21 Mart 2020 11:27

Emeğin tarihi ile tarihin emeği arasındaki çelişki

Pamukkale Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Araştırma Görevlisi Erkan Kıdak emek tarihine ilişkin yazıları ile ara sıra Evrensel Ege Sayfalarında olacak.

Fotoğraf: Pixabay

Arş. Gör. Erkan KIDAK
Pamukkale Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

Tarihi, içerisinde barındırdığı olaylar ve olgular göz önüne aldığımız zaman bir okyanus olarak ifade etmek mümkündür. Evrenin içerisinde yer alan bu okyanusta milyarlarca ve belki de daha fazla balık hayatını devam ettiriyor. Bu balıklar kuşkusuz tarihi olgulardır. Tarihi olguları, önemine ve etkisine göre belirleyip tıpkı bir okyanustan balık tutarcasına alıp işleyecek, onları kendi süzgecinden geçirerek değerlendirecek olan bilim insanları da tarihçiler. Tarihçiler geçmişte yer almış ve bugünün meydana getirilmesinde rol oynamış milyarlarca olgu içerisinden seçimler yaparak, kendi değerlendirmelerini yapmak ve bugünü aydınlatmakla mükelleftir. Dünyaca ünlü tarihçi Edward Hallett Carr, tarihçinin olgular denizinden balıkları (yani olguları) nasıl çıkaracağı, hangi oltaları/araçları kullanacağı ve nasıl pişireceği konusunda çeşitli konferanslar vermiş ve günümüzdeki tarihçiliği derin ölçüte aydınlatan bu konferanslar “Tarih Nedir” isimli kitapta derlenmiştir.

Tarihi olgular arasında nesnel bağlantılar kurarak, o olguların meydana gelmesini sağlayan nedenlerin hiyerarşik olarak sıralanması ve bu bağlantılar aracılığıyla tarihi bilginin ve yorumun ortaya koyulması, tarihçinin görevi ve topluma karşı sorumluluğudur. Bu sorumluluğu yerine getirirken nesnellik sınırlarını iyi çizmek gerekiyor. Diğer yandan tarihi olguları işlerken o dönemin koşulları içerisinde bugünün bilgisiyle hareket ettiğini unutmamak, tarih biliminin başlıca kurallarından biri. Tarihin farklı kategorileri olan siyasi tarih, iktisat tarihi, uygarlık tarihi ve sair alanlardan hangisini seçerseniz seçin bu kurallara riayet etmeden değerlendirme yapmanız kabul edilebilir değildir. Emek tarihi de bu alanlardan birisi…

Çalışma ilişkileri tarihi, sosyal politika tarihi gibi isimler de alan emek tarihi, tarih disiplini içerisinde ekonomik, ideolojik, politik, sosyal ve kültürel açıdan önem arz eden bir alandır. Günümüz çalışma ilişkilerinin neoliberal piyasacı anlayışın doğrultusunda şekillenmesinde ve emek-sermaye çelişkisinin bu ölçüde önem kazanmasında kuşkusuz ki tarihteki sınıf mücadeleleri ve/veya sınıfsal hareketlerin herhangi bir nedenle kısıtlanması, yetersiz kalması, gerektiği gibi tepkilerin ortaya çıkmaması gibi nedenler etkili oldu. Örneğin Türkiye’de 1980 darbesinin yarattığı tahribatçı ortamdan sendikal hareket de nasibini aldı, birçok sendikal örgüt kapatıldı. Ardından gelen süreçte liberal iktisatçıların “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” felsefesine dayanan ekonomi anlayışları doğrultusunda yeniden diriltilerek toplumun karşısına getirilen neoliberalizm, sendikal mücadeleye yönelik baskılar ve toplumun sendika algısının olumsuz hâle getirilmesi ile buluşturuldu. 12 Eylül öncesi yaşanan politik ve sosyal hoşnutsuzlukların arkasında sendikaların yattığı düşüncesinin güç kazandırılması yönündeki projenin başarıya yakın olması, bugün emekçi sınıfların büyük çoğunluğunun (son verilere göre kayıtlı çalışan işçilerin yüzde 87’si) örgütsüz ve güvencesiz bir biçimde hayata tutunmak zorunda kalmalarına yol açan faktörlerden birisi olarak varlığını sürdürüyor. Oysa bu anlayış çarpıtmalardan öte bir şey içermiyor. İçerisinde nesnellikten tutun da tarihin herhangi bir ilkesine dayanır yanı da yok.

Tüm makro gerçekliklere rağmen bugün, bilim insanlarının mikro ve güncel sorunlara daha fazla eğildikleri, pragmatik çözüm arayışlarına daha yoğun biçimde giriştikleri görülüyor. Emek tarihinin saf dışı, değersiz, atıl kalmış gibi görülmesinin veya gerekli önemin verilmemesinin arkasında ise neoliberal anlayışın hegemonyası, tarih yazıcılığının gerektirdiği yöntem bilgisine sahip olmama, tarihe duyulan ilginin ve merakın sosyal veya bireysel olarak düşük düzeyde kalması, literatür bilgisinin bulunmaması ve benzeri faktörlerden biri/birkaçı/hepsinin yattığını düşünüyorum. Elbette farklı birçok alan da emek tarihi kadar değere sahiptir, ama bu değer emek tarihinin üzerinde de değildir! Emek tarihi, sınıfın (yani toplumun) tarihidir.

Giriş mahiyetindeki yazımda bu düşünceler ile bundan sonraki süreçte sizlerle bu sayfada emek tarihinin mihenk taşlarından portrelerle karşılaşmayı ümit ediyorum. Son söz olarak; ülkemizde de etkisi görülmeye başlayan koronavirüsünün toplumsal sağlık sorunlarına yol açmamasını, hastalığın hepimizden uzak olmasını diliyorum. Gündemde bulunan koronavirüsünün potansiyel müşterileri yine işçi sınıfıdır. Savaşlar, salgın hastalıklar, felaketler ve tarihte yer edinmiş tüm belaların en fazla işçi sınıfını vurması, bu önermenin desteklenmesine katkı sunuyor. İşçilerin, öğrencilerin ve toplumun tüm bireylerinin korunması açısından devlete ve sermaye sınıfına çağrı yapmayı bir borç olarak görüyorum.

Kaynak Önerileri:

  • Edward H. Carr – Tarih Nedir?
  • Ahmet Makal – Ameleden İşçiye
Reklam