‘Cennet Yolu’ süsüyle doğa katliamı

‘Cennet Yolu’ süsüyle doğa katliamı

'Yeşil Yolda Dur De' sempozyumu Ankara'da başlarken projenin sadece ekolojik değil, sınıfsal bir saldırı olduğu belirtildi.

Derya KAYA
Ankara

“Yeşil Yola Dur De" sempozyumunun ilk gününde Karadeniz yaylalarını birleştirmek için yapılması planlanan yeşil yol projesinin kültürel, ekolojik ve toplumsal etkileri tartışıldı. Yolların iyi niyetle yapılmadığı vurgulanan konuşmalarda, yolun sadece ekolojik değil, toplumsal ve kültürel tahribatına dikkat çekildi.

Yaylaların Kardeşliği Platformu “Yaşam alanıma dokunma” diyerek Karadeniz yaylarında yapılması planlanan yeşil yol projesinin, insana, doğaya, sağlığa etkilerini tartışmak üzere sempozyum geçekleştiriyor. İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Salonu'nda iki gün sürecek olan sempozyumda gerçekleştirilecek oturumlarda bilim insanları, akademisyenler, çevreciler ve bölge halkının katılımıyla yeşil yol projesinin kültürel, toplumsal ve ekolojik etkileri ve yöre halkının yaşam alanlarını savunması konusundaki mücadelesi masaya yatırılacak. Sempozyumun son günü ise “Yeşil itiraz ve isyan” başlığıyla bir forum gerçekleştirilecek.

Sempozyumun ilk gününün açılışı yeşil yol projesine karşı yöre halkının verdiği mücadeleyi konu alan bir sinevizyon gösterisiyle başlarken, açılışa CHP İstanbul milletvekili Mehmet Bekaroğlu da katıldı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Yaylaların Kardeşliği Platformu sözcüsü Gözde Karadağ, konuşmasına kendi yayla hikayesini anlatarak başladı. Bin yıllardır yaylaların insanlarla birbirine bağlı olduğunu söyleyen Karadağ, yaylaları birbirine bağlamak için yapılmak istenen yolların ardındaki ranta ve maden yataklarından elde edilecek kâra dikkat çekti. Karadağ, yaylaların muktedirler tarafından zehirlenmek istediğini söyleyerek, direnmek ve karşı durmaktan başka çare olmadığını vurguladı. Açılış konuşmasının ardından platform Şair Ahmet Telli'ye de teşekkür belgesi verdi. Telli, kapitalizmin doğasının insanla doğayı ayırmaya dayandığını belirterek, insanı ve doğayı birleştirecek tek sistemin sosyalizm olduğunu söyledi.

‘YAŞAM KÜLTÜRÜNÜ YOK EDECEK’

“Biyolojik Çeşitlilik ve Orman” başlığıyla gerçekleşen sempozyumun ilk oturumunda yaylaların geleceği ve yayla yollarının toplumsal etkileri tartışıldı. Prof. Dr. Erdoğan Atmış, yayla denildiğinde fiziki ve ekolojik yönünün ardında asıl görülmesi gerekenin asırlardan bugünlere gelen gelenek, toplum ve tarih olduğunu söyledi. Horonlarla, türkülerle bugünlere gelen bir geleneğin varlığına dikkat çeken Atmış, bölge halkının yaşam kültürlerini yok edeceği gerekçesiyle yaylalarda yolun yanı sıra elektrik dahi istemediğini söyledi. Atmış, bir yere yol geldiği zaman bunun kentleri ve kentlerin pisliğini de oraya getireceğini söyledi.

'ÖNCELİK ORMAN DEĞİL MADEN'

Bölgede turizm adına ucube turizm işletmeleri yapıldığını söyleyen Atmış, Doğu Karadeniz'de son yıllarda maden ocakları ruhsatlarının artışına dikkat çekti. 2005 yılında değişen kanunla ormanın değil, madenin öncelikli hale geldiğini söyleyen Atmış, mevzuatta ormanların yok edilmemesi için hiçbir engel olmadığını söyledi. Yolların, turizm örtüsü altında asıl maden ve enerji üretimi için yapıldığını belirten Atmış, yolları yapanların iyi niyetli olmadığını söyledi.

Yayla yollarının ekosistem üzerine etkileri üzerine konuşan Volkan Bektaş ise bölgeye yapılmak istenen yolların reklamının “Cennet yolu”, “Can suyu” gibi adlarla yapıldığına dikkat çekerek, ancak yapılanların hiç de iyi şeyler olmadığını söyledi. Yol yapımının bir doğa katliamına sebep olduğunu söyleyen Bektaş, yaban hayatın, su kaynaklarının tahrip edilmesinin yanı sıra kültürel değişime de neden olunduğunu belirtti. Bektaş, bugüne kadar yapılan yayla yollarının doğaya ve su kaynaklarına verdiği tahribatı fotoğraflarla da gösterdi.

'İŞ MAKİNELERİNİN ÖNÜNE GEÇİP HORON ÇEKMEK YETMEZ'

Dr Yücel Çağlar da, yaylaların geleceği üzerine gerçekleştirdiği sunumunda, yaşanan kültürel değişime dikkat çekti. Bölgede yaşama biçiminin değişmesiyle ilgili sorun yaşanacağını söyleyen Çağlar, yaşananlara sadece ekolojik boyutuyla değil sınıfsal boyutuyla bakılması gerektiğini söyledi. Hiçbir dönemde AKP dönemindeki kadar doğa potansiyelinin varlığının kavranamadığını söyleyen Çağlar, yöre halkının tabela dikmekten kaçındığı bölgede, yaşanan doğa sömürüsüne ve ranta dikkat çekti. Çağlar, mücadele için iş makinelerinin önüne geçerek horon çekmenin yetmeyeceğini belirterek, yaşananların siyaset dışı olmadığını ve ciddi bir örgütlenme gerektiğini söyledi.

www.evrensel.net