11 Eylül 2026 00:10

Kimliği bilinmeyen film!

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Arthur Harari pek marifetli bir sinemacı. Yönetmen, senarist ve oyuncu olarak yirmi yıldır Fransa’da dikkate değer işlere imza atıyor. Ama açık söylemek gerekirse bu işte sıralama senarist, yönetmen ve oyuncu şeklinde gibi görünüyor. Justine Triet ile birlikte kaleme aldığı “Sibyl” (2019) ve büyük ses getiren “Anatomy of a Fall” (Bir Düşüşün Anatomisi, 2023) bile bu sıralama için yeterli. Öte yandan yönetmen olarak en dikkat çekici yapımı “Onoda” (2021) da asıl olarak senaryosuyla cezbediyordu. Ama aynı övgüleri bu yıl Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan ve bu hafta itibariyle salonlardaki yerini alacak olan yazıp yönettiği “İçimdeki Düşman” (L'inconnue) filmi için dile getirmek zor.

Belki en sonda söylememiz gerekenleri ilk başta söylemek bu film özelinde daha anlamlı olacaktır. Çünkü son yılların sinemasında genel bir eğilimi temsil ediyor ve bu artık gerçekten ‘sıkıcı’ olmaya başladı. Filmler üzerinde yönetmenlerin aşırı kontrolü artık bir tür semptom olarak kendisini dışa vuruyor. Vücuttaki gerilimin kızarıklık, yara vb. şeklinde kendini göstermesi gibi adeta. Hikaye hareket istediği halde bu kadar sakin kalmayı dayatmak, büyüme arzusu açığa çıkmış bir evreni ısrarla kontrol altına almak ‘sanat maharetinden’ değil, yönetememe kaygısından sanki… Parlak bir fikriniz varsa ama o fikrin gideceği yerler sizi korkutuyor, kontrolünüzden çıkacağına dair endişeleriniz oluşuyorsa girivermeyin o zaman. Çünkü sizin seyirciye vaat edip yerine getiremediklerinizin, her yeri çerçevelenmekten hareket edemeyen anlatılarınızın yorucu olduğu bir nokta olmalı!

Arthur Harari, kardeşi Lucas Harari ve Vincent Poymiro'nun ortak imzasını taşıyan senaryo Harari kardeşlerin birlikte yarattığı "Le cas David Zimmerman" adlı çizgi romana dayanıyor. Parisli bir fotoğrafçı olan David, bir partide tanıştığı gizemli bir kadınla (Eva) cinsel ilişkiye girdikten sonra onun bedeninde uyanır. Bununla baş etmeye çalışırken David’in bedeni de başka bir ilişki sonucu Malia adlı genç bir kadının evi olacaktır. Aslında oldukça tanıdık ve vaatkâr başlıyor film. David’in kent belleğine dair yürüttüğü çalışma, filmin ilk 15 dakikadaki görsel kuruluşu Michelangelo Antonioni’nin “Cinayeti Gördüm” (Blow Up) ve “Yolcu” (Prefession: Reporter) filmlerinin ruhunu hatırlatıyor. Alfred Hitchcock'un “Vertigosu” da dahil olmak üzere filmler ve hatta Kafka’nın “Dönüşüm” romanını gibi eserlere de referanslar vermeyi ihmal etmiyor.

Ancak bu kuruluş, anlatı yolunu tutturup karakterleri takip etmeye başladığımızda derinleşmeden, dümdüz ve duygusuz bir biçimde ilerliyor. Eva’nın bedenine giren David’i canlandıran Léa Seydoux’un ‘erkek gibi’ yürüdüğü için pek övülen oyunculuğu da David’in bedenine giren Malia’nın kırılganlığı da durumu kurtarmaya yetmiyor kanımca. Öncelikle, kadın bedenine giren bir erkeğin soğukkanlılığının yanında erkek bedeninde hapsolmuş genç kadının kırılganlığı üzerine düşünmek gerek. David, bu kadar kolay baş ediyorken, Malia’nın naifliği temsille ilgili sorular doğuruyor kafamızda. Böylesine büyük bir dönüşümün David’te da ilk şaşkınlık atlatıldıktan sonra hiç travma yaratmaması tuhaf. Çünkü beden kadın ve erkek rollerine göre çok değişik anlamlar kazanabiliyor ve böyle bir dönüşümün ciddi bir kırılma, endişe, yabancılaşma yaratması beklenir. Böylesi bir dönüşün beklentisinin bile, bedene bakarken nasıl tetikleyici olabileceğini merak edenler, Ali Kemal Çınar’ın YouTube’da da izlenebilen “Vesartî” (Gizle) filmine bakabilir.

Evet beden meselesi önemlidir ama bu kadar merkezde olduğu bir çağda, bedensiz kalan bir ruhun bu kadar dingin olması ikna edici olamıyor maalesef. Bu işlevli bir dinginlik değil kanımca. Bedenin egemen sınıflar, cinsler vb. tarafından tanımlanması ve kontrolü günümüzün en önemli tartışmalarından. Yalnızca cinsellik açısından değil, evin/ sokağın günlük rutini, hareket alanı ve sınırlar söz konusu bedenin hangi formda olduğuyla doğrudan bağlantılı artık. Dolayısıyla bir erkeğin, kadın bedeninin içinde uyandığı bir sabahın ardından kısa süre endişelenip sakin sakin olup biteni kabullenmesi anlam bulmuyor filmde. Beden değişimi metaforu sinemada sıkça kullanılıyor ve her zaman komedi için verimli bir alan sunuyor. Harari’nin bu verimli alanı kullanmamaktaki ketumluğu diğer alanları da çerçevelemek zorunda kalmasına neden olmuş sanki. Komediye uzanamayan anlatı, melankoliye, öfkeye de alan açamıyor haliyle.

Son olarak bir filmde belirsizlik her zaman seyirciyi yükseltmez, bazen bir şeyleri beceremediğiniz hissi uyandırır ki burada elimizde kalan bu. Bir veciz söz daha ederek bitirelim: Filminizin gereksiz uzun olması, anlatmak istediklerinizin bunu hak etmiş olmasından değil, anlatmayı becerememiş olmanızdan kaynaklanıyor olabilir.

Türkiye’de “İçimdeki Yabancı” adıyla gösterilse de “L'inconnue” kelimesi “Kimliği bilinmeyen kadın” anlamına geliyor tam olarak. Bunu filmin genel duygusuna da taşıyabiliriz pekala, ne olduğuna tam olarak karar verilemediği için: Kimliği bilinmeyen film!

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et