27 Haziran 2026 15:12

Bir insan ömrünü neye vermeli: Kadir İnanır

Memleket sinemasının 50 yılına damga vuran bir kuşağın içinde yer almış, 150’yi aşkın filmde rol almış, beyazperdede ve gerçek hayatında onlarca hikaye ortaya koymuş birisinin ardından ne söylesek tam olamayacak. Kadir İnanır’ın kaybının arkasından yazılanlar ve söylenenler bir araya gelse bile yine eksik kalacak. Bu ‘söylenenler’ bahsinin içine sadece olumlu olanları koymuyorum elbette. Olumsuzlar da o torbada. Ama bu çağın bir hastalığı, hadi noksanlığı diyelim, var. Bağlam ve tarihsellik bir yerlere kaybolmuş. Bir insanın tarihinin bir dönemini, onun bütün gerçekliği gibi yorumlama ve mutlaklaştırma eğilimi bu. Halbuki, biz insanoğlu bir yolculuğun içindeyiz ve inişler, çıkışlar, hatalarla ilerleyen bir yol bu. Mesele biraz da sonraki adıma geçmişi nasıl taşıdığımız, nasıl düzelttiğimiz, geleceği bu eylemler içerisinde yeniden nasıl kurduğumuz. İşte Kadir İnanır, geçmişini yüceltmeyi de düzeltmeyi de ustaca başaran, finalde sadece doğru yerde durmanın huzurunu değil, doğru şeyi yapmanın onurunu da beraberinde taşıyan bir isim olarak geçti aramızdan.

Dedik ya, çok zor böyle büyük bir hikayeyi bütünlüklü anlatmak. O yüzden ben gördüğüm Kadir İnanır’ı anlatacağım kısaca. Benim için o, Tüm Türkiye’de olduğu gibi, en çok Türkan Şoray ile anlamlıydı perdede. Yalnızca bizim ülkemizin değil, dünya sinemasında da birbirine bu kadar yakışan, birbirine öyle bakarken bizi de yakan bir oyuncu çifti var mıdır? Emin değilim. “Selvi Boylum Al Yazmalım” bir yana dursun, “Dila Hanım”daki zeybek sahnesinin üstüne sahne azdır türün içinde… Filmde Karadağlı Rıza’nın bütün o olan bitenden sonra kayıtsızca Dila hanıma teslim oluşunu on yıllar sonra gerçek hayatta da yaptığını söylesek abartmış mı oluruz? Sinema bir yandan da ikililer sanatıdır. Birbirini tamamlayan, birbirine yakışan çiftleri görmek isteriz perdede. Bizim sinemamızın birbirine en çok yakışan ikilisiydiler kuşkusuz.

Kariyeri boyunca onlarca yönetmenle çalıştı Kadir İnanır. 1960’ların sonundan 2010’lu yıllara kadar uzanan süreçte ucuz piyasa filmleri, vurdulu kırdılı avantür yapımlarda da rol aldı, sinema tarihimizin büyük yapıtlarında da. Ölümünden bu yana sıkça telaffuz edildi tekrar etmekte beis yok, Yeşilçam’ın en büyük jönüydü (Cüneyt Arkın’la paylaşabilirler belki) birçoğumuz için. 1970’lerin ortalarından itibaren politik arenada kendisini göstermeye başladığı bir dönem de başlıyor. Ülkenin genel gidişatıyla uyumlu bir politikleşme bu. Sinema emekçilerinin durumu, sansürle mücadele gibi alanlarda ön saflarda görüyoruz kendisini. Bu dönem, yalnızca kişisel mücadelesiyle değil, memleket meselelerine dokunan yapımlarla da dikkat çekmeyi başardı.

Benim sinema aklım hep Şerif Gören ile eşleştiriyor onu bu dönemde. Bu iş birliği toplumcu gerçekçi Türkiye sinemasının en önemli damarlarından birisini inşa etti birlikte. Atıf Yılmaz onun sezgilerini ve dramatik yönünü, Ömer Kavur entelektüel derinliğini nasıl büyüttüyse Şerif Gören de onun Fatsalı Kadir yönlerini, inatçı, boyun eğmeyen karakterini sinemaya tahvil etti. “Köprü” ile modernizm- feodalizm gerilimini anlatarak çıktıkları bu yol “Deprem”, “Tomruk”, “Yılanların Öcü” gibi mülkiyet-emek eksenli anlatılarla devam etti. Bu satırların yazarından Türkiye sineması tarihinde hakkı en çok yenmiş, kıymeti yeterince bilinememiş filmler listesi istense bir numaraya “Sen Türkülerini Söyle” (1986) yerleşir. 12 Eylül sonrası Türkiye’sinin dönüşümünü karitatürize etmeden, melankoliye düşmeden ama yenilgiyi de kabul ederek ele alan film Türkiye solunun darbe sonrası yaşadığı o büyük travmanın en dürüst sinematografik belgesidir.

1990’lı yıllar, ülkenin sadece siyaseten dönüşümüne neden olmadı. Medya, popüler kültür ve günlük hayat da baştan inşa edildi. Darbenin etkilerinin kırılmaya başladığı bu dönemde Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ilan edilen ‘küreselleşme’ yeni medya çağını da müjdeliyordu. Her gün bir özel televizyon açılıyor, dönemin popüler sinemaları bu kanallarda akıl almaz paralarla programlar yapıyordu. Bu kuralsızlık ve açlık dönemi, her türlü istismarın da önünü açmıştı. Öte yandan “Yeşilçam”ın sonu gelmiş, yılda 9-10 yerli filmin vizyona girebildiği bir çöküş başlamıştı. Televizyon Yeşilçam şöhretleri için yeni bir kapıydı. Ama bu yeni yetme sermaye ve televizyoncuları kontrol edecek meslek etiğinden söz etmek mümkün değildi. Fatma Girik, “Söz Fato’da” ile sokakta insan azarlarken, Kadir İnanır filmlerinde canlandırdığı kabadayı, maço karakterlerin kötü bir karikatürü olarak servis edilen “Kadirizm” markasıyla çıktı karşımıza. Gerçekte olduğu kişiye, filmlerindeki karakterlerin çoğuna ihanet eden bu sapma hali, rol ile gerçeğin birbirine karıştığı, günlük hayatın da artık medyanın malzemesi olduğu bir anomali olarak yer etti hayatında. 2000’li yıllara geldiğimizde “Komiser Şekspir” filminde o dönem çok tartışılan ‘etek giyip’ rol alması belki de bu personayı yıkmaya yönelik ilk farkındalıktı. Kadirizm geride kalmıştı ama semptomlarına dair haberler okuyup duruyorduk medyada. Kadir İnanır’ın bir kez daha ve bu kez son defa yine bir insanın dokunuşuna ihtiyacı vardı belki de!

O insan, 2004 yılında “Bütün Çocuklarım” dizisinde birlikte rol aldığı Jülide Kural olacaktı. İkilinin birlikte olduğu haberleri büyük şaşkınlık yaratmış, feminist bir kadın oyuncuyla ‘maço’ olarak bilinen bir erkek oyuncunun ortak bir hayat inşa edebileceğine ihtimal verilmemişti. “Aşk insanı dönüştürür” evet, ama bu birbirini takip eden eylemler bütünüyle taçlandırılmadığı sürece romantik bir temenniden ibarettir. Jülide Kural’ın bir kadın, oyuncu ve politik bir karakter olarak Kadir İnanır üzerindeki etkisi bunun ispatı gibi zaten. Ama öte yandan ‘aşk örgütlenmekse’, bir insanı dönüştüren en büyük güç de örgütlü emektir! Hepimiz gibi Kadir İnanır’ın da içinde birkaç ‘kendisi’ vardı. 1990’ların cazibesi ‘Kadirizmi’ gıdıklayıp kısa süreliğine öne çıkarmış olsa da, onun bu imajı öldürüp finalde yalnızca doğru yerde duran değil, doğruyu yapma riskini de alan, emek ve barış mücadelesi için bedel ödemeye hazır, dönüştüren bir aşkın ve büyük bir kolektifin içinde kendisini yeniden var eden Kadir İnanır’ı bıraktı bizlere. Anısı her zaman yaşayacak!

Şenay Aydemir

Bir insan ömrünü neye vermeli: Kadir İnanır
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et