Nakkaş gördüğünü değil zihnindekini resmeder

Nakkaş gördüğünü değil zihnindekini resmeder

Gerçeğin büyülü masalı” diye tanıtmışlar filmi. Hikayenin geçtiği yeri ise “kavganın ve aşkın imparatorluğu”... “Cenneti Beklerken”den söz ediyoruz; Derviş Zaim’in hem konu olarak minayatür sanatını işlediği, hem de çekim tekniği olarak bu sanattan esinlendiği filmden

Gerçeğin büyülü masalı” diye tanıtmışlar filmi. Hikayenin geçtiği yeri ise “kavganın ve aşkın imparatorluğu”... “Cenneti Beklerken”den söz ediyoruz; Derviş Zaim’in hem konu olarak minayatür sanatını işlediği, hem de çekim tekniği olarak bu sanattan esinlendiği filmden.Serhat Tutumluer, Melisa Sözen, Mesut Akusta, Nihat İleri, Mehmet Ali Nuroğlu, Bülent İnal’ın rol aldığı film, 2005 yapımı ve 107 dakika. Hikaye, 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu topraklarında geçiyor. Ana karakterimiz İstanbul’da yaşayan Minyatür Ustası Eflatun. Geleneksel minyatür sanatının sınırlarını aşarak, yasak olduğu halde Batılı tarzda portreler çizen bir usta Eflatun. Osmanlı Veziri, Eflatun’dan “şehzade” olduğunu iddia ederek ayaklanan Danyal’ın portresini yapmasını istiyor. Elbette, Danyal idam edilmeden hemen önce. Emir demiri keser, hele de Osmanlı’da, Eflatun da, bir grup silahlı adamla birlikte kendini Anadolu yollarında buluyor. Yolda rastladığı köle kızı Leyla’yı yanına alan Eflatun, bir yanıyla da farklı bir aşkın kapısını aralıyor ve “kendi cenneti”ni yaratmaya çalışıyor.Filmin konusuna dair en dikkat çekici yanlardan biri Türk sinemasında Osmanlı’yı Saray çevresinden ve onların adamlarından ibaret sayma hastalığına asla düşmemesi. Ezel Akay’ın “Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü”sünü saymazsak, bunu beceren pek film yok. Osmanlı’nın zulmünden, baskısından bıkan halk, isyancı Danyal’ın vaat ettiği hayallere gerçekleşmeyeceğini bile bile inanmak istiyor. Sayısız isyanın ve Osmanlı’yı değiştirme hareketinin arkasındaki dürtü buyken, sinemanın hâlâ bunu anlatamamış olması ne acı değil mi? Tıpkı, Şeyh Bedreddin’in bile henüz filmini çekememiş olmak gibi... Neyse biz konumuza dönelim.Derviş Zaim, bu filmde geleneksel sanatlardan yararlanılarak özgün bir sinema dili yaratılabileceğini göstermeye çalışıyor. Aslında bu Derviş Zaim’in çabasının ilk adımlarından biri; devamında gelen ve geçen yıl vizyona giren “tek planlı” film “Nokta”da aynı yolun yolcusuydu. Zaim, “Cenneti Beklerken”de ilk denemelerini yaptığı yaklaşımı, “Nokta” ile bir üst aşamaya taşıdı. Ama biz, Nokta’yı başka bir yazıya bırakalım.“Cenneti Beklerken”deki ana karakteri adının “Eflatun” olması kuşkusuz tesadüf değil. İslam dünyasında “Eflatun” olarak bilinen Platon’un “mağara” felsefesi; “idealar dünyası ile gerçek dünya arasındaki ilişki” gibi görüşleri, filmde kendini hissettiriyor. Derviş Zaim’in alt mesajlarından birini “minyatür” ile “gerçek dünya” arasında kuruyor. Hayal ile gerçek, sinemasal diline de yansıyor ve planlarında bir minyatür havası seziliyor. Gerçekten minyatüre geçişler de bu sinema dilini güçlendiriyor.Minyatür demişken, resmin yasak olduğu İslam dünyasında, gerçeği resmetmenin ve hayalin suretini çıkarmanın yoluydu minyatür. En büyük özelliği ise “perspektifsiz” olması. Bu minyatürün zayıflığı gibi görünse de, aslında ona zengin anlatım olanakları kazandırıyordu. Hem doğuda, hem batıda yayın bir sanat olan minyatür, “hayali” anlatmanın özgün bir biçimiydi. İslam dünyasında ise “suret”e konan yasağı aşmanın yolu...Filmdeki Eflatun karakterinin resim sanatına dair güzel replikleri de filme ayrı bir renk katıyor, felsefesini güçlendiriyor. “Nakkaşlık, hayali dondurup resmetmektir. Eğer dönmezsem beni nakşet” diyor Eflatun, Vezir’in rehin aldığı çırağına... Bir başka sahnede, “Nakkaş gördüğünü değil zihnindekini nakşeder” diye ekliyor. Resim yaptığı için kellesi tehlikede olan ve yine yaptığı bir resim sayesinde kelleyi kurtaran Eflatun’un Vezir’in sorduğu soru da oldukça manidar: “Resim yapman karşılığında hayatını kurtardın. Sen mi onlarınsın, onlar mı senin?”Eflatun karakterinin yaşam öyküsündeki trajediyi de hatırlatıp bitirelim. Hani Osmanlı tarihinde sıkça duyduğumuz “devşirme” diye bir kavram var ya; öyle biri Eflatun. Çocuk yaşta Hırvatistan’daki köyünden alınmış, ailesinden koparılmış. Karısını ve oğlunu kaybetme felaketi de üstüne gelmiş. Aradığı cennette, en başta elinden alınanların olduğun hiç şüphe yok. “Ecdad” edebiyatının arkasındaki “devşirme”, modern söyleyişle “Çocukları kaçırarak asimile etme” gerçeğine küçük bir anımsatma yapıyor “Cenneti Beklerken”...İyi seyirler...
Mustafa Kara
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.