Canlı bir mücadele bayrağı olarak hep öndeler

Aydın Çubukçu ve Mustafa Yalçıner, mücadele arkadaşları Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ı anlattı.

Arif BEKTAŞ 
Londra

Bugün 6 Mayıs...  Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin üzerinden tam 46 yıl geçti. Denizlerin mücadele arkadaşları Aydın Çubukçu ve Mustafa Yalçıner ile buluştuk, söyleştik. 1968 gençlik hareketinin 50. yılını ve Denizlerin mücadelesini değerlendiren Çubukçu ve Yalçıner, “Denizler canlı bir mücadele bayrağı olarak yine en öndeler” diyor. 

TÜRKİYE 68’İ HİÇ UNUTMADI... ÇÜNKÜ...

68 hareketinin 50. yılı ile başlayalım. Dünyada ve Türkiye’de 68 rüzgarının etkileri nelerdi? Bugünden baktığınızda ’68 için nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Aydın Çubukçu: Mayıs ‘68 dediğimiz zaman önce Fransa gelir akla. Çünkü Paris, 1968 öğrenci hareketlerinin yoğunluğu ile simgeleşmiş bir dönemdir. Ama Amerika, Almanya, İtalya, İngiltere ve dünyanın birçok yerinde aynı dönemde büyük gençlik hareketleri görüldü. Aslında dünya açısından bakarsak, bu bir süreçtir. 1965’te başlayıp 70’lerin ortalarına kadar süren bir dünya durumunun en parlak, en üst düzeyde ifadesini bulduğu bir dönemdir ‘68.

Bugünden baktığımız zaman, bu büyük dünya çalkantısından geriye ne kaldı diye sorarsak; özellikle emperyalist metropollerde birkaç afiş, şarkılar, bir gençlik heyecanı ve şenlikli bir gençlik hareketinin anıları; ama sönmüş gitmiş bir dönem görürüz. Türkiye’de ise öyle olmadı. Türkiye’de ‘68, yine aynı dönemi kapsar ama uzar; 65’den başlar 80’e kadar sürer. Yalnızca bir öğrenci hareketi değildir. Büyük bir kitlesel halk muhalefeti olarak karşımıza çıkar.

Eğer 50 sene sonra hatırlayabilirse, dünya 68’i farklı hatırlar. Ama Türkiye hiç unutmaz! Çünkü Türkiye’de Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya gibi isimlerin simgelendiği bir başka mücadele vardır. Bu mücadelede özellikle Deniz’in adı dönem simgesi olarak parlaktır; o dönemin yıldızı gerçekten Deniz Gezmiş’tir. Bunun sebebi; Deniz’in bütün halk muhalefetini simgeleyen bir figür olmasıdır. Kendi başına bir şey değildir Deniz. O büyük işçi köylü hareketinin içinde ortaya çıkmış ve eylemiyle, kişiliğiyle, görüşleriyle, mücadele biçim, teknik ve taktikleriyle simge olmayı hak etmiş bir isimdir. Bir öğrenci lideridir, ama bir halk kahramanı haline gelmiştir. Diğer ülkelerde hiçbir öğrenci lideri bir halk kahramanı olarak anılmamaktadır. Sebebi; zaten büyük bir halk hareketine dayanmamalarıdır. Oralarda öğrenci hareketi olarak başlamış ve sönmüştür.

Dünyanın diğer bölgelerine baktığımız zaman, halk savaşları ve ulusal kurtuluş mücadeleleriyle antiemperyalist mücadele son derece yaygındır. Afrika’dan Asya ve Latin Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada, dünyanın her yerinde emperyalizme karşı mücadelenin yüksek olduğu bir dönemdir. Fakat başka ülkelerde gençlik hareketleri öne çıkıp bunun sözcüsü olmayı başaramamıştır. Amerika’da savaş karşıtı ve ırkçılık aleyhtarı gösteriler bir ölçüde bu ortama uygundur ama o da Amerika ile sınırlıdır. Kendi içinde Amerikan politikalarına karşı bir ayaklanmadır gençlik ve siyah hareketi. Vietnam Savaşı karşısında Amerikan politikalarını protesto etmek içindir.

Türkiye’de ise, doğrudan doğruya emperyalizme karşı bir mücadele, başta üretici köylülük olmak üzere, halkın ihtiyaçlarına cevap veren bir mücadele olmuştur. Özellikle afyon ekim alanlarındaki mücadele gençlik hareketiyle birleşme eğilimi göstermiştir. Büyük kentlerde işçi hareketi ile öğrenci hareketi temas halindedir ve bir bütünlük gösterir. Dolayısıyla bizim 68’imiz, işçi, köylü, öğrenci hareketinin bir ürünü ve bileşimi olarak ortaya çıkmıştır. Öğrenci hareketi bizim ülkemizde bu büyük toplumsal hareketin bir köpüğüdür. Kaynayan başka bir şey vardır ve Deniz işte burada bir halk muhalefetinin simgesi haline gelmiştir. Bu yüzden 50 yıl da geçse bizimki unutulmaz; süren bir mücadelenin üzerindedir. Bugün, Deniz’in idamının 46. yıl dönümüdür. Deniz canlı bir mücadelenin bayrağı halinde hala önde yürümektedir. Ama Avrupa’da, Amerika’da böyle bir simge yoktur. Çünkü böyle bir mücadele yoktur.

‘NATO ÜYESİYKEN YA DA  RUSYA’YA EL SALLAYARAK ANTİ EMPERYALİST OLUNMAZ’

’68 işçi, köylü ve öğrenci hareketinin birleştiği bir mücadeleydi evet ama döneme asıl damgasını vuran şey emperyalizme karşı mücadele değil miydi? Bugünün antiemperyalizm tartışmaları bağlamında da yanıtlar mısınız?

Mustafa Yalçıner: Dünya ve Türkiye’de düzenin protestosunun yanı sıra belirgin bir biçimde emperyalizme karşı mücadele söz konusu. Özellikle Vietnam Savaşı ve buradan barışın talep edilmesine bağlanan bir antiemperyalizm var.

Türkiye’deyse, ülkeye yönelik emperyalist talan ve baskılarla birlikte emperyalizmin dünya ölçeğindeki saldırganlığına bir tepki vardı. Sadece Türkiye ile sınırlanmış bir antiemperyalizm değildi Türkiye 68’i. Çünkü biliyoruz; dönemin gençleri Siyonizme karşı anti emperyalist mücadeleye katılmak için Filistin’e gidiyorlar. “2-3, Daha Fazla Vietnam...” sloganı yaygındır. Ayrıca emperyalizm karşıtlığı, dönemin sadece gençlik değil halk hareketini de belirleyen, onu tanımlayan temel özelliğidir. Ama kesinlikle günümüzde İslami bağlantısıyla ileri sürülen görünüşte bir anti emperyalizm değildir. Yeni Şafak gibi gazetelerde gördüğümüz “gavur karşıtlığı” olarak “Hıristiyan-Batı karşıtlığı” içerikli Amerikan ve “emperyalizm karşıtlığı” türünden değildir o dönemin anti emperyalizmi. Denizlerinki, doğrudan ve eylemli olarak emperyalizmi hedef alan; hem siyasal hem askeri varlığına yönelen, onunla da sınırlanmayıp, iktisaden tekelci kapitalizme karşı çıkmaya yönelmiş bir harekettir. Amerikan askeri üsleri fazlasıyla belirgindir. Örneğin Nurhak’ta, Kürecik’teki Amerikan üssünü basmaya giderken çatışma çıkmış, Sinanlar öldürülmüştür. Ancak bununla sınırlı değildir. Vietnam’a da saldırmış emperyalizmin Türkiye üzerindeki sultasına başkaldırmıştır Denizler. Üstelik emperyalizmin yenilebileceği inancıyla işbirlikçilerinin egemenliğini devirmeye yönelmiş devrimci bir antiemperyalizmdir. Bu, 68’in belirleyici özelliğidir. Denizlerin anti emperyalizmiyle bugünkü AKP iddiasını kıyaslamak bile zuldür. Bugün emperyalizm karşıtlığı iddiasında bulunanlar, NATO üyesiyken antiemperyalistlik taslıyorlar. Amerika ile el ele “anti emperyalizm” ya da Amerika’ya karşı Rusya’ya el uzatılırken “anti emperyalizm”! Bunların antiemperyalizmleri kuşkusuz laftadır, göstermeliktir.

‘HALKIN ANTİEMPERYALİST  DUYGULARI İSTİSMAR EDİLİYOR’

Ama Hükümet ve  devlet erkanı, her ağzını açtığında “emperyalizme karşı mücadele ediyoruz” diyor?  

Mustafa Yalçıner: Devlet erkanınınki bir “üst tabaka antiemperyalizmi” bile değildir. Tarihe bakarsak; örneğin bizim bir Kurtuluş Savaşı gerçeğimiz vardır. Mustafa Kemal vardır. Üst tabakanın sözcüsü ve temsilcisidir. Burada, zayıf ve cılız da olsa bir antiemperyalizm vardır. İngiliz emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı elde silah savaş verilmiştir. Ülkenin bağımsızlığı için savaşılmıştır. Bugün var mıdır? Yoktur. Emperyalizmle içli dışlıdırlar. Ortak ve birlikte yatırımları, kredi alış verişleri vardır. Yani iktisaden emperyalizmle iç içedirler. Bunların uzantısı durumundadırlar. Uluslararası sermayenin bir parçası, onların sözcüsü durumundadırlar. Emperyalizme karşı çıkma bir yana işbirlikçileridirler.Örneğin Türkiye hala NATO üyesidir. Ülkeyi yönetenler ve belli başlı partileri NATO’ya karşı çıkmazlar, onu savunurlar. Emperyalistlerden kopmaz ve onlarla uyumlu politikalar izlerler. Ama yine de anti emperyalistlik iddiasındadırlar. En çok Rusya’ya dayanarak Amerika’yı eleştirir ya da tersini yaparlar. “Antiemperyalizmleri”, doğrudan halkı kandırmaya, aldatmaya yöneliktir. Halkın antiemperyalist duygu ve özlemlerini istismar etmeye yöneliktir.

‘HALK BU HAYALİ SEVER’

Denizlerin yaşadığı dönem politikacıları göz önünde bulunduralım. Hatta Denizlerin idamı için el kaldıranları düşünelim. Birçoğu yaşamını yitirdi ve isimleri unutuldu. Ama Denizler, özellikle de 6 Mayıs’larda binlerle anılıyorlar. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Aydın Çubukçu: O dönemin iki en önemli politikacısını örnek olarak alalım. Birisi Süleyman Demirel’dir. O dönem boyunca başbakanlık yapmıştır. Diğeri ise, çoğunlukla muhalefet liderliği yapmış olan Bülent Ecevit’tir. Bir de kısmen de olsa İsmet İnönü. Bunların bugün ne şekilde anıldıklarına ve niçin anıldıklarına bakarak, bunu Denizlerin anılma biçimiyle kıyaslayarak bir sonuca ulaşabiliriz. Sözü geçen üç burjuva politikacı, ancak resmi ve kendi partilerine ait bir takım törenlerde anılırlar. Ama halkın hatırasında ne ifade ettiklerini göremeyiz. Halk anmaz. Denizleri halk anar. Bugün 6 Mayıs’ta Karşıyaka Mezarlığı’nda yine on binlerce insan, genç, kadın, erkek, işçi ve işsiz toplanacak ve Denizlerin mezarı önünden geçerken kafalarında bir şeyleri canlandıracaklar. Neden o mezarların önünden saygıyla, sevgiyle, gözyaşı dökerek geçiyorlar? Çünkü onlar bir gelecek vaat  etmişlerdi. Eşit, özgür, bağımsız bir Türkiye ve insanların bir arada, mutlu yaşayabildikleri bir toplum hayalinin savaşçılarıydılar. Halk bu hayali sever. Halk bunu özler, bunu ister. Diğerlerini ise resmiyet anar. Böyle bir fark vardır. Ve aslında resmiyetin andıkları unutulmuşlardır. Yani Denizlerin idamını imzalayıp onaylayan o politikacılar unutulmuşlardır. Denizlerin idamına karar veren hakimlerin adını bile hatırlamaz kimse. Ama Deniz Gezmiş’i bugün 10 yaşındaki çocuktan 70-80 yaşındaki ihtiyara kadar halk sevgi ve saygıyla anar. Bugün sağcı partilere oy verenlerin çoğu insan bile Denizleri dürüst, mücadeleci, ilkelerine bağlı kahramanlar olarak anar. Deniz için, “görüşlerine katılmıyorum ama sağlam adamdı” denir en azından. O “sağlam adamdır” lafının arkasında yeni bir dünya vaadi için canını vermiş olan bir yiğit vardır. Budur mesele.  

‘DENİZLERİN ÖZÜYLE SÖZÜ BİRDİR’

Sevgili Yalçıner, siz bu çerçeveye ne eklersiniz?

Mustafa Yalçıner: Halkın ezici çoğunluğu Denizlerde kendi taleplerini sahiplenmeyi görür. Şimdiki politikacılardan örnek verelim. Erdoğan ve AKP iktidarı gelirken üç “Y”e karşı çıktı. Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar. Peki şimdi?. Ayakkabı kutularından çıkan şey ortada. Yoksulluksa, halkın sefaleti ortada. Büyüyoruz diyorlar, ama halkın yoksulluğu artarak devam ediyor. Yasakları ise tartışmaya bile gerek yok. Türkiye OHAL ile yönetilmektedir. Her şey olağanüstü, her şey yasaktır. Sadece iktidar sahipleri serbesttir. Oysa Denizlerin özüyle sözü birdir. Ne söyledilerse, sözleri için ölümün göğüslenmesini görürüz. Toprak demiş, toprağı savunmuşlardır. Amerikan emperyalizmi demiş, Amerika’ya ve emperyalizme karşı mücadeleden milim taviz vermemişlerdir. Denizler, halkın derdini sahiplenip, talep olarak seslendirerek, onun mücadelesini vermiştir. Bunun için unutulmuyorlar, unutulmazlar. Şimdiki Cumhurbaşkanı 24 Haziran’da erken genel seçim açıkladı ve tekrar aday. 10 sene sonra Tayyip Erdoğan’ı kaç kişinin hatırlayacağını göreceğiz. Söylediğim nedenlerdendir. Bugün bütün yetki elindedir, kendisi, etrafı ve tekeller lehine her türlü propagandayı yapabilmekte, yasaklardan güç alabilmektedir. Herhalde Erdoğan’ı Türkiye’de tanımayan kimse yoktur. Ama iddia ediyorum, yarın Deniz kadar tanınması imkansızdır. Çünkü fiiliyatta yaptıkları başkadır. “Büyüdük” diyor. Türkiye’nin büyümesi halkın büyümesi olmamıştır. Ama kendisi ve yakın çevresi büyümüştür. Unutulma meselesi bunlarla ilgilidir.  

‘DENİZLERİN FOTOĞRAFINA BİR DE O GÖZLE BAKIN’

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı daha iyi tanımak isteyen bir gence, onları nasıl anlatırsınız? Denizler sonraki kuşaklara neler bıraktı?

Mustafa Yalçıner: Bir, emekçi halka bağlılığı bırakmışlardır. İki, izi sürülmesi gereken kararlı bir mücadele bırakmışlardır. Ama en önemlisi, Denizler sadece antiemperyalist olmakla da sınırlamamışlardır kendilerini. Deniz’in son sözleri, Türkiye halkına ve özellikle de gençlere yöneltilmiş bir çağrıdır. Sadece bağımsızlık ya da bağımsız Türkiye’den ibaret değildir bu çağrı. İşçi sınıfını vurgulamıştır Deniz ve en önemlisi “Yaşasın Marksizm Leninizm’in Yüce İdeolojisi” demiştir.  Dünyanın ancak buradan hareketle değişebileceği, ancak Marksizm’in yol göstericiliğinde, ancak işçi sınıfının kurtuluş mücadelesiyle ilerlenebileceği Deniz’in çağrısıdır. Bence Denizlerin ayırt edici yanı buradadır.

Aydın Çubukçu: Deniz’in fotoğraflarına baktığınız zaman, o güzelliği, o gözlerinden çıkan ışığı görürsünüz. Bir kişi düşünce ve idealleriyle bu kadar bütünleşebilir ancak.Gençlik, Deniz’in fotoğraflarına bakınca bir şeylerden etkileniyor. Sadece çok yakışıklı bir adam olmasından dolayı değildir. O gözlerinden çıkan ışın kaynağını hissedebilirsiniz. Orada geleceğin dünyası vardır; Marksizm vardır, Leninizm vardır. O ideolojiye inanmış ve onun için mücadele ediyor olmanın gücü ve güzelliği vardır. Deniz’in fotoğraflarına bir de o gözle bakılsın.

Son Düzenlenme Tarihi: 06 Mayıs 2018 09:28
www.evrensel.net