'Mesele Fransa değil mesele iç siyaset'

'Mesele Fransa değil mesele iç siyaset'

Siyaset Bilimci Sezin Öney, Türkiye-Fransa gerilimini yorumladı.

Şerif  KARATAŞ
İstanbul

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Suriye Demokratik Güçleri’ni (SGD) kabul etmesi ve Türkiye ile SDG arasında arabuluculuk önermesi Ankara’da tepkiyle karşılandı. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere hükümet yetkilileri ve CHP’den Macron’a “haddini ve boyunu çok aşan bir beyandır” yönünde tepki açıklamaları geldi. Ankara’dan Macron’a gösterilen tepkileri Siyaset Bilimci Sezin Öney’e sorduk. AKP’nin MHP ve diğer aşırı milliyetçi taraflar ile kurduğu koalisyonun yargı ve güvenlik bürokrasisinde de fiili olarak yaşandığını belirten Öney, “Savaş eksenli bir politika olmazsa iktidardaki koalisyon da çözülür” dedi. CHP merkez yönetiminin politikasının tabanına, parti içinde demokrasi için mücadele edenlere ve Türkiye’ye zarar verdiğini belirten Öney, “Mesele Fransa veya hatta Suriye ile ilgili bile değil; mesele bir Türkiye iç siyaseti meselesi” dedi.

Kürt sorunundaki güvenlikçi politikaya işaret eden Öney, “Tarihte güvenlik politikaları hep ters tepmiştir” dedi. Öney, sorularımızı yanıtladı.
 
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) ağırlaması ve Türkiye ile SDG arasında arabuluculuk önerisi başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere hükümet kanadı ile ana muhalefet partisinden aynı tepki ile karşılandı. Bu bağlamda, sert ifadelerin de yer aldığı tepkileri ve açıklamaları nasıl yorumlarsınız?

Türkiye, genel seçimlere gitmeden şu anki politik statükoda bir değişiklik olmayacak gibi gözüküyor. Bu manada, Fransa veya başka bir ülkenin, hele de bir Batı ülkesinin arabulucuğu ile YPG ve hatta politik kanadı PYD ilintili hiçbir grupla bir “Barış Süreci”ne girmesi olası gözükmüyor. Böyle bir sürecin başlaması, ancak iktidardaki “örtük koalisyonun” (AKP-MHP ve diğer aşırı milliyetçi taraflar), bozulması sonucu gerçekleşebilir. Partiler ve siyasi hareketler ötesinde, yargı ve güvenlik bürokrasisini de içine alan bir adı konmamış, fiili koalisyondan bahsediyoruz. Bu koalisyonun ortak noktası, ceberut güvenlikçi politikaları tasarlayıp uygulayarak “iç ve dış düşmanlarla mücadele” adına, iktidarı sıkı sıkıya ellerinde tutmak. Şu an için AKP yönetimi, kendi liderliğindeki bu örtük koalisyona ihtiyaç duyuyor ve bozmak istemiyor. Elbette, parti içinde rahatsızlıklar olabilir; zaten MHP tabanının üçte ikisi de (güvenilir kamuoyu yoklamalarına göre), bu işbirliği-koalisyondan rahatsız ve bu koalisyonu desteklemiyor.

Bu noktada, iktidarın tavrında şaşacak bir durum yok; daha ilginci ana muhalefetin tavrı. CHP, kendini öyle bir alana sıkıştırmış durumda ki, “devletin bekâsı için” denildi mi, akan sular duruveriyor. O politika ne olursa olsun hatta CHP ve temsil ettiği kitleye büyük zarar verecek bir politika da olsa, CHP yönetimi tarafından benimseniyor. CHP liderliği samimi biçimde “devleti korumak için” büyük fedakarlıklar yaptığına inanıyor olsa da aslında “devlet bekâsı için” diye kendine pazarlanan politikaları, hiç sorgulamadan kabullenerek devlete ve Türkiye’ye büyük zarar veriyor. CHP’de liderlik çevresine kümelenen bazı gruplar da sadece bir dönem daha koltuklarını korumak dışında bir yaşam ve siyaset vizyonuna sahip gözükmüyorlar. Olan da CHP içi ve tabanındaki bir sürü yetenekli, gayretli, demokrasi için büyük özveri ve çaba gösteren insana ve tabii Türkiye’ye oluyor. Mesele Fransa veya hatta Suriye ile ilgili bile değil; mesele bir Türkiye siyaseti içi meselesi.

SAVAŞ EKSENLİ BİR POLİTİKA OLMAZSA İKTİDARDAKİ KOALİSYON ÇÖZÜLÜR

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İlnur Çevik, Afrin operasyonuyla ilgili “Rusya hava sahasını açmasaydı bırakın El Bab’a, Afrin’e girmeyi, insansız hava aracı bile kaldıramazdık” ve “50  küsur şehit verdik ama Türk müteahhitler Afrin’in inşaasında pastadan daha fazla pay alacak” açıklamaları geldi. Yine öncesinde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Samsun’da partisinin ilk kongresinde “Artık metal yorgunluğu yok. Afrin ile beraber şimdi diriliş hareketi yeniden başladı” ifadesini kullandı. İki açıklamayı birlikte yorumlayacak olursanız neler diyeceksiniz?

“Zeytin Dalı Harekatı” fırsat bilinerek tüm savaş karşıtı çevreler büyük ölçüde sindirildi. Harekat başladığında, sanıldığının aksine, gene güvenilir kamuoyu araştırmalarına göre, harekata destek yüzde 55-60 bandındaydı. Yani, öyle öne sürüldüğü gibi, kamuoyunun otomatikman tavan yapan bir destek söz konusu değildi. İlginç biçimde de, iktidar için ancak bir-iki puanlık bir oy artışına tahvil edilebilmişti tüm Afrin konusu... Bu ay itibarıyla da bu artış maksimum 2-4 puan arası gözüküyor.

Zeytin Dalı Harekatı’nın siyasi satıhtaki tek etkisi, geçen ay CHP oylarında bariz bir düşüş yaşanması ve partinin yüzde 20 çizgisine gerilemesiydi. Bu ay, tüm partiler, kararsızlardan birkaç puan almış gözüküyor. Diğer bir deyişiyle, kamuoyu Afrin-Zeytin Dalı Harekatı ile daha milliyetçileşti ve sertleşti; ama bu keskinleşme, hiçbir partiye “oy kazancı” olarak da dönmedi. Fakat herkes “Barış” kavramından daha da uzaklaştı. Dahası, savaş süreci muhakkak başka yerlerde; diğer güçlerin izin verdiği/göz yumduğu ölçüde (ABD, Rusya ve Avrupa ülkeleri, İran) Suriye’de ve o olmazsa, Türkiye içinde süreceğe benziyor. Savaş eksenli bir politika olmazsa iktidardaki koalisyon da çözülür çünkü.

‘TARİHTE GÜVENLİK POLİTİKALARI HEP TERS TEPMİŞTİR’

Newroz kutlamaları bütün engellemelere rağmen kitlesel olarak yapıldı. Kürtler bir kez daha eşitlik ve barış taleplerini dile getirdiler. Beri taraftan ise askeri operasyonlar sürüyor. Daha önce kullanılan “son terörist temizlenene kadar” ifadeleri kullanılmaya devam ediyor. Kürt sorununun çözüme kavuşmaması, Türkiye’nin iç ve dış siyasetine yansımasına yönelik değerlendirmeniz nedir?

Kürt sorunu, bir iç mesele olmaktan çıkıp iç-dış meselelerin karışımı bir kördüğüme dönüştü. Çözümü çok daha zorlaştı. En önemlisi de, çözüm için heves, arzu ve ilham, Kürtlerin kendisinde kalmış gözükmüyor. Tersine müthiş bir yılgınlık ve özellikle gençlerde de kırgınlık, kızgınlık hakim gibi. Barış süreçleri, teknik ayrıntılar ve müzakereler ötesi, “duygu” ve “vizyon” işidir. Karşılıklı güveni, yapıcı ve pozitif duygular olmadan sağlayamaz ve bir anlaşma sürecine giremezsiniz.

“Barış” kavramı sözlüklerimizden kayboldu. Bu kavramın kendisi yasaklı hale geldi.

Ve “terörist” kavramı, tüm Kürtler ile ilintilendirilir, özdeşleştirilir hale geldi. Kürtçe’nin yeniden yasaklı dil haline geldiği veya “sakıncalı” bulunduğu birçok örnek, haberlerde yer alıyor. Bir de devlet politikası ötesinde işgüzarlık yapan, kraldan fazla kralcı “siviller” böyle bir yasak-sakıncalı bulma tavrına giriyor.

Kürt Meselesinin geldiği bu noktada, güvenlikçi politikaların müthiş bir siyasi zafer getireceği ve sorunun muhatabı herkeste sertlikle çözüleceği algısı hakim. Tarihte güvenlik politikaları hep ters tepmiştir ama bu durum, Ankara’daki algıyı şu an için değiştirecek gibi gözükmüyor. Bir gün birileri elbette, “Ya böyle olmuyor” diyecek ama o zamana kadar da toplumsal doku geri dönüşü çok zor olacak biçimde yıpranmış olacak.

KELEŞOĞLU: FRANSA, SURİYE MASASININ DIŞINDA KALMAK İSTEMİYOR

Kanun hükmünde kararname ile İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ndeki görevinden ihraç edilen Doç. Dr. Erhan Keleşoğlu şunları söyledi: “Fransa, Suriye masasının dışında kalmak istemiyor, özellikle de Afrin harekatı sonrası Türkiye’nin elini güçlendirmesinden sonra. Ancak ABD’nin aksine askeri, iktisadi ve siyasi kapasitesi sınırlı. Fransa Cumhurbaşkanlığının basın bildirisinden de bunu okumak mümkün. ‘Kuzey Suriye’de askeri varlığı artırmak istemiyoruz, IŞİD karşıtı koalisyon çerçevesinde davranacağız, bu hedef doğrultusunda SDG ile ilişki kuruyoruz’ deniyor. ‘SDG ile Türkiye arası olası bir diyalogda arabulucu olarak görev alırız’ diyerek de Kürtler nezdinde nüfuzunu artırma derdinde. ABD’nin SDG ile kurduğu salt askeri ilişki ötesinde siyasal bir ilişkiyi zorluyor.”

www.evrensel.net
ETİKETLER Afrin