07 Haziran 2007 00:00

Âşık Garip yine aldı sazı eline...

Babasından kalan mirası eğlence yerlerinde çarçur eden genç, paralar suyunu çekince zor durumda kalır. Hiçbir işte dikiş tutturamayınca, her zamanki hayali olan sanatçılığı denemeye karar verir.

Paylaş

Babasından kalan mirası eğlence yerlerinde çarçur eden genç, paralar suyunu çekince zor durumda kalır. Hiçbir işte dikiş tutturamayınca, her zamanki hayali olan sanatçılığı denemeye karar verir. Ama bu işte kendini kanıtlaması da kolay olmayacaktır...
Sevdiği kızla evlenebilmek için gurbete para biriktirmeye giden kahramanımız, çeşitli güçlüklerle karşılaşır. En çaresiz anlarında bile kendisini kurtaracak birileri çıkagelir. Bu arada yanlış anlamalar birbirini kovalar...
Zengin bir ailenin kızı ile yoksul şair birbirlerini çok sever. Ancak kavuşmalarını engellemeye çalışanlar “öldü” haberini yayar. Ve olaylar gelişir...
Hikayelerin konusu tanıdık gelmiştir. Biraz kitaplardan, daha çok da sinemadan... Çünkü böyle olay örgüleri ve türevleri yıllardan beri çokça kullanıldı.
Yukarıda özetleri verilen hikayelerin hepsi, aslında Âşık Garip ile Şah Senem anlatısından alındı. Adnan Özyalçıner’in anlatımıyla yeniden okur karşısına çıkan bu çok eski halk hikayesi, halk anlatılarının en eskisi, daha önemlisi, en gerçekçi olanı diye biliniyor. Birçok romancının bu hikayeden söz etmesi de anlatı geleneğimizde ne kadar önemli bir yeri olduğunu gösteriyor.
Adnan Özyalçıner, öyküyü yeniden yazarken Fikret Türkmen’in “Âşık Garip Hikayesi Üzerinde Mukayeseli Bir Araştırma” kitabını esas almış. Merkez Kitaplar’ın Halk Hikayeleri dizisinin diğer kitaplarında olduğu gibi Cem Kızıltuğ’un çizgileri de öyküye başka bir renk katmış.
Âşık Garip, esasında gurbet üzerine bir öykü. Tebrizli bir zenginin oğlu olan Maksut genç yaşında babasını kaybedip yüklü bir miras ve tecrübesizlikle ortada kalır. Birkaç uyanığın dostluğuyla mirası kısa sürede harcar, bitirir. Rüyasında Tiflis’in ünlü tacirlerinden birinin kızı olan Şah Senem’i görür ve ona bağlanır. Artık şair olmalı, diyar diyar dolaşmalı ve Senem’e kavuşmalıdır. Annesi ve kızkardeşiyle Tiflis’in yolunu tutarlar, kızı isterler. Maksut, Âşık Garip adını almış, sazıyla sözüyle dinleyenleri kendine bağlayan başarılı bir ozan olmuştur. Şah Senem’in de Garip’te gönlü vardır ama babası evlenmelerini güçleştirmek için Garip’ten kırk kese altın getirmesini ister. O da gurbete, çalışmaya gitmeye karar verir. Gittiği yerlerde, hem başarılı bir aşık olarak alkışlanır, hem de güçlüklerle karşılaşır. Hatta Şah Senem’e öldüğü haberi gidince, onun başkasıyla evlenmesine karar verilir. Böyle böyle yedi yıl geçer, sonunda Âşık Garip geri döner. Alır sazı: “Seni bana verdi Yaradan gari / Kırk keseye yaptırmışım gerdanlığı / Ben Garip’im tarif eyledim seni / Giyin, kuşan gayrı artık yok Senem.” Sevenler muradına erer...
Özyalçıner, öyküyü şöyle noktalıyor: “Kitaplar düğünün ne zaman bittiğini yazmıyor. Âşık Garip’le Şah Senem’in yaşamları da tıpkı düğünleri gibi günlerce, aylarca, yıllarca mutluluk içinde sürdü. Öyküleri de sonsuza kadar sürecek.”
Türkçe ile yüzyıllardır anlatılmış bu öykü yeniden okurunu bekliyor...
Çağdaş Günerbüyük
ÖNCEKİ HABER

Atila Er şiirlerinden bir seçki: Saçlarımın Şımarık Rengi

SONRAKİ HABER

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Aybet: Gazetecilikten mahkum olan yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa