Acıyı bal eylemek
Shahrbanoo Sadat, ülkesi Afganistan’ın iç sesi olmaya devam ediyor. Taliban’ın ilk döneminde ülkeyi terk etmek zorunda kalan bir ailenin çocuğu olarak 1991’de Tahran’da dünyaya gelen yönetmen, ABD işgalinin ardından ülkesine dönmüş. Kabil’de sinema eğitimi alan ve film çekmeye başlayan Sadat, Afganistan’ın sadece savaşlardan, gericilikten ya da çaresiz insanlardan mürekkep bir ülke olmadığını, yaşayan, dinamik, neşeyi arayan insanları barındırdığını fısıldıyor dünyanın kulağına.
2016’de çektiği ilk uzun metraj filmi “Wolf and Sheep” Cannes resmi seçkisinde yer almıştı. Afganistan’ın kırsalında yerel efsaneler ve halk inançlarının da hikayeye dahil olduğu bir evrende çoban çocukların hikayesini anlatıyordu. Bu film yönetmenin ülkesine dair planladığı beş filmlik serinin ilk ayağı olarak buluştu seyirciyle. İkinci film “The Orphanage” (2019) Sovyetler Birliği işgali döneminde 1980’lerin sonunda bir yetimhanede geçiyordu. Sadat, her iki filmde de politik tarihi günlük yaşamın dinamikleri içinden görmeye çalışıyordu.

Profesyonel olmayan oyuncularla çalışan, belgesel estetiğini kullanan yaklaşımıyla İran sinemasına yakın duran Sadat’ın filmleri ülkesiyle doğrudan kurduğu ilişkiyle de ayrı bir yer ediniyor kendisine. Taliban’ın 2021’de yeniden iktidara gelmesiyle ülkeyi terk etmek zorunda kalan yönetmen çalışmalarını Almanya’da sürdürüyor. Bu yıl Berlin Film Festivali’nin açılış filmi olan “İyi Erkek Yok” (No Good Men) yönetmenin beş filmlik serisinin üçüncüsü olarak buluştu seyirciyle. Bu beş film Sadat'ın uzun yıllardır birlikte çalıştığı yazar ve oyuncu Anwar Hashimi'nin yayımlanmamış otobiyografik metinlerinden ve kısmen Sadat'ın kendi yaşam deneyimlerinden yola çıkılarak hayata geçiriliyor.
“İyi Erkek Yok”, 2021 yılının şubat ayında açılıyor. Kabil’de bir televizyon kanalındayız. Kendisini aldattığı için oğluyla birlikte kocasını terk eden Naru ile tanışıyoruz. Bir kadın programının kameramanı olan Naru, toplumsal normları kabul etmeyen onları değiştirmek için sözünü sakınmayan genç bir kadın. Bir gün şans eseri haber kameramanı olarak görevlendirilince televizyonun etkili muhabiri Qadrat ile tanışır. Naru’yu yönetmenin kendisi canlandırırken, Qadrat’a da beş filmlik seriye kaynaklık eden otobiyografik metnin yazarı Anwar Hasmini hayat veriyor. Filmde bir yandan bu ikili arasındaki romantik süreci takip ediyoruz. Mutsuz evlilikler yapmış iki insanın, romantik komedi aksına uygun ilerleyen romansı anlatının bir ayağını oluşturuyor. İkinci ayakta ise Afganistan’a günlük hayata hakim olan patriarkal düzenin ağır etkilerini görüyoruz. Sadat, erkeklerin kendilerine meşru gördükleri davranışların toplumsal kaynaklarındaki anlamsızlığı filmin anlatısına ustaca yediriyor. Erkeklerin kadınlara karşı davranışlarındaki öğrenilmişliği, ezberi ve dinsel, töresel, geleneksel kavrayışın sakat yanlarını hissettiriyor.
Bu iki temel anlatı aksının arka planında ise yozlaşan hükümet, ABD’nin ülkeden çekilme planları ve Taliban’ın adım adım yaklaşan iktidarının yarattığı gerilimi görebiliyoruz. Sadat’ın sinemasının en temel belirleyiciliği de burada ortaya çıkıyor. Yönetmen, durumu dramatikleştirmek yerine, toplunun hislerini anlamaya ve göstermeye çalışıyor. Yaşanılanları dramatikleştirmeden, Batılı gözlerin arzuladığı formlara sokmadan ülkesine ve halkına saygı duyarak anlatıyor hikayesini. Afganistan’a dair anlatılarda sürekli olarak trajedileştirilen gündelik hayatın içinde neşeyi, eğlenceyi ve aşkı bulup çıkarıyor ve hayatın diyalektiğine olan inancı tazeliyor.
3 Temmuz itibariyle MUBI Türkiye’de gösterimde olacak bu film, on yıllardır dış müdahalelerle sarsılmış, savaşlar yaşamış, işgale uğramış, travmatize olmuş bir toplumun birkaç ayına götürüyor bizi. Bu ağır koşullar altında neşeyi, umudu ve aşkı bulup çıkarmaya çalışan insanlara dair samimi bir anlatı “İyi Erkek Yok”. Sadat ister iyi ister kötü olsun bütün karakterlerini ülkenin ağır geçmişi içinde ele alıyor ve onlara şefkatle yaklaşmayı tercih ediyor. Her şeye rağmen halkını seven bir sinema onunkisi.
Evrensel'i Takip Et