01 Kasım 2019 03:25

Gazeteci Ziya Ataman: Hakiki gazeteciliğin dervişleri olabilirsek yalanı yeneriz

KHK ile kapatılan DİHA Muhabiri Ataman, tutuklu yargılandığı davada 14 yıl 3 ay hapis cezası aldı, itiraz süreci devam ediyor. Cezaevinden çıkan Gazeteci İdris Yılmaz, Ataman ile söyleşti.

Fotoğraf: MA

Paylaş

İdris YILMAZ
Van Cezaevi

Gazeteciliğine tanık olduğum Ziya Ataman ile, en son 16 Şubat 2016 tarihinde buluşmuştuk. Ataman, Van’da 11 Nisan 2016 tarihinde “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Ben ise 20 Ocak 2018 yılında tutuklanmıştım. Yargılanan onlarca gazeteci uydurulan birtakım gerekçelerle tutuklu olduğu için çoğumuzun dosyası benzer iddialarla hazırlandı. Doğruluğu kanıtlanamayan beyanlarla özgürlüğümüz ve kalemimiz tutsak edildi. Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlik Cezaevinden mahkemem için getirildiğim Van Yüksek Güvenlikli Cezaevinde, Ziya ile odalarımız arasında bayağı uzun bir mesafe vardı, fakat bu buluşmamıza engel değildi. Belki onca zamanın özlemini birbirimize sarılıp uzun hasretini gideremedik. Fakat Ataman ile yaşadığı uzun yılların esaretini anlatan bir röportaj yapmayı başardım. Gazeteci meslektaşlarına seslenen Ataman, “Birbirimizle dayanışma içerisinde kalarak toplumumuzun zihin ve psikolojik sağlığını korumak için çaba içinde olmalıyız” ifadeleri ile dayanışma çağrısında bulundu.

ABİME ‘AYAĞINI DENK’ ALSIN ‘UYARILARI’ YAPILDI

Türkiye’de gazetecilik deyim yerindeyse dikenli tarlada yürümek gibi. Her gazetecinin zor mesleki anıları vardır. Sizin yaşadığınız zorluklar neler oldu?

Gazetecilikle gazete dağıtımı yaparken tanıştım. Bu vesile ile her gün gazeteleri yakından takip ediyor, doğruyu ve yanlışı daha iyi çözümleme şansı yakalıyordum. Dağıtım yaptığım yıllarda birçok zorlukla karşılaştım. İlçe merkezinde halkın önünde bile fiziki şiddete maruz kaldım.  Kimler tarafından şiddete maruz kaldığımı söylememe gerek yok sanırım. Bu durumdan epey yıprandım. Birçok hukuksuzluk ve hak ihlallerine tanık oldum. Dağıtım yaptığım sırada olaylara daha çok tanık olma fırsatım oluyordu. Bir gün daha fazla seyirci kalmayıp yazmaya kadar verdim. Olan oldu ve bir dağıtımcıyken olayları takip eden, izleyen dahası seyirci kalmayan, yani artık gördüklerini yazan bir gazeteciydim.

Yazdıklarım bir neşter gibi karanlıkları yarıyordu. Kirli ilişkileri, halk üzerinde uygulanan despot uygulamaları açığa çıkarmayı çabalıyordum. Bu durumu çok tehlikeli gören ilçe kaymakamı abimi çağırarak ‘Ayağımı denk almamı’ söyledi. İşte bu durumları ifşa etme gayretindeyken, haber takibi esnasında gözaltına alınıp tutuklandım.

TEDAVİME BAŞLANDI AMA CEZAEVİNDE NE KADAR OLURSA...

Uzun süredir tutsaksınız, burada yaşamı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dört duvar arasına sığdırılacak çok şey var. Zamanın iyi geçmesi için, dolu dolu yaşamak için. Ama bu durum benden biraz uzaktı. Dosyamın içeriği aklıma her geldiği an beni bu dolu yaşamdan alıkoyuyordu. Bir iftiranın somutluğu ortadayken; hukukun işlevsizliği beni dayanılmaz sıkıntılara ve buna bağlı rahatsızlıklara sürükledi. Ne yazık ki bu üç buçuk yılımı sadece sağlığıma yoğunlaşarak geçirdim.

Uzun süredir sağlık problemlerinizin olduğunu basından da takip ediyordum. Bu aşamadaki tedaviniz ne durumda. Cezaevi koşulları altında tedavi olabiliyor musunuz?

Sağlığımla ilgili birçok girişimden ve duyarlılığın oluşmasından sonra tedavime başlanıldı. Tedavi diyorum da cezaevinde tedavinin nasıl yapıldığı artık herkesin malumu. Şimdi sadece ilaçlarla idare ediyorum ama ilaçların yan etkisi olduğunu çok sonrasında doktorun söylemesiyle çekinerek kullanıyorum. Böyle bir tedavi sürecim ve durumumum var.

DİNLEMEYE BİLE LUZÜM GÖRMEDEN KARAR VERDİLER

Üç buçuk yıldır tutsaksınız. Bu süre içerisinde dosyanızla ilgili hukuk nasıl işliyor?

Dosyamda gözaltındayken ifade veren -daha sonrasında birçok defa gerek yazılı olarak gerekse de mahkeme huzurunda bu ifadelerin kendisine ait olmadığını söyleyen, ölüm ile tehdit edildiği için bu iftiranın altını zorla imzalayan- Kadır A’nın ifadesi var. Bir de daha bu ifade verilmeden önce tüm ilçe sakinlerinin isminin bırakıldığı bir ajandanın kadın bir gerillanın üzerinden çıkmasıdır. Ama bu senaryo kurgulanırken ben cezaevindeydim.

Karar duruşmasına kadar birçok defa talep etmeme rağmen mahkeme heyetiyle yüz yüze bir savunma yapmadım. Hatta birkaç defa dinlemeye bile lüzum görmeden karar çıktı. İşkence altında ifade verildiğine dair tutanağı bile ciddiye almadılar. Bu kararın bir korkudan olduğunu düşünüyorum. Zira, olmadık şeylerle beni sanık yapanlar bu kararı büyük bir keyifle vermişlerdir. Elbet daha iki aşama var ve avukatlarımın AİHM’ye yaptıkları başvuru var...

DÖRT DUVAR ARASINDAN ÇIKARSAM...

Olur da tutsak gazeteciler için hukuki bir karar verilirse ve siz de özgürlüğünüze kavuşursanız, ilk yapmak istediğiniz ne olur. Özgürlükle ilgili hayallerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Dört duvar arasında çıkarsam eğer, özgürlük diyemem buna. İlk işim kalemimi elime almak, tüm bu hukuksuzlukları bir bir, gün yüzüne çıkarmak olacaktır. Zira hukuksuzluk böyle bir hat safhaya ulaşmış ki bunu duyurabilecek arkadaşlarımız ya az ya da türlü hile ile tasfiye ediliyor. “Tutukla, zorla sürgüne yollama!” Bundan dolayı ben, gazetecilikte kaldığım yerden tekrar devam etmeye kararlıyım. İçinden geçirdiğimiz süreçte gerek tüm Türkiye toplumu için gerekse de halkımız için gerçek manada gazetecilik yapmanın önemi daha çok anlaşılıyor. Yaşanan savaş sürecinde güney sınırı boyunca karargah kuran ‘gazetecilerin’ ilk patlamayı ve sıkılan ilk kurşunu yakalayıp heyecandan attıkları naralarını görüyoruz. Maalesef Türkiye’de gazetecilik ayaklar altına alınmış. Neredeyse çoğunluk savaş borazanı haline getirmiştir. Yaptıkları manipülasyon savaş kışkırtıcılığı ve dezenformasyonla gazetecilik ahlakından zerre bırakmamışlardır. Toplumu böylesine zehirleyen başka bir yozlaşma düzeyi sanırım hiç olmamıştır. Militarist gazetecilik bu olsa gerek.

Son olarak dışarıdaki gazeteci meslektaşlarınıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Meslektaşlarıma şunu söylemek isterim; “Hakikat arayışı, hakikat yitiminin yaşandığı yerde vardır.” Eğer ki gazeteciliğe dayatılan yozlaşma ve militaristleşmeyse bu gerçek arayışçılarının çok daha dirayetli, kararlı ve ilkeyi yaşamın tek dayanağı haline getirmesini farz kılacak. Birbirimizle dayanışma içerisinde kalarak toplumumuzun zihin ve psikolojik sağlığını korumak için çaba içinde olmalıyız. Gobbels’in propaganda birliklerine karşı hakiki gazeteciliğin dervişleri olabilirsek yalanı yener gerçeği toplumumuza ulaştırırız. Aksi durumda yalan böyle sağanak şeklinde yağmaya ve kirletmeye, çözülmeye devam eder.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Bab’da terlik üretiyorlardı, Antep’te terlik süslüyorlar

SONRAKİ HABER

“Daha sonra” mı, “ŞİMDİ” mi? 

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa