22 Nisan 2007 00:00

109 yıllık bir direniş: kürt basını tarihi

Kürt basın-yayıncılığı, Kürtlerin üç ana düşman bellediği “nezanî, xizanî û bindestî”; yani yoksulluk, bilgisizlik ve esarete karşı mücadelenin tarihidir.

Paylaş

Kürt basını, 22 Nisan’da 109. yaşgününü kutlamaya hazırlanıyor. 1898 yılında, Kahire’de Kürdistan gazetesinin ilk çıktığı gün olan 22 Nisan, Kürt Gazeteciliği Günü olarak kutlanmaktadır. Burada amacımız, Kürt basın tarihini incelemek değil ama Kürt basın-yayıncılığının yüzyılı aşkın serüvenine ilişkin genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Kürtlerin üç ana düşman bellediği “nezanî, xizanî û bindestî”; yani yoksulluk, bilgisizlik ve esarete karşı mücadelenin tarihidir diyebiliriz.
Kürdistan gazetesinin ilk sayısında, gazetenin kurucusu Mikdat Mithat Bedirhan, gazetenin çıkış gerekçesini şöyle açıklıyor: “Kürtlerin durumuna çok acıyorum; Kürtler, birçok kavimden daha akıllı ve zekiler, mert ve inançlarında dürüst ve sağlamlar. Fakat yine de diğer kavimler gibi okumuş ve zengin değiller; dünyada ne oluyor, komşuları Moskova nasıl, ne yapacak, bilmiyorlar. Bu yüzden ben Allah yolunda bu gazeteyi yazdım. Allah’ın izni ile bundan sonra her 15 günde bir bu gazeteyi yazacağım.”
O günden bu yana basın-yayın faaliyeti Kürtler için bir mücadele aracı, varoluşunu dünyaya haykırma aracı oldu. Kısacası basın-yayın organları, Kürtlerin temel aydınlama aracı işlevi gördü.
Kürt basınının temel özelliği ise birlikte yaşadığı halklara ve egemen devletlere mesajını iletme ihtiyacından kaynaklı olarak çok dilli olması. Kürdistan gazetesi de üçüncü sayısından sonra iki dillidir. Bu sayıda ve sonraki birçok sayıda da Abdülhamid’e yazılmış, ondan gazetenin “Kürdistan”da dağıtılması için izin isteyen Mikdat Mithat Bedirhan’ın dilekçeleri yayınlanmış.
1908 yılında Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte İstanbul’da birçok Kürt dergi ve gazetesi yayınlandı.
Bunların başlıcaları; Kürt Teavün ve Terrakki Gazetesi (1908), Kurdistan (1908-1909), Rojî Kurd-Hetawî Kurd (1913), Jîn (1918), Kurdistan (1919) gibi gazete ve dergilerdir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte Kürtleri inkar politikası, buna karşı geliştirilen isyanlar ve bunların şiddetle bastırılması sürecinde, Kürt aydınları yurtdışına çıkmak zorunda kaldılar. Söz konusu Kürt aydınları, çalışmalarını Şam, Beyrut gibi merkezlerde yürütüp buralarda çeşitli gazete ve dergiler çıkardılar. Ayrıca Türkiye sınırları dışında kalan Kürtler ve İran Kürtlerinin Bağdat, Süleymaniye, Tahran, Mahabad gibi merkezlerde yürüttüğü basın-yayın faaliyetlerini de unutmamak gerekir. Fakat basın-yayın organları de yine Kürt direnişinin sesi olarak var oldular.
Ben bu yazıda, ağırlıklı olarak Türkiye Kürtlerinin basın-yayın faaliyetlerine yer vereceğim; bu yüzden diğer parçalarda yürütülen basın-yayın faaliyetlerine fazla değinmeyeceğim.
Türkiye Kürtlerinin ilk gazetesi
Türkiye’deki Kürtler açısından Kürt basın-yayın tarihinde önemli bir yere sahip olan yayın organları, Şam’da ve Beyrut’ta ilk Kürt gazetesi Kürdistan’ı çıkaran Mikdat Mithad Bedirhan’ın yeğenleri Celadet Bedirhan ve Kamuran Bedirhan’ın çıkardığı Hawar, Ronahî ve Roja Nû dergileridir. Bu dergileri önemli kılan, onların Kürt diline yaptığı katkıdır. Özellikle 15 Mayıs 1932 tarihinde yayınlanmaya başlayan Hawar dergisinde, Kürtçeye uyarlanmamış latin alfabesi ilk defa kullanıldı. Derginin sahibi ve genel yayın yönetmeni Celadet Bedirhan, Kurmancî lehçesinin gramerinin temel özelliklerini ve Kürtçe imlanın temel kriterlerini gelişirtip bu dergide yayınladı. Bugün Kurmancî lehçesinde kullandığımız alfabe ve temel yazım ve gramer kulları, Hawar dergisinde ortaya konulmuştur.
Türkiye’de ise 1940’lara kadar Kürt ayaklanmaları şiddetle bastırılmış; Kürtlerin varlığı, dili tamamen yasaklanmış olduğundan, Kürtler adına önemli bir basın faaliyeti de olamadı. Ancak 1940’lı yılların sonlarına doğru Musa Anter, Edip Karahan, Yaşar Kaya gibi şahsiyetler, Dicle Kaynağı (1949), Şark Mecmuası (1950), İleri Yurt (1958), Dicle-Fırat (1962), Deng (1963) gibi dergi ve gazeteler çıkarabildiler. Bu yayınlar da yoğun baskılara uğradı ve bunları çıkaran kişiler tutuklandılar. Bu yayınlara baktığımızda; Kürt dilinin çok sınırlı bir biçimde kullanıldığını, Kürdistan isminin yerini “Doğu”nun, Kürt isminin yerini de “Doğu” ya da “Doğulu” terimlerinin aldığını görüyoruz.
1970’li yıllar, Türkiye’deki genel demokratik mücadelenin gelişimine paralel olarak Kürtlerde de bir uyanış ve mücadele gelişti; bu da beraberinde birçok basın organının yayınlanmasını getirdi. Bu dönemde Türkiyeli sol gruplara paralel olarak Kürt gençleri arasında da Kürt sol grupları gelişerek örgütlendi. Bu örgütlenme ve gruplaşmalar da belli legal ve illegal yayınlar çevresinde oluştu. Birçok grubun, çıkardığı yayının ismi ile anılması ve tanınması tesadüf değildir. Kürt basını burada bir örgütlenme ve bilinçlendirme aracı işlevi gördü.
1970’lerin ikinci yarısı ile 1980 12 Eylül cuntasına kadar çeşitli grupların yayın organları var. Özgürlük Yolu (1975), Xebat (1976), Rizgari (1976), Roja Welat (1977), Kawa (1978), Ala Rizgari (1979), Serxwebûn (1980) bunların bazıları. Bu yayın organlarının temel özelliği, ağırlıklı olarak Türkçe veya iki dilli olmalarıdır. Bu dönemde tamamen Kürtçe çıkan tek yayın organı, Devrimci Demokrat Kültür Derneği’nin (DDKD) çıkardığı Tîrêj dergisidir. Bu dergi de sadece 4 sayı çıkabildi; son sayısı, cuntanın baskılarından kaçan dergi kadroları tarafından İsveç’te çıkarıldı.
1990’lı yıllara kadar Avrupa; özellikle de İsveç, önemli bir merkez oldu. İsveç’te yayınlanan yayınlar arasında en istikrarlı ve uzun ömürlü yayın organı Nûdem dergisidir. Diyebilirim ki Nûdem, İsveç ekolü içinde çıkardığı kitaplarla birlikte Kürt basın-yayın tarihinde çok önemli bir hizmet vermiştir. Bunun yanında Armanc, Kurdistan Press, Berbang gibi yayınları da bu ekol içinde sayabiliriz.
Günlük gazete deneyimi
Türkiye’de ise 1980 Eylül darbesinden sonra Kürt hareketinin yayın faaliyetleri, ya illegal ya da yurtdışında yürütüldü. 1980’li yılların ikinci yarısından sonra Kürt kimlikli yayın organları yeniden boy gösterdi. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin 1990’lı yılların başında bir halk hareketine dönüşmesi, aydınlanma faaliyetlerinin yoğunlaşmasını beraberinde getirdi. Kürt basın-yayın tarihinde Halk Gerçeği, Yeni Halk Gerçeği ve Yeni Ülke ile başlayan gelenek, önemli bir yere sahiptir. Bu gelenek, 1993 yılında Özgür Gündem ile birlikte günlük gazeteye evrilmiş, bugün de farklı isimler içinde varlığını sürdürmektedir. Bu gelenek, devletin en ağır baskılarına, birçok çalışanının karanlık güçler tarafından öldürülmesine rağmen bugün de yayınını sürdürmektedir.
Bu süreçte ortaya çıkan diğer bir yayın organı ise 22 Şubat 1992 yılında yayın hayatına başlayan Welat gazetesidir. Bu tarihten 1994 yılına kadar 115 sayı yayınlandı. Daha sonra Welat Me ismiyle yayınını sürdürdü ve en son 1996 yılında, Azadiya Welat ismini alarak günlüğe evrildi. Welat geleneğinin devamı olan günlük Azadiya Welat gazetesi, mahkeme kararıyla 20 gün, yani yayını durduruluncaya kadar kesintisiz bir yayın akışına sahip oldu. Bugün de bu geleneğin devamı olarak, Dengê Welat gazetesi günlük olarak yayınını sürdürmektedir.
Kürt basın-yayın tarihinde önemli bir yere sahip olan bir basın geleneği de Özgürlük Yolu ile başlayan gelenektir. Bugün de bu gelenek, Dema Nû ve Deng adıyla çalışmalarını sürdürmektedir.
Yine bu dönemde çıkan Rewşen, Jiyana Rewşen gibi yayınları da unutmamak gerekir. Bu yayınlar, Kürt edebiyatının gelişmesinde önemli bir işlev gördü. Bugün bu geleneği sürdüren bir yayın organı yok. Ancak W dergisi ve Tîroj dergisi gibi dergileri bu geleneğin sürdürücüleri olarak sayabiliriz. Bu edebiyat dergilerinin yanı sıra Zend, War ve Nûbihar gibi araştırma dergilerini de anmak gerekir.
Kürt televizyonları
Kürt yayıncılık tarihinde önemli bir dönemeç ise 1995 yılında Med TV ile başlayan, uydudan yayın yapan televizyon geleneğidir. Bugün uydudan yayın yapan 10’a yakın televizyon bulunmaktadır. Bu televizyonlar, Kürt aydınlanmasında önemli bir işleve sahiptirler.
Bugün yine uydu üzerinden yayın yapan birçok radyo istasyonu da bulunmaktadır.Radyolar da Kürt yayıncılık tarihinde önemli bir yere sahiptir. Burada özellikle Erivan Radyosu’nu anmak gerekir. Ayrıca yerelde yayın yapan Gün TV ve Gün Radyo gibi yayınları da unutmamak gerekir.
Kürt yayıncılığında yeni bir alansa, internet alanıdır. Bugün onlarca internet sitesinin yanı sıra internet üzerinden yayın yapan birçok radyo da bulunmaktadır.
Genel hatlarıyla verdiğimiz bu tarihe baktığımızda; Kürt basın-yayın tarihinin, Kürtlerin mücadele tarihinden ayrı düşünülemeyeceğini görüyoruz. Kürtler, basın-yayın organlarını bir bilinçlerdirme ve örgütlenme aracı olarak kullanmışlar. Bu yüzden mücadele tarihinden bağımsız bir basın-yayın tarihinden bahsedemiyoruz. Kürtlerin üç temel düşman belledikleri; “xizanî, nezanî û bindestî”ye karşı yürüttükleri mücadelenin aracı olarak, Kürt basın-yayın organları bugün de bütün hedef göstermelere, yasaklamalara ve saldırılara karşın varlığını sürdürmektedir.
Sami Tan
ÖNCEKİ HABER

kim bu yabancı?

SONRAKİ HABER

İşten atılan işçiler için destek eylemi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa