Denizlerin mücadele arkadaşı Aydın Çubukçu’dan mesaj var

Denizlerin mücadele arkadaşı Aydın Çubukçu, 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için gençlere mesaj gönderdi.

06 Mayıs 2019 08:31
Son Güncellenme Tarihi: 06 Mayıs 2019 16:00
Paylaş

6 Mayıs 1972’de idam edilen gençlik önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın mücadele arkadaşları Aydın Çubukçu 6 Mayıs anmaları için gençlere mesaj gönderdi.

“Sizlerden uzakta ama sizin heyecanınızı içimde duyarak selamlıyorum hepinizi” diyen Aydın Çubukçu, “Sizin 1 Mayıs’taki müthiş güzellikteki heyecan dolu, neşeli görüntünüzü hatırladım ve bir de bu vesileyle sizi selamlamak istedim. Yoğun programıma rağmen aranızda bu biçimde olmak için çaba gösterdim” sözleriyle mesajına başladı.

Aydın Çubukçu, Ahmet Kaya tarafından bestelenen ve Attila İlhan'ın Denizlerin idamı ardından yazdığı 'Mahur Beste' şiiri üzerinden dönemi ve Denizleri anlattı. Çubukçu mesajında ayrıca Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın son sözlerini ve onların bugüne uzanan antiemperyalist mücadelelerini anlattı.

AYDIN ÇUBUKÇU'NUN KONUŞMASININ TAMAMI:

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmelerinin üzerinden bugün 47 yıl geçmiş bulunuyor. 47 yıl... Değerli yoldaşlarım; daima heyecan ve sevgi ile anılan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan o zamanlar vatan haini anarşistler olarak damgalanmak istenmişti. Ne var ki halkın vicdanı bunu reddetti. Onları dünyanın bütün halklarının dostu, kendi kahraman çocukları olarak bağrına bastı. Onlar için şiirler yazıldı, türküler yakıldı, anıtlar dikildi, onların adını taşıyan parklar, kütüphaneler açıldı. Hiçbir zaman unutulmadılar, aksine her geçen gün değerleri daha derinden anlaşıldı.

“BİR YANGIN ORMANINDAN PÜSKÜRMÜŞ GENÇ FİDANLARDI”

Bunun sebebi nedir? Neden halkımız Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i karanlığa gömmedi de kalbinde yaşattı? Onlar için yazılmış bir şiirde şöyle söyleniyor:

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

Bu şiiri Ahmet Kaya bestelemiştir ve herhalde pek çoğunuz onu dinlemişsinizdir fakat pek çok insan bu şarkının Denizleri anlattığını bilmez. Çünkü içinde “Müjganla ben ağlaşırız” dizesi vardır ve çok insan bunu bu yüzden bir aşk şarkısı zanneder. Denizler için yazılmış ve denizler için söylenmiştir. Ahmet Kaya’yı da saygıyla selamlayarak bu şiirde söylenenlerin izinden Denizleri anlatmaya çalışacağım. Ne diyor şair; “Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı.” Gerçekten Denizleri ortaya çıkaran koşullar büyük bir yangına, bir yangın ormanına -orman yangınından farklı bir şey-, bir yangın ormanına benziyordu. Bütün dünya ve bizim ülkemiz devrimci ayaklanmalarla, halk ve gerilla savaşlarıyla tam bir devrim yangını içindeydi. Türkiye’de işçiler, köylüler, kamu emekçileri ve üniversite gençliği mevcut iktidara ve kapitalizme karşı tarihte görülmemiş bir boyutta ayağa kalkmıştı.

“AMERİKAN EMPERYALİZMİ, TARİHİNDE GÖRMEDİĞİ EN BÜYÜK SOPAYI YİYORDU”

Amerikan emperyalizmine karşı Asya, Afrika ve Latin Amerika’da bütün halkların direnişi dünyayı sarsıyordu. Amerikan emperyalizmi başta Vietnam halkı olmak üzere bütün halkların sert, silahlı direnişi ile karşılaşıyor ve tarihinde görmediği en büyük sopayı yiyordu. Kendi içinde de büyük çalkantılar vardı. Gerek savaşa karşı gerekse ırkçılığa yüz binlerin, milyonların katıldığı gösteriler yapılıyor ve Amerikan hükümetini bu gösteriler gerçekten sıkıştırıyordu. Dünyada da Amerikan emperyalizmi Vietnam’daki rezil vahşetinden dolayı bütün halkların tepkisini toplamıştı. Yurdumuzda da öyle...

“DENİZLER KAFALARINA ESTİĞİ İÇİN SİLAHLI EYLEMLERE BAŞLAMADI”

Aynı zamanda Türkiye’de işçi, emekçi ve köylü yığınları yurdun her tarafında sömürüye karşı direniyor, toprakları ve fabrikaları işgal ediyordu. İşgalsiz, grevsiz, kavgasız dövüşsüz geçmeyen gün yoktu. Demek ki Denizler kendi kafalarına estiği için silahlı eylemlere başlamamıştır. Büyük bir fırtınanın içinde kendi devrimlerini gerçekleştirme zamanlarının geldiklerine inandıkları için eyleme geçmişlerdir. Sevgili yoldaşlarım; eğer gerçeğin bu tarafını, bir yanını bırakırsak Denizleri maceraya atılmış heyecanlı romantiklerden ibaret insanlar zannederiz. Bir fırtınanın içinde kendi devrimlerinin zamanı geldiğini inandıkları için silaha sarılmışlardı. Tam anlamıyla bir yangın ormanından püskürmüş alevlerdi onlar...

GÜNEŞTEN IŞIK YONTMAK...

Şiir güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı diyor. Gerçekten Deniz ve arkadaşları ve elbette ki aynı kuşağın devrimcileri olan Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve Kızıldere’de canice katledilen on devrimci yalnızca silaha sarılmış, heyecanlı, cesur gençler değil; aynı zamanda bilgili ve kültürlü halk öncüleriydi. Kendi çağlarının sorunlarını biliyorlar, bu sorunların nasıl ortadan kaldırılacağına dair araştırmalar yapıyorlar ve yazıyorlardı. Güneşten ışık yontmak, karanlığa karşı güneş kadar parlak bir aydınlıkla cevap vermek anlamına geliyor.

“İDAM SEHPASININ ALTINDA DA SAVAŞMAYA  DEVAM ETTİLER”

Bilinçli devrimciler olarak kendi saflarının başta işçi sınıfı olmak üzere bütün ezilen halkların yanında olduğunu tam bir kafa açıklığı ile kavramışlardı. Onların bu iki temel özelliği bugün bize yol gösteriyor. Birincisi, içinde bulunduğumuz koşulları tam olarak anlamak ve ikincisi nasıl mücadele edileceğine dair aydınlık bir bilinçle karar vermek. Bu yüzden onlar işçilerin ve halkın saflarını ölümün karşısında bile terk etmediler. O safta sağlam durdular. İdam sehpasının altında da savaşmaya devam ettiler. Deniz, mücadelesinin tam bir özeti olan son sözlerinde aynı zamanda bir de vasiyet bırakmıştır. Şöyle diyordu:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye,
yaşasın Marksizmin-Leninizmin yüce ideolojisi,
yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi,
yaşasın işçiler, köylüler; kahrolsun emperyalizm!”

Bu sözlerde eksilmemiş bir öfkenin yanında nasıl bir inanç ve ne uğruna idama gittiğini bildiren derin anlamlar vardır. O sözleri dinleyenler, avukatları heyecanla bu sözleri ezberlemişler ve bizlere aktarmışlardır. Ama cellatlar gerçekten titremişlerdir. Bu cesaret, bu kararlılık ve bu inanç karşısında neyle karşı karşıya olduklarını o zaman anlamışlardır.

“ŞEREFSİZLİĞİNİZLE HER GÜN ÖLECEKSİNİZ!”

Yusuf Aslan son sözleri ile kendisini izlemeye gelen hakimleri ve cellatları adeta yerin dibine gömmüştür. Şöyle demişti:

“Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz, sizler Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!”

Bunda da ne için mücadele ettiğini bilen yiğit bir devrimcinin, kendisini bir kez daha, son bir kez daha ifade etmesi kararlılığı vardır.

“MÜCADELE SÜRDÜKÇE YAŞAMAYA DEVAM EDECEKLER”

Hüseyin İnan, bir devrimcinin sahip olması gereken özelliklere vurgu yapmıştır, idam sehpasının altında. Ne için mücadele ettiğini ve nasıl kendi çıkarını hiç düşünmeden sadece halkı ve ezilenler için mücadele ettiğini haykırmıştır. Şöyle demiş:

“Ben şahsi hiçbir gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türkiye halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler ve köylüler, yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!”

Şunu görüyoruz... Onlar hiçbir zaman kendi ölümleri ile bayrağın yerde kalacağını düşünmediler. İşçilere, köylülere, gençlere olan güvenlerini yitirmediler. Bu güvenin boşa çıkmadığını görüyoruz. Onlar yalnız halkın vicdanlı kalbinde, gözyaşlarında, özlemlerinde değil aynı zamanda mücadelelerinde de yaşıyor. Mücadele sürdükçe yaşamaya devam edecekler...

(EVRENSEL WEB TV)

{{378845}}

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Abdullah Öcalan'dan "Demokratik çözüm" ve "Açlık grevleri" mesajı

SONRAKİ HABER

AKSA işçileri: Taleplerimiz karşılanmazsa eylemlerimiz sürecek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...