Sanayide konkordato ve iflaslar ile siyasetteki operasyonlar arasında ilişki mi var? Sanayi sermayesinin OVP’ye itirazları ‘isyan’a dönüşüyor
8 Eylül Salı... Türk tekstil sektöründe 20 yılı aşkındır faaliyet gösteren Trioteks şirketinin 3 Eylül itibariyle iflas ettiği ortaya çıktı. Şirketin konkordato kararına rağmen iflas önlenememişti. Trioteks, pamuk, sentetik ve elastan grubu iplik tedarik ediyordu. Yüzde 100 geri dönüştürülmüş polyesterden üretilen bazı ürünleri için sertifikaları vardı. Yani büyük burjuvazinin ‘yeşil dönüşüm’ paradigmasına da uymuşlar ama ayakta duramamışlardı. Fabrikada örgütlü bir sendika olmadığı için kaç işçinin işsiz kaldığını, hangi haklarını henüz alamadıklarını bilmiyoruz—şimdilik... “Yüzlerce işçi” deniyor haberlerde.
Aynı gün toptan gıda ve temizlik ürünleri satışı yapan Tekirdağ merkezli Ege Gıda şirketi konkordato ilan etti. Gazoz, toz şeker, çamaşır suyu, kuru fasulye, çay, nişasta, deterjan, mercimek ve başka pek çok şey üretiyor bunların toptan satışını yapıyorlardı. Çanakkale OSB’de fabrika, Edirne Keşan’da idari merkez… Sanayici ve tüccar bir kapitalist, ‘iç talebi baskılamak’ adı altında yürütülen kemer sıkma programının dalgalarıyla sürükleniyor.
Aynı gün tekstil ve hazırgiyim patronlarının örgütü Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), ‘sektörün içinde bulunduğu durum’ ile ilgili konuşmak için gazetecilerle bir araya gelmişti. Gündemde “Türkiye sanayisinin karşı karşıya olduğu yapısal riskler” de vardı. Tekstil sanayicileri zaten uzun süredir şikayetçi durumda.
Oysa AKP iktidarı döneminde küçük ve orta ölçekli sanayiciler ile ihracatçılar, açık bir siyasal yakınlık ve özdeşliğe sahip olmalarından da ötürü, iktidarı doğrudan eleştirmekten kaçınmışlar, birçok açıdan organik bir parçası oldukları AKP hükümetleriyle kendilerine mahsus kanallar üzerinden konuşup sorunları öyle çözmüşlerdi.
Ama özellikle 2023 seçiminden sonra tablo değişmeye başladı.
AKP-Saray rejiminin gitgide daralıp bir oligarşiye dönüşen niteliği, bazı sermaye kesimleri için bile kapsayıcılığını kaybetmekteydi. Kolay hedef olarak Mehmet Şimşek ve onun programı ile bürokratları eleştirildi. Genellikle para-kredi politikası üzerinden mesajlar verildi. Fakat sorunlar çözülmediği gibi kronikleşti. Kararların kalbiyle iletişimleri zayıfladıkça daha açık konuşmaya (mızıldanmaya demeli belki) başladılar. Sesleri ve tonları her defasında biraz daha yükseldi.
Tekstilcilerin basın buluşması böyle bir dönemde gerçekleşti. TGSD Başkanı Toygar Narbay, 2022-2026 döneminde 10 bin 497 işletmenin battığını, 364 bin ‘istihdam kaybı’ olduğunu söyledi, neredeyse telaşla. 38 maddelik bir teşvik önerisi hazırladıklarını duyurdu. Bu, tekstil sanayii burjuvazisinin Saray’dan taleplerini içeren bir nağme olarak görülmeli. Narbay, önerilerinin yapılmaması durumunda sanayicilerin batmamak için küçülüp butikleşme stratejisi izleyeceğini, bunun da istihdam kaybına yol açacağını söylüyor. Narbay’a göre ekonomi politikaları da bir ‘sanayisizleşme tercihine’ işaret ediyordu ve bu Türkiye’nin geleceği için büyük tehlikeydi... 2022-26 döneminde ücretler 5 kattan, finansman maliyetleri 4 kattan fazla, enflasyon 3.8 kat artmış, buna karşın döviz kuru aynı hızda artmamıştı ve bu kendilerini zorluyordu...
Sanayi burjuvazisinin, onun özellikle orta kesiminin uzun süredir dile getirdiği sızlanmalar bunlar. Ama Narbay, pazar günü açıklanan yeni Orta Vadeli Programı da çok net sözlerle mahkûm etti: “Üretim ortamını destekleyecek bir vizyon yok... Bizim strateji haritamızla örtüşmüyor…”
Aynı gün İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan da 2013’ten beri sürdürdüğü görevi bırakması vesilesiyle gazetecilerle buluşmuştu. Kasım ayındaki seçimde aday olmayacaktı ve bunun rahatlığıyla da konuştuğunu neredeyse açıkça söyleyerek, yüksek enflasyon ve ağır finansman koşullarına ilişkin uyarılar yaptıklarını hatırlatıyor, “Susmadık, haklı çıktık” diyordu. İSO ülkenin en büyük sanayi kuruluşlarını bünyesinde bulunduruyor. İhracatın yüzde 40’a yakını bu odanın üyelerinden geliyor. Ve İSO Başkanı, neredeyse son 10 yılın tüm ekonomi politikalarını eleştiriyordu. 2018-2021’de uygulanan Berat Albayrak–Nureddin Nebati programları için “Finansal istikrarın vazgeçilmezliğini, yüksek enflasyonun toplum huzuru üzerinde derin yaralar açacağını biliyorduk. 2021’de faiz indirimlerine karşı açık konuştuk. Zaman, uyarılarımızın haklılığını gösterdi” diyordu.
2023’ten itibaren Mehmet Şimşek’in ‘rasyonel zemine dönüş’ programına destek verdiklerini ama tüm yükünün sanayiye bırakılmasına itiraz ettiklerini söyledi.
Bahçıvan bir gıda sanayicisi. Yeni başkan adayı olarak İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz’ı destekleyeceğini söyledi. Yılmaz bir makineci. Makine imalatçısı. Bir başka makineci Adnan Dalgakıran’ın da aday olması bekleniyor. İlk aday Ender Yılmaz’ın da OVP karşısında tutumu çok net: Ona “bir temenni programı” diyor, “Her yıl değişen bir program olmaz. Devlet Planlama Teşkilatı’nın günün ihtiyaçlarına uygun, yeni nesil bir yapıyla yeniden oluşturulması gerekir. Plansızlığın olduğu yerde geleceğimizi inşa edemezsiniz.” O da Bahçıvan ve tekstil patronları gibi “sanayisizleşme tehlikesi” bulunduğunu, enflasyon ile döviz kuru arasındaki dengesizliğin üreticiyi zorladığını söylüyor.
Tüm bunların olduğu 8 Eylül günü, iktidar medyasının ağır gazetesi Yeni Şafak’ın ekonomi servisi, son bir yılda belki onuncu kez ekonomi yönetimine muhtıra verdikleri manşeti hazırlıyor. Birinci sayfaya dev harflerle şöyle yazıyorlar: “Dövizden vergi alınmıyor: Yüksek faizle 2.2 milyon şirket iflasa sürükleniyor.”
Neredeyse Para Politikası Kurulunun her toplantısından önce, faiz indirimi olmayacağını bile bile ama yine de hırçın bir dille faiz indirimi isterken tutturdukları dili giderek sertleştirip neredeyse bir muhtıra diline çeviriyorlar. Muhtemelen onları da tetikleyen Pazar günü yapılan OVP revizyonu açıklaması. Şöyle yazmışlar bir bildiri gibi hazırladıkları ilk sayfalarına:
“2,2 milyon şirket 25 milyon kişi çalıştırıyor, maaş veriyor, servis ve yemek hizmeti sunuyor, vergisini ödüyor. İstihdam sağlıyor, üretiyor. 400 milyar dolar ithalat, 280 milyar dolar ihracat yapıyor. Türkiye’nin ekonomisini ayakta tutuyor. Üstelik döviz kazancından yüzde 25 vergi veriyor. Bireysel yatırımcılar ise bankalarda 150 milyar dolar dövizleri olduğu halde hiç vergi vermiyor. Yasa %15-%40 arası vergi alınmasını emrediyor. Ancak Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in vergi almadığı uygulama nedeniyle 2011’de 1,60 TL olan dolar 2018’de 5 TL’ye çıktı. Maliye’nin 2016’da bir kişiye özel olan uygulaması genel kanaat haline geldi. Yıllardır kimseden tek kuruş vergi alınmaması manipülatörlerin TL ile istediği gibi oynamasına neden oluyor. En somut örnek 2021 yılında yaşandı. Dolar 3 günde 9 liradan 18 liraya çıktı. Daha sonra 12 TL’ye düştü. Vergi alınmaması dövizin yıllardır durdurulamamasının en önemli nedeni.”

Adıyla sanıyla Maliye Nazırına ateş püskürüyorlar. Ekonomi yazarları Özgür Bayram, alay dolu bir dille “Özür diliyorum” başlıklı yazı yazıyor ve yerden yere vurduğu OVP hedeflerinde yanılan Cevdet Yılmaz ve Mehmet Şimşek değil de kendisiymiş gibi özür diliyor. Gazete böyle müdahaleler yaptığı her defasında olduğu gibi yine bazı öneriler de sıralıyor… Sonra Yeni Şafak ekibinin bu hazırlığı bir gün sonraki (9 Eylül) gazetenin manşeti olarak Saray dahil tüm merkezlere giriyor!
Bu artık, Saray ve elitlerindeki daralmanın yol açtığı yeni sınıf kompozisyonunun da etkisiyle giderek güçlenen bir sermaye sınıfı itirazı. Mehmet Şimşek’in OVP’yi “babasının evinden getirmediğini” biliyorlar. Her konuda hem savcı hem yargıç olduğu gibi burada da hem karar verici ve hem de ‘hakem’ olan asıl kişiye seslerini duyurmak, onu ‘uyarmak’, gidişatın siyasal sonuçları olacağını hatırlatmak istiyorlar.
Tüm bunlar olurken, daha doğrusu 40 ayda tedricen bu noktaya gelinmişken ve bazı eski AKP’lilerin ve bu tablodan rahatsız burjuvaların da yer aldığı, destek verdiği siyasal arayışlar konuşulurken, bir yandan da Davutoğlu’ndan Gökçeklere, Binali Yıldırımlardan askeri sanayinin küçük prenslerine uzanan ‘operasyon’ dalgaları sürüyor. Artık bir Saray oligarşisine dönüşmüş olan AKP iktidarı, tam da çıktığı yerden, bir sınıf huzursuzluğundan sınanıyor. Hareket alanlarının ne kadar sınırlı olduğunu, Yeni Şafak’ı bile isyan ettiren OVP maskaralığına ve Üsküdar’da gün ışığında hırsızlık yapmaya varan operasyonlara bakarak kestirmeye çalışabiliriz.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et