışmanın sona erdirilmesinden öte bir çabayı gerektiriyor. Toplumsal barışın olması için Kürt sorununun kalıcı olarak çözüme kavuşturulması ve halkların özgürleşmesi zorunludur. Barış, halkların gerçekten özgür ve kardeş olduğu bir toplumda sağlanır. Halkların kardeşliği gerçekleştiğinde, “yaşasın halkların kardeşliği” sloganı anlamsızlaşır; bu bakımdan, toplumsal barış, bu sloganın gündemden düştüğü bir toplum durumunun kurulmasıdır. 

Ama toplumsal barış, yalnızca halklar arasındaki ilişkilerden ibaret değildir. Toplumun değişik kesimleri arasındaki sömürü, baskı ve tahakküm ilişkilerinin sürdüğü herhangi bir toplumda barış değil, savaş, çatışma, ihtilaf ve çelişkiler hakimdir. Kapitalizmin hüküm sürdüğü, sermayenin olduğu bir toplumda barış olmaz, çünkü emekçi sınıfların, sermayenin emeği sömürmesine karşı haklı mücadelesi sürecektir. Dolayısıyla, toplumsal barış sermayenin ortadan kaldırıldığı ve böylece sınıfların yok edildiği, sınıfsız ilişkilerin hakim kılındığı bir toplumun kurulması demektir. Benzer biçimde, erkeğin kadın üzerinde, heteroseksüelliğin başka cinsel kimlikler üzerinde tahakküm kurduğu bir toplumda barış yoktur. Toplumsal barışı kurmak için tüm bu baskı ve tahakküm biçimlerini yok etmek zorundayız. 

Toplumun doğayla mevcut ilişki biçimleri de toplumsal barışın kurulmasına engeldir. Toplumun doğa üzerinde kurduğu tahakküm varlığını korudukça, 3. köprü ve 3. havalimanıyla Kuzey Ormanları, Yeşil Yol ile Karadeniz vadileri, HES’lerle akarsular, madenlerle ekosistemler yok edilirken doğaya karşı bir savaş sürdürülüyor demektir. Toplumla doğa arasında barışın kurulması, içinde var olmak zorunda olduğumuz doğayla düşmanlık ilişkisinin sona erdirilmesidir. Kendisi de doğal bir varlık olan insanın doğayla savaş içinde olması, kendi doğallığıyla ve varlığını borçlu olduğu verili doğayla savaşmasıdır. Toplumsal barış için, insanın, hem kendi doğallık gerçeğini kavraması, hem de toplumun ekolojik rasyonaliteye uygun olarak doğayla bütünsel bir ilişki kurmasının sağlanması gerekir. 


Hemen şimdi barış!


Dr. Nesrin Nas (İktisatçı)

Barışı bir gün, bir saat, bir saniye erteleyemeyiz! Çocuklar ölüyor, çocuklarımız ölüyor! Kürt, Türk anaların yüreği yanıyor. Her ölüm bizi birbirimizden daha uzağa savuruyor. 

Bir kez daha ülkenin doğusu batısına uzak geliyor. Oysa acı aynı acı. Gencecik bir oğlu yitirmenin acısı. Oysa şiddet aynı şiddet... O şiddet dün Taksim’deydi, bugün yine Varto’da, Silvan’da, Lice’de ve daha nicelerinde... Hani Vali annelere seslenmişti ya Gezi’de,” şiddetli müdahale olacak, gelin çocuklarınızı alın” demişti...Ve biz batıda yaşayan anneler çocuklarımızı korumak için Taksim’e çıkmıştık. İşte o şiddetin çok daha ağırı şimdi bize uzak görünen o doğuda yaşanıyor. Ve siz o küçücük çocuklar, hatta şehit yakınları ‘terörist’ ilan edildiği için sessiz kalmayı yeğliyorsunuz. Oysa Gezi’de sizin çocuklarınıza da ‘terörist’ , ‘çapulcu’ demişlerdi. Demem o ki, siz batılı analar sesinizi yükseltmeden, doğulu anaların yanında çocuklarınıza siper olmadan bu şiddet, bu kan durmaz...

1990’lar hiçbirimizin hatırlamak istemediği yıllardı. Uzun yıllar utancımızdan birbirimizin yüzüne bakamadık!..

İç savaş böyle bir şeydir. İnsanlıktan çıkarır sizi. Vicdanınızı esir alır. Aynaya bakamazsınız, gözlerinizin feri söner, uykularınız çocukların, anaların çığlıklarıyla bölünür. 

Savaş  yenilgidir, hem de çok kötü bir yenilgi! Hele iç savaş... Öyle büyük bir felakettir ki nesiller boyu iyileşemezsiniz!
Biz niye oy verdik? Siyaset sahnesini, hesap vermek yerine, çocuklarımızın kanı üzerinden hesaplaşma yerine çevirmek isteyenlere dur demek için, çocuklarımıza büyük bir utanç ve ruhsal yıkım bırakmamak için oy vermedik mi? 
Bize ‘analar ağlamayacak, çocuklar ölmeyecek demediler mi? Bunu sormayacak mıyız? Bunu soranların ‘terörist’ ,’ahlaksız’ ,’aptal’, ‘hain’ diye yaftalanıp susturulmasına, ülkenin kan deryasında boğulmasına sessiz mi kalacağız? 

Batılı doğulu anneler hepimiz bu kan deryasının ortasındayız, susmak, görmezden gelmek çare değil. Seçtiklerimiz bize ‘barış’ borçlu! Çocuklarımızı güven içinde yetiştireceğimiz; cenazesine değil düğününe dostlarımızı çağıracağımız bir ülke borçlular; toprakları şehit kanlarıyla sulanan değil, gökyüzü çocukların sesleriyle şenlenen bir vatan borçlular. 

Bugün barışı bozan ve en sefil savaşa yol veren herkese ‘Neden silaha sarıldınız?’  sorusunu  sormalıyız. Bu kirli savaşın tarafları bize bir açıklama borçlu! Daha  düne kadar bize “Soru sormayın, çözüm ilerliyor, barışa gölge etmeyin” diyenler neredesiniz? 
Savaş istemiyoruz. Öldürülüp sokağa atılan faili meçhuller istemiyoruz. İnsanlığından çıkmış, silahın gölgesine sığınmış zavallıların büyük büyük laflarla ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ hamasetine çocuklarımızı kurban vermek istemiyoruz. Olağanüstü hal istemiyoruz! Bu nedenle artık sessiz kalamayız, kalmayacağız!

Demokrasi istiyoruz. Hukuk devleti istiyoruz. Adalet istiyoruz. Eşitlik istiyoruz. Türk Memet de, Kürt Memet de yaşasın istiyoruz. Sıvasız evlerin çocuklarının tabutu başında nutuk atan siyasetçiler istemiyoruz. Bunun için yine sandığa gideceğiz. Bize  ölüm değil yaşam vadedenlere, eşitlik, demokrasi, özgürlük, adalet, çoğulculuk diyenlere oy atacağız.
Varsın bize hain desinler. Bin kahırla yetiştirdiğimiz çocuklarımızın ölümüne ağlamaktan yeğdir!


Psikolojik bölünmeye dikkat!

Hüseyin Aykol (Özgür Gündem Gazetesi Eş Genel Yayın Yönetmeni): Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran 2015 parlamento seçimleri öncesinde başlattığı çözüm sürecinden vazgeçme tavrı, seçim sonuçları AKP’yi tek başına hükümet kuramaz hale getirince, daha da hırçın hale geldi. Dahası Suruç katliamı ertesinde, “IŞİD’e karşı savaşmaya başladım” görüntüsüyle birlikte, Kandil’e yönelik yoğun bombardıman, taraflar arasındaki ‘ateşkesi’ tamamen bitirdi. Şimdi her gün ölüm haberleriyle uyanıyoruz. AKP hükümetinin “Fethullahçı” olduğunu iddia ederek, bölgeye sürdüğü güvenlik güçlerinin yürüttüğü operasyonlar yüzünden yaşananlar ve yaşanacaklar, ülkemizi gerçekten bölünme sürecine itebilir. Ancak asıl korkum, Türkler ve Kürtler arasındaki psikolojik bölünmenin yükseliyor olmasıdır. Halkların birlikte yaşama iradesini güçlendirmek için sadece “barış istiyoruz” demek yetmiyor; mutlaka kimi inisiyatiflerin bölgeye gitmesinde yarar var.


Yeniden çatışmasızlık sürecine girilmeli

Tahir Elçi (Diyarbakır Baro Başkanı): Bugün en acil yapılması gereken bir an önce yeniden çatışmasızlık sürecine girilmeli. Fiilen her iki tarafın çatışmasızlık halinin sağlanması gereklidir bu süreçte. Ve barış diyalog ve müzakereler ile mümkünse bunlar yapılmadan olmaz. Bunların yapılması halinde yeniden diyalog başlayabilir ve sorunlar masaya yatırılarak çatışma ortamı yerini çözüme bırakabilir.

Bunun için de iki temel kararın oluşması lazım her iki tarafta. Yaşamda karşılığı bulunmayan yüzeysel düzenlemelerle Kürt sorununun çözülmeyeceği anlayışı terk edilmelidir. PKK’nin de öz yönetim diye kavramsallaştırdığını da fiili silahlı güçle koruyamayacağını anlaması lazım. Hukuki demokratik kavramlarla özerklik oluşabilir. Taraflar öncelikle bu noktalara gelmesi lazım. Şu an her iki tarafta diyalogun oluşması yapılması gereken. 


Acıyla olanı biteni izliyoruz sadece

Füsun Demirel (Oyuncu): Barışın kazanılması için HDP’ye  fırsat verilmesi gerekirken,  savaştan çıkar umanlar ülkeyi kan gölüne cevirdi.

Artık bizim öngörümüzün, düşüncemizin, barış desteğimizin bir önemi de kalmadı... Çünkü bu ülkeyi yangın yerine çevirenler sadece kendi planlarını uyguluyor... Acıyla olanı biteni izliyoruz sadece..

Barış isteğimizi haykırsak da birilerinin kulakları bu sözcüğe kapalı...

Umutsuzluğum her gün yitirilen bir canla daha da artıyor.

 

 

 


Acı yarıştırmayı bırakalım

Hakan Bıçakçı (Yazar): Barışın kazanmasını istiyorum. Ve bu konuda son derece kaygılıyım. Çünkü barışın kazanması için iktidarların kendi çıkarlarını değil, halkın ve ülkenin geleceğini düşünmeleri gerekiyor. Gidişatsa bunun tam tersi yönünde. 

Barışın kazanması için acı yarıştırmayı, “biz/onlar” söylemlerini, ana akım medyanın savaş çığlıklarını bir kenara bırakıp insan hayatının değerini kabul etmeliyiz. 

 


Savaşı çözüm olmaktan çıkarmalıyız

Yaşar Kurt (Müzisyen): Bir an önce ateşkesin sağlanması ve daha sonra bu ateşkesin ihlalinin kesinlikle engellenmesi gerekiyor.Ve ateşkesin sağlanmasından sonra toplumun bütün kesimlerinin barış sürecine dahil ve müdahil olması sorunun müzakereler yolu ile belli bir takvim çerçevesinde yeniden ve nihai olarak ele alınması gerekiyor. Savaşı siyasi çelişkilerin çözümü olmaktan çıkarmalıyız. Kürt sorunu Türkiye’nin bir iç meselesidir.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

YSK, seçim takvimini açıkladı

SONRAKİ HABER

Şırnak'ta bir kişi yaşamını yitirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...