3. Alan Kurdi Çalıştayı başladı

Fotoğraf: Metehan Ud/EVRENSEL

3. Alan Kurdi Çalıştayı başladı

Halkların Köprüsü Derneği tarafından düzenlenen 3. Alan Kurdi Mülteci Çalıştayı başladı.

Metehan UD
İzmir

Yerel yönetimler ve mülteciler başlığı ile düzenlenen 3. Alan Kurdi Mülteci Çalıştayı’nda mültecilerin güvencesiz hayatlarını bir ölçüde güvenceli hale getirmek için hemşehrilik hukukunun önemine dikkat çekildi ve mültecilerin kente dair karar alma süreçlerine dahil edilmesi gerektiği de vurgulandı. 

Halklar arasında eşitlik ve özgürlük temelinde kamusal dostluk ve dayanışma inşa etmek üzere kurulan ve mültecilerle ilgili yaptığı çalışmalarla tanınan Halkların Köprüsü Derneğinin bu sene üçüncü kez düzenlediği Alan Kurdi Mülteci Çalıştayı’nin ana konusu: Kent Mültecileri ve Yerel Yönetimler. Çalıştaya, mültecilerin yanı sıra mültecilerle çalışma yapan kurum temsilcileri ve akademisyenler katıldı. 

Tepekule Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşen çalıştayda yerel yönetimlerin mültecilerle ilgili sorumluluğu ve mültecilerin kent yaşamı içerisinde yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri ele alınıyor. Çalıştay sonunda hazırlanacak sonuç metni yerel yönetimlerin yanı sıra mültecilerle iligli çalışma yapan devlet kurumlarına, siyasi partilere yollanarak adım atmaları istenecek. 

EŞİTLİK TEMELİNDE BİR VATANDAŞLIK

Çalıştayın açılışında konuşan barış imzacısı akademisyenlerden Dernek Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi hem Türkiye’nin demokratikleşmesi hem de Suriyeli mültecilerin sosyal entegrasyonu için anayasadaki vatandaşlık tanımının eşitlik temelinde tekrar düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. 
Terzi, “Türkiye sosyal entegrasyona sadece Suriyeliler için ihtiyaç duymuyor. Bütün toplumun sosyal entegrasyona ihtiyacı var. Türkiye’de eşit vatandaşlık meselesinin en önemli sorunu Anayasa aracılığıyla herkese Türk kimliğinin dayatılmasıdır. Eşit vatandaşlık meselesine insan hakları ve demokrasi açısından bakıldığında en az Suriyeliler kadar Türkiyelilerin de sosyal entegrasyona ihtiyacı var. Bu da insan haklarını esas alan demokratik bir anayasa değişikliği ile mümkündür” dedi. Terzi, yabancı düşmanlığının, ekonomik sorunlar ve işsizliğin, etnik, sınıfsal fay hatlarının, hak yerine yardımseverlik anlayışının, güvenlik tehdidi algısının, siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın ve muhalefetin nefret söylemlerinin sosyal entegrasyon önündeki en büyük engeller olduğunu dile getirdi. Terzi, hükümetin mültecilerle ilgili politikalarını şeffaf yürütmesi,  yabancılara yönelik ön yargıları kırmak için çaba gösterilmesi, mültecilerin yoğunlukla yaşadığı yerlere ek mali kaynak sağlanması ve mültecilerin de karar süreçlerine de dahil edilmesi gerektiğini ifade etti. Terzi son olarak bütün mültecilere şartsız mülteci statüsü verilmesi gerektiğini ve talep edenlere bekletilmeden vatandaşlık hakkı verilmesi gerektiğini de altını çizdi. 

‘MÜLTECİLER ARTIK TOPLUMUN KALICI ÜYELERİ’

Daha sonra konuşma yapan Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Ar. Gör. Adil Çamur, mültecilerin artık toplumun kalıcı üyeleri olduğunu belirterek “Onlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmasalar da bizlerle aynı kentlerin yurttaşları oldular artık. Evet, ucuz iş gücü olarak, güvencesiz işlerde çalışıyorlar ama üretiyorlar, kentin ekonomik hayatına katkıda bulunuyorlar… Evet, son derece kötü fiziki koşullara sahip evimsi yerlerde yaşıyorlar ama oralarda bir düzen tutturmaya çalışıyorlar. Kısacası mülteciler onurlu, insanca bir yaşam için mücadele etmeye devam ediyorlar” dedi. 

‘HEMŞEHRİLİK HUKUKU GÜVENCE SAĞLAYABİLİR’

Hemşehrilik hukuku vesilesiyle güvencesiz hayatları bir ölçüde güvenli bir çerçeveye kavuşturabileceğini de dile getiren Çamur şunları söyledi: “Burada söz konusu olan, ulusal siyasal bir topluluğa üyelik anlamında hukuki statü olarak yurttaşlık değil, bir kentte yaşamaktan kaynaklanan haklara ve dolayısıyla kent üzerinde tasarruf hakkına sahip olan sosyal-siyasal bir statü olarak yurttaşlıktır. Böylelikle mülteciler, kent sakinleri olarak kentin kaynaklarından ve kentsel hizmetlerden yararlanabilir; kente dair karar alma süreçlerine katılabilir; dolayısıyla kentsel özneler olarak, bir yerel yönetimin, kendi sınırları içinde ikamet eden kentsel yurttaşlara sunduğu bütün imkân ve haklara sahip olabilirler. Mültecilerin yerel yönetimler tarafından kentsel yurttaşlar olarak tanınması gerek” 

YUNANİSTAN’DAN YEREL YÖNETİM ÖRNEĞİ VERİLDİ

Çalıştayda konuşması olan ancak katılamayan Yunanistan Livadias Belediye Başkanı Polyiou Panagiota da bir metin yolladı. Panagiota metninde “Yerel Yönetimin sadece bir programı ya da bir bütçeyi yürütmesi değil, bir politika ortaya koyması gerekiyordu. Zamanla ilk mültecilerin gelmesiyle birlikte, bu pasif kabulü, mültecilerin topluma intibakı için aktif dayanışmaya çevirmeye çalıştık. bu yönde en etkili husus, yerel yönetimin mültecilerle yurttaşlarımız arasında dezavantajlı toplumsal konuma sahip olanlar arasında bir denge sağlamaya çalışması oldu. Belediyenin sosyal hizmetleri artırıldı ve Avrupa Komisyonu’ndan mülteciler için gelmiş olan kaynakların yerel yurttaşlardan alınmadığı hususunu ısrarla ve sabırla anlatıldı” dedi. 

Bölgede devam eden istikrarsızlık ve savaşlardan dolayı yeni göç dalgaları ile karşılaşabileceğini de ekleyen Panagiota şu ifadeleri kullandı: “Yeni kabul koşulları planlamalı, hatalarımızı düzeltmeli, kurum ve hizmetlerimizi geliştirmeli ve herkes için toplumsal barışı, eşitliği ve eşdeğerliliği korumanın yeni yollarını aramalıyız.” 

‘ORTAK KAMUSAL ALANLARI ARTTIRMAYI ÇALIŞIYORUZ’

Konak Belediye Başkanı Sema Pektaş da, belediye olarak yaptıkları çalıştıkları hakkında bilgi verdi ve öncelikle hukuki olarak mültecilerin tanımlanması gerektiğinin altını çizdi. Pektaş “Mültecilerin diğer insanlarla ve mekanla statülerini belirleyecek çalışmalar yapılabilir. Aynı mahallede yaşayan farklı toplumlardan kesimlerin bir arada yaşamasını sağlayacak politikalar üretmemiz gerekiyor. Bu konuda Halepli, Mardinli, Roman çocuklarla birlikte çalışmalarımız var. Semt merkezlerinde kadınların birlikte öğreniyorlar ve üretiyorlar. Herkesin birlikte yaşıyor olmaktan dolayı bu kentin hemşehrisi olduğunu, kimsenin ayrıcalıklı olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Belediyeler içinde mülteci meclislerinde ortak çalışmalar arttırılmalı. Bir görevimiz de algıları kırmak. Nefretin ortadan kaldırılması için çalışmalar yapmamız lazım. Ortak kamusal alanlarımız arttığı zaman aşmamız da kolaylaşıyor. Bunları arttırıyoruz. Hemşehrilik hukuku buralardan gelişebilir” dedi.

Fotoğraf: Metehan Ud/EVRENSEL

MÜLTECİLERLE YAPILAN ANKET ÇALIŞMASI DA AÇIKLANDI

3. Alan Kurdi Mülteci Çalıştayı kapsamında Halkların Köprüsü Derneği mültecilerle yerel yönetimlere dahil yaptıkları anket çalışmasını da açıkladı. Derneği gönüllüleri İzmir'in Bayraklı, Bornova, Buca, Karşıyaka, Konak, Karabağlar, Yamanlar, Gaziemir, Çiğli, Torbalı bölgelerinde 103 kadın 63 erkek olmak üzere toplam 169 mülteci ile görüştü ve 972 mültecinin barınma koşullarına dair bilgi edinildi. 

Mültecilerin büyük çoğunluğu (%68), kişi sayısı 5’ten fazla olan hanelerde yaşarken mülteci ailelerin ortalama büyüklüğü 5,75’. Mültecilerin sadece %16’sı düzenli ya da düzensiz olarak istihdam edilirken 169 hanenin 12’sinde düzenli ya da düzensiz istihdam edilen kimsenin olmadığı tespit edildi.   Mülteci hanelerin  ortalama aylık gelir ise 1180 TL iken kişi başına düşen aylık gelir 195 TL. 

YÜZDE 75'İ YARDIM ALAMADIĞINI SÖYLEDİ

Mültecilerin %75’i, herhangi bir yardım almamadığını ifade ederken yardım alanlar ise düzenli yardım almadıklarını, çeşitli sivil toplum kurumları, belediye, kaymakamlık ve Kızılay’dan birkaç defaya mahsus kömür, gıda, kıyafet ya da nakdi yardım aldıklarını dile getirdiler. 

KİRALAR 800 TL'YE KADAR ÇIKIYOR

Görüşülen 169 kişiden tamamına yakını (165 kişi) kiracı olarak ikamet etmekteyken, ikamet edilen en yaygın konut tipi gecekondu. Mültecilerin aylık olarak ödedikleri kira 150 ile 800 TL arasında değişiyor. Mültecilerin tamamına yakını (%96,4) kirasını elden, doğrudan ev sahibine veriyor. Görüşülenlerin %40’ı kiralarını düzenli ödeyemediklerini belirttiler. Bir çoğunun da kontratları bulunmuyor. Kira kontratları olmadığı için temel haklara erişmekte zorlanıyor. 

ORTALAMA KONUT BÜYÜKLÜĞÜ 69 METREKARE

Konutların ortalama büyüklükleri 69 m² ve ortalama yaşam alanı 64 m²’. Konutların %91’inde 3 veya daha az oda olmakla birlikte hanelerdeki ortalama oda sayısı 2,49’dur. Her odaya 2,4 kişi düşmektedirHanelerde bulunan tuvaletleri ortalama 6 kişi kullanmakta, evlerin %13’ünde tuvalet dışarıda yer alıyor.. Görüşülenlerin %17’si kullandıkları tuvalete erişimlerinde sıkıntı olduğunu belirttiler. Mültecilerin yaşadığı evlerin %14’ünde mutfak bulunmuyor. Hanelerin %60’ında fare, böcek ve haşere sorunu olduğu tespit edildi.

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Mayıs 2018 15:01
www.evrensel.net