09 Mart 2014 12:36

Ne ekmek ne gül…

Ne ekmek ne gül…

Fotoğraf: Envato

Paylaş

Massachusets’te 1912 kışında başlayan grevde tekstil işçisi kadınların taşıdığı pankart şöyle diyordu: “Bize ekmek verin, ama gül de istiyoruz!” Bu sloganı ilk kez, bu grevden dört yıl kadar önce onlarca işçi kadının öldürüldüğü fabrika yangınından sonra yürüyüş düzenleyen on beş bin kadın seslendirmişti. Nice sonra onlardan esinlenerek yazılan şiir kadınların her birinin aklının ve kalbinin orta yerinde tütüp duran yangının adını koyuyordu: “İşte yürüyoruz. Yürürken erkekler için de mücadele ediyoruz. Onlar kadınların çocukları ve biz onlara yeniden annelik ediyoruz. Hayatımız baştan sona acıyla dolu. Beden kadar ruh da acıkır, bize ekmek verin ama gül de istiyoruz.”
Aşağı yukarı yüz yıldır yürüyoruz. Dermanımızı dayanışmaya, soluğumuzun tükenmezliğini terimize borçluyuz. Birbirinden aldığını yine birbirine veren bir türüz ve sırf bu yüzden bölüşmeye inanıyoruz. Tarihteki en sürekli sistem olan ataerkiye karşı onurumuzu, kimliğimizi, var oluşumuzdaki kıymeti korumak için yürüyoruz. Babaların ve abilerin ve dedelerin ve erke göbekten bağlı egemenlerin gözünü diktiği bedenlerimiz için görünmez kumaşlardan örtüler kesiyoruz. Yürürken etimize giriveren dikenleri temizlemek için duraklamaya bile vaktimiz yok.
Biz hikayeler biliyoruz. İçine birer porselen imge olarak tıkıştırılıp yollandığımızın uykuların öcünü alıyor ütopyalarımız. Masallarımızın şen şakrak masası biz kaç kişiysek o kadar uzuyor. Kahramanlarımızı kimse tanımıyor, olsun! Biz usul usul ve yüz yıldır yürüyoruz. Çoktan toprak olmuş kız kardeşlerimizin yarım kalan gülüşlerini yakamıza iliştirip el ele tutuşarak, gasp edilen hayatlarımızı makul bir zararla kapatabilmenin en acısız yolunu arıyoruz.

ZALİMİN HARİTASINDA
Çoğumuzun yatağında, yanağında, ayakucunda, kitap arasında, omuz hizasında erkekler var. Korkuyoruz. Satılabilir, dövülebilir, tahtalıköye yollanabiliriz. Savaş ganimetiymişiz gibi kirli bir iştahla sahiplendikleri bedenlerimizde takat bırakmadılar. Susmuyoruz. Buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz diyoruz. Ruhumuz yüz yıllık yalnızlığıyla açlığın terbiyesinde pişiyor. Kadınların canını en çok bu yakıyor: Zalimin egemenlik haritasında ‘hiçbiryer’ olmak. Kuralsız, çapsız, vicdansız insan evlatlarının değersiz ve tahammülsüz bıraktığı kadınlarız. Müfredat dışı yaralar taşıyoruz.
Delirmiş ayaklarımızla yüz yıldır yürüyoruz biz. Çok bilinen bir şaka olduğuna yeminler edebileceğimiz tuhaf ömrümüzde kalbin kırığına iyi gelecek bir merhemimiz bile yok. Eteğimizdeki ipi koparıverir gibi kolayca aldığımız kararlarımız da yok. Her adımın tadını çıkarıyor, her kulacı hesaplıyoruz. Sadece kendimiz için mi? Ufkumuzda binlerce ama binlerce kadın var; onların da adını kıvançla anıyoruz.
Biz dün öyle bir rüyaya uyuduk ki, yarın uyandığımızda emeğimizi nasırımızdan, terimizi tırnağımızdan sökecekler. Yerine hiçbir dilde karşılığı olmayan benzersiz resimler, tanımsız cisimler koyacaklar. Bir tahta kaşık, bir zalim söylencesi ve bir zarf koyacaklar. Bir şeftali çekirdeği ve bir sesli harf de koyacaklar. Biz onları alıp, ataerkinin bütün yok ediciliğine direnen kız kardeşlerimizle, kadın hayatlarımızın toprağına neşeli tohumlar serpeceğiz. Uçuşkan sevinçlerimiz, beti benzi solmuş anılarımız, kaynağından coşkuyla fışkırmış heyecanlarımız olacak. Çocuklar doğuracağız. Tencereler kaynatacağız. Fanteziler yapacağız. Gündeliğimize siyaseti, edebiyatı, sinemayı, müziği, mimariyi, sporu, eğlenceyi, ciddiyeti, sırları, yürüyüşleri, sakarlıkları katacağız. Güçsüz, tembel ve beceriksiz olmaya da hakkımız var, bunu bağıracağız. Kadınların bu dünyayı narinleştiren, hafifleştiren bir cins olduğunu zannedenlere bunun ağır bir yük olduğunu anlatmaya çalışacağız. Anlayacaklar mı bilmiyorum.
8 Martların çokuluslu markaların indirimli satışına vesile olmamasını dileyeceğiz. O uyuşuk uykulara daldığımızı zannedenlerin karşısına emeğimizden aldığımız güçle dikileceğiz. Ertesi gün başımızda paralanacak gülleri kabul etmeyeceğiz. Kadınlar çiçektir diyenlere kanmayacağız. Kutsalsın diyene hele, hiç itibar etmeyeceğiz. Ben de senin gibi bir insan evladıyım diyeceğiz. Direne direne güzelleşeceğiz.

8 MART BAYRAM DEĞİLDİR
Kadınlar için senede bir gündür, o da dayanışmanın ve eşitlik mücadelemizin günüdür. Bulutlarımız farklı olsa da kavgamızın ortak olduğunu ele güne ilan ettiğimiz, biz varız ve var olacağız dediğimiz… Yazgımızı temize çekmek için kirlenmemiş bir dil aradığımız… Faili malum hıçkırıkları buket buket topladığımız… Yumruk ve diş sıktığımız bir gün. Arzu ile hal arasında kaldığımız, kadınlığımıza tutunduğumuz, iktidarların tufanından sağ salim çıkmak için birbirimize sarıldığımız bir gün.
Biz dün olduğu gibi her 8 Mart’ta sabır ve isyan biriktireceğiz. Hoyratlığını unutturmak için nebattan medet uman ademlerin elinden gülü değil dikeni alacağız ki daha da batıramasınlar oramıza buramıza. Heybemizden çaldıkları ekmeğin hesabını soracağız. Bebelerimize, hikayelerimize, tarihimize sahip çıkacağız. 8 Martların mor bir dikkat fişeği olduğunu da unutmayacağız. Bir Bebek Evi’nin Nora’sı, Simon de Beauvoir’ın mottosu, Mirabal kız kardeşlerin mirası, Doris Lessing’in altın defteri, Rosa Parks’ın otobüs bileti, Virginia Woolf’un yazı odasıyız biz. Antonia’nın Yazgısı’yız. Tante Rosa’yız. Novamed grevcileriyiz. Biz Bursa’daki fabrika yangınında öldük. Adıyaman’da diri diri toprağa gömüldük. Birbirimizi unutturmayacağız. Erkeklerin köşe başlarını tuttuğu sinemaya filmler armağan ettik. Mizahı da ağıtı da sevdik. Kreş kampanyalarında, Gezi Parkı’nda, bıyık kokan seçim listelerinde geleceğimiz için direndik. Biz bir elma ağacıyız, bir üzüm salkımı, bir narın taneleriyiz. Bereketimizi yanlış anlamış bir aleme sadece çocuk değil, anafikir ve özne de üretiriz. Bu yüzden 8 Martları da severiz. Ve erk’in kudurttuğu herkese ötelerden şöyle sesleniriz: biz artık sizden ne ekmek ne de gül isteriz. Gölge etmeyin yeter.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...