16 Kasım 2016 01:44

Kağıt kesikleri neden bu kadar acıtır

Kağıt kesiği en kötü kesiktir. Kağıt kesiklerinin neden bu kadar acıttığına yönelik pek fazla araştırma yapılmamıştır.

Paylaş

Kağıt bize zararsız görünür. Ama yazıcıya kağıt koyan ya da bir kitabı hızlıca karıştıran herkes bu sıradan maddenin gizli sırrıyla karşılaşmıştır. Doğru kullanıldığında, kağıt ciddi bir silahtır: kağıt kesiği en kötü kesiktir.
Kağıt kesiklerinin neden bu kadar acıttığına yönelik pek fazla araştırma yapılamadı. Muhtemelen insanlar, araştırmacıların katılımcılara adeta işkence uyguladığı böylesine rastgele, kontrollü bir çalışmaya gönüllü olarak katılmak istemediğindendir bu. Ama dermatoloji doktoru Hayley Goldbach’ın söylediğine göre, “İnsan anatomisi bilgimizi burada kullanabiliriz. Bu tamamen anatomiyle ilgili bir soru.”

PARMAK UCUNDAKİ KESİK DAHA ÇOK ACIYOR

Sorun tamamen sinir uçlarıyla ilgili. Öncelikle, parmak uçlarımızda vücudumuzun öteki yerlerine kıyasla çok daha fazla acı reseptörü vardır. Goldbach hemen ekliyor, “Elbette yüzünüz ya da genital organlarınızdaki bir kağıt kesiği de oldukça fazla acı verecektir.” Yani, kol, bacak ya da dirseğinizdeki bir kağıt kesiği canınızı acıtacaktır, ama parmak uçlarındaki kesikler kadar değil.

Bunu psikologlar ile nörologların yaptığı bir testi uygulayarak görebilirsiniz. Elinize bir ataç alıp iki ucu da aynı yeri işaret edecek şekilde açın. Eğer bu atacı yüzünüze ya da elinize değdirirseniz, iki ucu da ayrı ayrı hissedebilirsiniz. Buna “iki uçlu ayırt etme” denir. Bu bölgelerde çok fazla sinir ucu olduğu için, atacın uçlarını ayırt edememeniz için bu uçların birbirlerine çok yakın olması gerekir. 

Şimdi aynı şeyi sırtınızda ya da bacaklarınızda deneyin. İki uç birbirinden çok ayrı değilse, ayırt etmeniz çok zor olacaktır. Bunun sebebi, bu bölgelerde sinir uçlarının çok daha az olmasıdır. Aslında evrimsel açıdan çok mantıklı bir durumla karşı karşıyayız. “Parmak uçları, dünyayı keşfetmemize, küçük işleri yapmamıza yardım eder” diyor Goldbach. “Yani buralarda daha fazla sinir ucu olması mantıklı. Bir çeşit güvenlik mekanizması bu.”

Vücudumuzun dünyayı keşfetmeye yarayan kısımları parmak uçları olduğundan, beynin bu bölgeyi algılamak için daha fazla yer ayırması gayet mantıklı. Çok sıcak ya da çok keskin bir şeyle karşılaştığınızda, büyük ihtimalle bu nesneyle ellerinizi kullanarak etkileşime girersiniz. Böylece, parmak uçları zarar gördüğünde hissedilen aşırı acı, evrimin olması gereken gibi gerçekleşen bir sonucu. Ellerinizi korumanız için bir teşvik. Silahın kendisine gelelim. Küçük bir Google araması, kağıdın gözenekli yapısı nedeniyle bakterilere ev sahipliği yaptığına, bu bakterilerin kağıt kesiği olan bölgelere yerleşmeyi beklediğine ikna eder sizi. Ama bu ister doğru olsun ister olmasın, bakteri ya da öteki mikroskobik canlılar hissedilen acının, en azından kesilme anındaki acının açıklaması olamaz. Kesikler tedavi görmezse bakterilerin enfeksiyona yol açacağı, bunun da oldukça acılı olacağı doğru, ama bunun gerçekleşmesi biraz zaman alır.

KAĞIT TESTEREYE BENZER

Kağıdın bu özelliğinin bir açıklaması var.

Kağıdın kenarları, göze yeterince düz, pürüzsüz gelir. Ama eğer yakınlaşacak olursanız, kağıdın bıçaktan çok testereye benzediğini görürsünüz. Yani kağıt derinizi kestiğinde, arkasında kaotik bir yıkım yolu açarak geçer, düz bir çizgi değil. Derinizi yırtar, parçalar, dağıtır. Jilet ya da bıçak gibi düzgün bir kesik açmaz.

Kağıt kesikleri genellikle çok derin değildir, ama Goldbach’ın söylediğine göre “Derinin üst katmanını geçmeye yetecek kadar derindir. Eğer öyle olmasaydı acı hissetmezdik. Derinin üst kısmında sinir ucu bulunmaz.”

MESELE DERİN KESMEMESİ Mİ?

Ama o kadar da derine inmez bu kesikler. Belki de kağıt kesiklerinin bu kadar fazla acıtmasını anlaşılmaz yapan da budur. Daha derin bir yara kanamaya yol açar. Kan pıhtılaşır, yara oluşur. Derinin altındaki kesik de dış etmenlerden korunarak iyileşmeye başlar. Ama çok derin olmayan kesiklerde bu koruma sağlanamaz. Eğer yara bandı ya da antibiyotikle müdahale edilmezse, kağıdın kestiği yer dış etkilere açık kalır. Bu da ancak acıyı atırır. Kan akmadan, acı reseptörleri dış etmenlere açıktır, eğer siz de hemen yara bandı yapıştırmazsanız, buralardaki nöronlar alarm sinyali yollayıp beyni gelecek olan felakete karşı uyarır. Ne de olsa, nöronlar bunun için var. En azından, fikir bu. Hiç kimse bu durumu kanıtlayamamış olsa da, Goldbach geçerli bir hipotez olduğunuz düşünüyor.

Maalesef hepimiz yaşamımız boyunca birkaç kağıt kesiğiyle karşılaşacağız. En azından, çok yaygın olan bir söz muhtemelen yanlış. Bin kağıt kesiği çok, çok acıtsa da, öldürmez.

BBC’den çeviren Olgun DURSUN

ÖNCEKİ HABER

‘Venedik yaşanmaz halde’

SONRAKİ HABER

İstanbul'da cuma günü sağanak bekleniyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa