Ekonomik kriz ve Nasrettin Hoca

Ekonomik kriz ve Nasrettin Hoca

Ekonomik krizi anlamak için Nasrettin Hoca’nın fıkralarına başvurmaya ne dersiniz?


Ekonomik krizi anlamak için Nasrettin Hoca’nın fıkralarına başvurmaya ne dersiniz? Burada sorumuz şu: Dünya ekonomik krizi öncesi ülkemizdeki ekonomik istikrar veya büyüme ile son aylarda ülkemizde çok etkili olan ekonomik kriz aynı nedenlere mi dayanıyor? Başka bir deyişle bunların ikisi de dünyadan mı kaynaklanıyor? Ülkedeki ekonomi politikasının bu sonuçlarla ilgisi yok mu?
Gelelim Nasrettin Hoca’nın fıkrasına. Hoca komşusundan kazan ister. Bir iki gün sonra geri verirken yanında bir tencere de verir. Komşusu “Ne bu?” diye sorunca, “Kazanın doğurdu” der. Komşusu ses çıkarmadan verilenleri alır. Bir hafta sonra hoca tekrar kazanı ödünç ister. Ancak bir hafta geçmesine rağmen geri vermez. Komşusu kazanı istemeye gelince. “Kazan öldü” der. Komşusu “Hoca, hiç kazan ölür mü?” deyince, hoca “Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne neden inanmıyorsun?” der.
Ülkemizde de kriz öncesi göreli istikrar ve ekonomik genişleme yöneticilerimizce kendi başarıları olarak övülüyordu. Ancak dünya ekonomik krizi patlayıp, bizi de “teğet geçmediği” anlaşılınca “Ne yapalım, yüz yılda bir gelen bir dünya krizi var” şeklinde açıklama yapılıyor. Bu durum işte bana aynen hocanın fıkrası gibi gelmekte.
Kriz öncesi dünyada büyük bir para bolluğu vardı. Finansörler paralarını nereye yatıracaklarını bilemiyorlardı. Türkiye ise uzun süredir cari açık vermekte idi. Yani ithalat vb. işler için gerekecek dolar veya avro kıttı. Bunun temelinde ise uygulanan ekonomi politikası yatmakta idi. Bu yanlışlardan bir kaçını sıralayalım: Türk parasının aşırı değerli tutulması, gümrük vergilerinin indirilmesi, vergilerde sadece çalışanlara yüklenilmesi, gelir getiren kamu kuruluşlarının ucuz ucuz satılması.
Bunun sonucu sabundan, otomobile kadar binlerce mal ithal ham maddelerle üretilmeye başlayınca cari açık sorunu daha da arttı. Buna çok uzun zamandır bulunan çare, yüksek faizlerle borçlanılması ve kamu kuruluşlarının satılması oldu. Borçlanma furyasına özel sektör de katıldı ve hatta son yıllarda devletin bile önüne çıktı. Bu gidişin süremeyeceği açıktı. Ülke ekonomisi krize adeta yokuş aşağı hızlanarak giren bir kamyon gibi girdi.
Elbette Türkiye ekonomisi iyi yönetilmiş olsaydı bile dünya krizinden gene de etkilenecekti. Ancak etkileri daha küçük olabilirdi. Şimdi ise ne görüyoruz? Türkiye’nin krizden etkilenmesi krizin merkez ülkesi ABD düzeyinde olmaktadır. 2008 yılının son üç ayındaki gelir (bir önceki yılın aynı dönemine göre) ABD’de yüzde 6.3 düşerken, Türkiye’de düşüş yüzde 6.2 olmaktadır. Bütün bir yıl için artış her iki ülkede de yüzde 1.1 olarak aynı olmaktadır. Halbuki son üç aydaki gelir Yunanistan’da yüzde 0.3 artmış, Kanada’da yüzde 0.8, Fransa’da yüzde 1.1, Almanya’da yüzde 2.1 düşmüştür. Ülkemizde krizin şiddeti krizin merkezi olan ABD ile aynı düzeydedir. Hatta Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) son üç aydan önceki dönemlerdeki gelişme oranlarını yeniden gözden geçirerek yükseltmiş olduğunun kuşku ile karşılandığını da ekleyelim. Bütün bir yıl için gelişmenin sıfır olduğu da ileri sürülüyor.
Sizce de kazan ölmüş müdür?
Tayfun Özkaya Prof. Dr. (Ege Ünv. Tarım Ekonomisi Bölümü)
www.evrensel.net