15 Aralık 2019 04:40

Avrupa'nın Gündemi: İngiltere’de seçim sonrası "nasıl bir Brexit’ tartışması

Avrupa'nın gündeminde bu hafta İngiltere seçimleri ve nasıl bir Brexit tartışmaları ile Fransa'da emekçilerin 17 Aralık'taki büyük grevi öne çıktı.

Görsel: Pixabay

Paylaş

Birleşik Krallık ülkelerinde beklenen seçimden Boris Johnson’un Muhafazakar Partisi büyük bir zaferle tek parti olarak çıktı. Seçim kampanyasını hemen hemen sadece “Brexit’i gerçekleştirmek” sloganı üzerine kuran Johnson’un, İşçi Partisinin oy havzalarında bile büyük kazanımlar sağlaması Brexit’in kesinleşmesi olarak görülürken, İşçi Partisinin kendi tabanına yabancı kaldığı yorumlarına yol açtı ve parti son 40 yılın en kötü seçim yenilgisini aldı. Şimdi soru Johnson’un nasıl bir Brexit istediği ve halkın uzaması kesin görülen sürece tepkisinin ne olacağı.

FRANSA’DA İŞÇİLER 17 ARALIK’A HAZIRLANIYOR

5 Aralık’tan bu yana Fransa’da başta demir yolları işçileri olmak üzere birçok sektör grevde. Toplumun önemli bir kesiminin reddetmesine rağmen Başbakan Edouard Philippe çarşamba günü emeklilik reformunu açıkladı. 1975’ten sonra doğan kişiler aşamalı olarak bu yeni sisteme geçecekler. Öz itibariyle şu ana kadar sunulan tasarıda bir değişiklik yok, yine tüm emekçilerin emeklilik hakkında ciddi kesintiler gerçekleşecek. Üstelik emekliye ayrılma yaşı da fiili olarak 62’den 64’e çıkartılıyor. Le Monde gazetesinden çevirdiğimiz yazı, grevde olan işçilerin bir kurultayından izlenimleri aktarıyor ve işçilerin öfkesini doğru bir şekilde ortaya koyuyor. Fransa’da işçiler 17 Aralık Salı günü için güçlü bir mücadele ve grev gününe hazırlanıyorlar. 

IRKÇI EVSAHİBİNE PARA CEZASI

Augsburg’da evini “sadece Almanlara” kiralamak isteyen ve bunu verdiği ilanla kamuoyuna açıklayan bir Alman 1000 avro para cezasına çarptırıldı. Uzun süreden beri boş duran evini Burkina Fasolu birine kiralamayan ve bu kişiyle konuşmayı dahi reddeden Alman, Anayasa’nın çeşitli maddelerine aykırı davrandığı, eşitlik ilkesinin ihlal ettiği gerekçesiyle para cezasına çarptırıldı. Medya, kararı artan ırkçılığa karşı olumlu bir sinyal olarak değerlendiriyor.


JOHNSON’UN SAĞLADIĞI ÇOĞUNLUK BREXIT’E NASIL YÖN VERECEK?

Anand MENON
The Guardian

Alışılagelmiş parti bağlılıklarının, AB’den çıkma ya da kalma ayrımınca kırılma noktasına itildiği “Brexit Seçimi”ni takiben, Başbakanın nasıl bir Brexit istediği bilinmiyor. Bu, seçimin beklenmeyen sonuçları kadar olağanüstü bir durum.

Kısa vadede, “Brexit’i gerçekleştireceğiz” vaadini ocak ayı sonunda AB’den Büyük Britanya’yı çıkararak yerine getirecektir. Ve hayır, bu Brexit’in pratik açıdan gerçekleştirildiği anlamına gelmiyor. Fakat hükümetin, politik olarak inandırıcı bir şekilde bunun gerçekleştiği hissini verme şansı olabilir.

Ayrılmanın kendisi sismik bir olay olacak. Etkin bir parti bu başarıyı Britanya halkının isteğini yerine getirmek olarak lanse etmekte zorlanmayacaktır. Daha sonrası bu isteğin yerine getirildiği ilüzyonunu devam ettirmek iki şeye bağlı olacak. AB ile ilişkiler üzerine tartışmaları olabildiğince sıkıcı ve teknik seviyede tutabilmek ve gerçekten aştığımız hissini, vermek için göz alıcı birkaç politik girişimde bulunmak.

Eğer Brexit’i birinci sayfadan altıncıya itebilirlerse, en azından kısa süreçte, görevi başarmış olurlar. Fakat köşeyi dönünce yeni bir sıkışma noktası ortaya çıkacak; anlaşma sürecinin uzatılması için zaman sınırı olarak konulan Haziran ayı sonu.

İşte bu tarih gerçekten önemli. Sene sonunda kendimizi bir anlaşmaya varılamayacak durumda bulursak bu AB ile ilişkimizin sadece Dünya Ticaret Örgütü (WTO) koşullarına indirgenmesini engellemek için tek şansımız olabilir; Muhafazakarlar manifestolarında böyle bir uzatmaya başvurmayacaklarını vadetmişti. 

En garip olanı ise Boris Johnson’un nasıl bir Brexit istediği bilinmiyor. Dikkatlice dinlerseniz iki değişik versiyonu duyabilirsiniz.

Bir tarafta yumuşak-Brexitçiler böyle büyük bir çoğunluğun Başbakanın içindeki birleştirici muhafazakarın dışarı çıkmasını sağlayacağını fısıldıyor. ERG’nin (Muhafazakâr Parti içerisinde aşırı sağcı ve AB karşıtı Avrupa Araştırma Grubu) prangalarından kurtularak, hep gizlice istediği yumuşak-Brexit’in peşine düşebilir; Brexit’in ekonomik etkisini daha az sancılı kılabilir.

Diğer yandan ERG ise Johnson’u arzuladıkları AB ile gevşek ilişkilerin aracı olarak görüyor. Geçiş döneminin uzatılmayacağı vaadi onlar için ya AB ile dar sınırlı bir anlaşmanın ya da anlaşmasız çıkışın garantisi.

Başbakan’ın vereceği karar kısa dönemde ülkenin ekonomik kaderini belirleyecek. Hafif bir serbest ticaret anlaşmasının Büyük Britanya ekonomisi üzerine olası daralma etkisinin GSMH’nin yüzde 1.1 ve 2.6’sı arasında olacağı söyleniyor. WTO kurallarına dayanan bir çıkışın etkisi ise GSMH’nin yüzde 3.2 ve 4.5’i arasında olacağı öngörülüyor.

Tabiki Johnson’un başını çektiği politik koalisyon  2015’te Cameron’u liderliğe getirenden çok farklı. Eskiden “kırmızı duvar” dediğimiz İşçi Partisinin eski oy havzalarındaki seçmenlerin ekonomik öncelikleri alışılagelmiş muhafazakar seçmeninkilerden çok farklı. Muhafazakarların İşçilerden kopardığı bölgelerin ekonomileri de çok farklı. En azından ortalama olarak ülke genelinden daha fazla nüfusun üretim sektöründe çalıştığı bölgeler.

Bazı muhafazakarların umut ettiği türden dar sınırlı bir ticari anlaşmanın istihdam üzerine etkisi büyük olur. Endüstriyel kurumlar endişelerini paylaşmaktan hiç çekinmediler. Hava yolları, otomotiv, kimyasal, gıda ve içecek ve ilaç şirketleri ekim ortasında yazdıkları mektupla hükümetin ister göründüğü türden bir ilişkinin “üretimin rekabet kabiliyetine” ciddi bir tehdit olacağı yönünde uyardılar. Öte yandan Motor Endüstrisi Üretici ve Tüccarları Kurumu, WTO kurallarına dayalı bir çıkışın ülkede otomobil üretimi üretiminin üçte birinin yitirilmesi anlamına geleceğini savundu.

Dolayısıyla kaybedilecek çok şey var. Hükümetin Brexit’in ocak ayında gerçekleştiğine halkı ikna etmesi mümkün olabilir. Fakat ekonomik sonuçlarından saklanamayacağı da bir gerçek. Ve belirgin bir çoğunluğun getirdiği otonominin ters yüzü; sonuçların tek sorumlusunun Muhafazakarlar olması.

(Çeviren: Haldun Sonkaynar)


FRANSA: NOEL PASTASINI GREV YERİNDE YEMEYE HAZIRIZ

Simon AUFFRET
Aline LECLERC
 Le Monde

Toplanan toplu taşıma grevcileri mücadelelerini devam etmeye karar verdiler. Grev yerinde, Paris tren ve otobüs deposunda, RATP (Paris metrosu) ve SNCF’in (devlet demir yolları şirketi) grevde olan işçileri (Başbakan) Edouard Philippe’in 11 Aralık Çarşamba günü emeklilik reformuna dair yaptığı duyuruları hiçbir hayale kapanmadan dinlediler. Yedi gündür grevde olan 50 civarında işçi, günlük toplanarak grevi onayladıkları Gare de Lyon durağının hangarında yere konulan ses cihazıyla Başbakan’ı dinlediler. Sendika temsilcileri, genel kurulun tepkisini çekmek için buraya gelmiş televizyon kameralarının önünde, tam merkezde duruyorlardı. 

Konuşma esnasında tepkiler çok nadir. Edouard Philippe, birkaç yıl sonra insanların yeni sisteme geçmek için istekli olacağı konusunda “Bahse girmeye hazır olduğunu” belirttiğinde kimileri dalga geçer gibi gülümsedi. Başbakan yeni sisteme girecek kuşağın 2004 doğumlu olanlar olduğunu açıkladığında birisi “Kızım için teşekkürler” diye bağırdı. Başbakan grevlerden dolayı “Günlük yaşantısı çileye dönüşen kişilerin sorunlarını” anladığını ifade ettiğinde salonda bir hareketlenme yaşandı. Konuşma bittiğinde Sud-Rail sendikası temsilcisi söz alarak grevcilere “Teskin oldunuz mu?” diye sordu. Hep bir ağızdan “hayır” diye kitlesel olarak cevap verildi. 5 Aralık’tan bu yana mücadele eden birçok kişi hükümetin geri adım atmamasını zaten bekliyordu. Demir yolları işçileri için (Başbakan’ın) konuşması kendi başına bir olay bile değil. Onlar açısından tek sürpriz Başbakan’ın onlara dair bir tek kelime bile etmemiş olması oldu; aslında onlardan bahsetti ama günlük trenlerde rezillik çeken vatandaştan bahsederken. Banliyö treni D hattında çalışan 39 yaşındaki Melina, Başbakan’ın konuşmasına “Polislere, itfaiyecilere, hapishane gardiyanlarına, öğretmenlere, hemşirelerin tümüne seslendi, sadece bize hitap etmedi” diye sinirleniyor. Ona göre “Hükümetin zaten amacı halkı bölmek”. 35 yaşında otobüs şoförü olan Raffi ise “Hepimizi çiğ çiğ yiyecekler” diyerek görüşünü öfkeyle özetliyor: “Duyduklarım beni teskin etmesi bir yana önümüzdeki günlerde hareketi daha da sertleştirmemiz gerektiği konusunda beni ikna etti”. 

RATP’nin grevdeki diğer işçilerin de de aynı kararlılığı gözlemlemek mümkün. Salı gününden itibaren birçok işçi kurultayı gerçekleşti, bunların bir kısmı meslekler arası kurultaylardı ve hafta sonuna, hatta bazen daha da ötesinde bir tarihe kadar grevi devam ettirme kararı verdiler. 17 Aralıkta sendikaların çağrısını yaptıkları ulusal gösteri de bu kararlılığı güçlendirdi. Edouard Philippe de konuşmasında bunu zayıflatmadı. Paris metrosunun 5. hattının makinisti olan Bastien “Grevin başından bu yana 600 avro  aylık kaybetmişimdir. Başbakan bundan sonra daha fazla kaybetmekten korkmadığımızı anlamalı. Eğer tüm ocak ayı boyunca tasarruf yapmak için makarna ve patates yemek gerekiyorsa, olsun katlanırım” diyerek mücadelede ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor. Perşembe sabahı Paris metro depolarında gerçeklesen birçok işçi genel kurultayı da grevi 16 Aralık Perşembe gününe kadar uzatmayı onayladı. RATP otobüsleri depolarında CGT sendikasının temsilcisi Vincent Gautheron, başbakanı kastederek “Konuşmasında ciddi bir değişiklik olsaydı bizleri yavaşlatabilirdi, bu akşam daha öfkeli bir durumdayız” diye genel işçilerin ruh halini ifade ediyor. 

Kimi grevciler hükümetin yaptığı duyurular içinde sadece emeklilik maaşının hesaplanmasını sağlayacak puanların değerlerinin düşürülmemesi vaadini olumlu bir sinyal olarak değerlendiriyor. Projenin uygulanmasının zamana yayılması ve yeni sisteme geçisin aşamalı olması vaadi ise ikna edemedi. Gare de Lyon durağında çalışan demir yolları işçilerine seslenen Fabien Villedieu “Bizimle mücadele eden ve 1975’den sonra doğan birçok kişi var. Onlara ne diyeceğiz? Hiç sansın yok mu diyeceğiz? Genç kuşaklar için de mücadele ediyoruz” diye sesleniyor. 

Metronun 9. hattında makinist olan Isabelle’e göre “Uygulamayı erteleme ortalığı dumana boğmaktan başka bir şey değil. Bunlar sadece kulağa hoş gelen sözler: Bir hükümet bir vaatte bulunduğunda ondan sonraki onu hemen değiştiriyor”. 

Başından beri kimi grevcilerin Başbakan’ın konuşmasından sonra tekrar iş başı yapabileceklerine dair tedirginlik artık yok. Perşembe günü Paris ve birçok şehirde sendikaların inisiyatifleriyle birçok eylemler gerçekleşti. Yine perşembe günü Gare de Lyon demir yolu işçileri yeniden grevi onayladılar. 

CGT-Demir Yolları Federasyonu Temsilcisi Bérenger Cernon “Onlar bizi bölme üzerine hesap yapıyorlar, biz ise dayanışmamız üzerine hesap yapıyoruz” diye vurgu yapıyor.

UNSA-Ratp sendikasının Metro ve Banliyö hatlarının genel sekreteri Laurent Djabali birkaç haftaya yayılacak bir toplu taşımayı blokaj etmeyi bile umuyor. Edouard Philippe’in konuşmasından sonra “Noel pastasını grev yerinde yemeye kararlıyız” diyor. 

(Çeviren: Deniz Uztopal)


ALMANYA: KİRACILARA AYRIMCILIK YAPILAMAZ*

Augsburglu ev sahibi, Alman olmadığı için konuşmayı bile reddettiği Burkina Fasolu kiracıya 1000 avro para cezası ödemeye mahkum edildi. Ayrıca evini sadece Almanlara kiralayacağını duyurduğu ilandan da vazgeçmek zorunda. Vazgeçmemesi halinde çok yüksek bir para cezası onu bekliyor. Augsburglu ev sahibi istisna değil, Almanya’da konut piyasasında, etnik, dini ve hatta cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılıkla karşı karşıya kalan çok kişi var.

Güncel olay şöyle gelişti: Münih’te yaşamakta olan ama Augsburg’a taşınmak isteyen Burkina Faso kökenli biri, gazetede gördüğü ev ilanına başvurdu. Telefon görüşmesi sırasında ev sahibi, göç kökenli olduğunu anladığı kiracı adayıyla konuşmayı reddetti. 81 yaşındaki ev sahibi, Türkiye kökenli uyuşturucu satıcıları nedeniyle sorun yaşadığını bildirerek evini sadece Almanlara kiralayacağını gazetelere verdiği bir ilanla bildirdi. Kiracı adayının açtığı davada göç kökenlilerin açık bir şekilde ayrımcılığa uğratılmasının anayasaya aykırı olduğu, suçu etnik, dini kökenin değil kişilerin işlediği belirtildi. (Mahkeme kararı: 20 C 2566/19)

Kararın yasal temeli Almanya’da geçerli ayrımcılığa karşı eşit muamele yasası ve Alman Anayasası’nın değişik maddeleri oldu. Ayrımcılıkla mücadele yasasının ilk paragrafında, “Yasanın amacı ırk veya etnik köken, cinsiyet, din veya inanç, engellilik, yaş veya cinsel kimliğe dayalı ayrımcılığı önlemek veya ortadan kaldırmaktır” deniyor.

Ayrımcılık istisna mı? Federal Ayrımcılıkla Mücadele Ajansına göre, birçok göçmen rekabetçi konut piyasasında dışlanma yaşamakta. Göç kökenli insanların neredeyse yüzde 70’i konut ararken ayrımcılığa uğradığını hissediyor. 2015 yılında, federal ajans konuyla ilgili bir çalışma yayımladı. Buna göre; konut piyasasında ırk ayrımcılığı konutların bol olduğu, göç kökenli kiracı adayının toplumsal statü ve ekonomik durum açısından sorunsuz olduğu “en iyi koşullarda” bile gerçekleşiyor. Alman pasaportu olmadan maddi açıdan iyi durumda olan adaylar bile dezavantajlı durumda. Din de önemli bir rol oynuyor, Müslüman ve Yahudilerin ev bulmaları Hristiyanlardan çok daha zor.

2017 yılında Hamburg Barmbek’te bir emlak firması, isminden göç kökenli olduğunu anladığı kişilerin konutları ziyaret etmesine bile olanak vermeyerek büyük bir ayrımcılığa imza attı. Firma ayrımcılığa uğrayan kiracı adayı kadına 1000 avro para cezası ödemeye mahkum edildi.

Berlin’de ise beş yıl önce bir ev sahibinin sadece göç kökenli kiracılarnın kiralarını arttırması büyük tepkilere yol açtı. Ev sahibi, iki Türkiye kökenli kiracısına 30 bin avro tazminat ödemek zorunda kaldı.

Konut piyasasında cinsel yönelim de ayrımcılıkla karşılaşıyor. Köln’de 2015 yılında bir ev sahibi evini eşcinsel bir çifte kiralamadığı için 1750 avro para cezasına çarptırıldı.

Augsburg’daki son durumda ise ev sahibinin ev ilanında “Evimi sadece Almanlara kiralıyorum” utanmazlığını göstermesi dikkat çekti.

Marburg kentinde yayımlanan Oberhesssische Presse, “Bir kişinin sadece evini ‘yabancılara’ kiralamak istememesi nedeniyle 1000 avro para cezasına çarptırılması bazıları için anlaşılması oldukça zor bir durum. Halbuki mahkeme sadece Anayasa’nın üçüncü maddesini uygulamış oldu: Hiç kimse cinsiyeti, kökeni, ırkı, dili, memleketi, soyu, inancı, dini ya da siyasi görüşleri nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılamaz ya da avantaj elde edemez. 14’üncü madde ise mal-mülk varlığının yükümlülük getirdiğini, kullanımının aynı zamanda kamu yararına hizmet etmesi gerektiğini ifade ediyor. Yani yabancı, yabancı görünümlü, eşcinsel olsun ya da Müslüman veya Budist inanca sahip olsun, insanların kiracı adayı olarak doğrudan devre dışı bırakılması önemsiz denebilecek bir durum değil. Bu, Anayasa’ya da değerlerimize de aykırıdır” dedi.

Nürnberger Nachrichten’de “Gündelik hayatta insanların dini inancı ya da kökeni nedeniyle ayrımcılığa maruz kalması giderek toplumun içine nüfuz ediyor. Augsburg’daki vakada ev sahibi insan onurunu küçük gören tavrından o kadar emindi ki, bunu utanmadan verdiği ilana da yazdı. Ayrımcılığın bu kadar açık bir şekilde ifade edilmediği durumlarda da ev arayan pek çok yabancı görünümlü kişiye kapının gösterildiğini biliyoruz. Ev sahibinin şimdi mahkum edildiği 1000 avroluk para cezası büyük bir miktar değil. Yargının verdiği işaretin gücü daha büyük. Aksi, hukukun çöküşü anlamına gelirdi. Bu tür bir karar için dünkü 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nden daha uygun bir gün olamazdı”  yorumu yapıldı.

*DPA/Deutsche Welle/Nürnberger Nachrichten/Oberhessische Presse

(Çeviren: Semra Çelik)

 

Reklam
ÖNCEKİ HABER

İSDEMİR'de patlama: Ölen ya da yaralanan olmadı

SONRAKİ HABER

4 ay geçti, hasarlı binlar yıkılmadı: Elazığ'da yaşanan Avcılar'da yaşanmasın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa