13 Mayıs 2026 00:10

Saray iktidarının ekonomi cephesinde son günlerde ilginç gelişmeler yaşanıyor. Bazı ezberler bozuluyor, bazı itirazlar sönüyor, AKP habitatının bazı temel aktörleri birbirine zıt yönde açıklamalar yapıyor. Kimisi Şimşek yönetiminin uygulamalarını eleştiriyor ve geleceğe ilişkin endişeli, karanlık tablolar çiziyor; kimisi ‘realiteyi kabullenmek’ argümanıyla Şimşek programına açık destek veriyor… Bu ikincisine pek sık rastlanmıyordu; ama dün NB Ekonomi gazetesinin manşetinden yayınladığı MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir röportajı dikkat çekici bir müdahale oldu.

Önce Şimşek şahsında anılan ve 2023 seçimlerinden sonra Saray iktidarının ekonomi programının temelini oluşturan uygulamalar üzerindeki başlıca anlaşmazlık konularını hatırlatmakta yarar var.

AKP-Erdoğan iktidarıyla neredeyse kuruluşundan beri organik ilişki içerisinde olan ve bu siyasal habitat içerisinde ‘ihracatçı kesim’, ‘reel sektör’, ‘imalat sanayi’, ‘KOBİ’ler’ gibi çeşitli isimlerle anılan sermaye çevreleri, Şimşek’in sıkı para politikası nedeniyle finansmana erişim sorunları yaşadıklarını söylüyor ve hem yüksek faizlere hem de kamu harcamalarındaki daralmaya değişen tonlarla itiraz ediyorlardı. Bunun açık anlamı, on yıllarca süren ama özellikle pandemi döneminde arşa çıkan ‘ucuz kredi’ kanallarının daralması hatta yer yer tıkanmasıydı. 2020’li yılların başında, enflasyon oldukça yüksek seyrederken yüzde 9 gibi bir oranla, neredeyse ‘bedava’ kredi kullanan bu sanayici kesimi 2023 seçimlerinden sonra faizin yüzde 50’lere kadar tırmanmasıyla bu imtiyazı büyük oranda kullanamaz oldu. Devletin sermayeyi fonlaması daha seçici hale geldi ve kıtlaşan kaynaklar etrafındaki itiş kakış arttı. Kimi zaman Yeni Şafak gazetesinin manşetlerinde ve köşelerinde, kimi zaman eski Maliye Bakanı Berat Albayrak’a bağlılığıyla bilinen Sabah gazetesi ekonomi yazarlarının yazılarında yüksek sesli itirazlar, Şimşek ve ekibini açıkça suçlayan ithamlar görüldü. Öyle ki son faiz kararının açıklanacağı 22 Nisan günü Yeni Şafak gazetesi ilk sayfasına “Faiz, Karahan'ın keyfi kararını bekliyor” başlığını attı. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan hedefe konuyor, hatta AKP’nin hezimete uğradığı 31 Mart 2024 yerel seçimlerinden önce “piyasa beklentisi olmamasına rağmen faizleri 5 puan artırmakla” suçlanıyor ve ‘kapalı toplantılarda’ şöyle söylediği iddia ediliyordu: “Herhangi bir beklenti ve talep yoktu. Hiç kimsenin böyle bir düşüncesi yoktu. Seçimlere 1 hafta kala faizleri 500 baz puan artırmaya karar verdim. Ama artırmayabilirdim.”

Yeni Şafak Merkez Bankası Başkanını neredeyse seçimi sabote etmekle suçluyordu ve bu mektubun yazıldığı adres belliydi: Beştepe…

Nisan ayında sadece iktidar medyasının sivri köşeleri değil, tüccar burjuvazinin başlıca temsilcileri de Erdoğan-Şimşek programına bayrak açtı. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekip Avdagiç 26 Nisan’da, ‘İran savaşının yarattığı yeni koşullar’a dikkat çekiyor ve “Bugüne kadar finans, rezerv ve baskılanmış kur eksenli sürdürülen politikanın gözden geçirilmesi ve güncellenmesi gerektiğini düşünüyoruz” diyordu. Avdagiç, Türkiye’de ithalatın cazip, ihracatın ise zorlaştığı bir tablo oluştuğunu söylüyor ve kredilerin büyük sermayeye değil orta-büyük sermayeye verilmesini istiyordu.

Anadolu’daki tüccar ve sanayici kapitalistler için de durum benzerdi. Denizli Sanayi Odası Başkanı Selim Kasapoğlu “Ekonominin yeni gerçeği sanayisizleşme” diyor, yüksek faizden, krediye erişimdeki kısıtlamalardan yakınıyordu (8 Nisan). Aynı gün Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy da “Bekle gör değil, üret ve diren dönemindeyiz. Finansman maliyetleri makul seviyelere çekilmeli” diyordu. ‘Sanayisizleşme’ konusunda benzer bir uyarı 11 Mayıs’ta Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç’tan geldi: “Üretim kapasitesini zayıflatarak enflasyonla mücadele edilemez. Finansman yükü küresel gelişmelerle birlikte daha da arttı. Yarın ne olacağını bilmiyoruz.”

Bunlar uzun zaman ‘Anadolu Kaplanları’ olarak takdis edilen kapitalistlerdi: Kayseri, Denizli, Manisa, Konya… Diğer tarafta Ankara, İstanbul ve Marmara’nın mazisi daha eski tüccar ve sanayicileri… Bunların demeçlerinden örnekler sayfalarca çoğaltılabilir. Ama hep şu odak dikkat çekecektir:

-          Sanayici ve tüccarın ucuz krediye ihtiyacı var. Yeni yatırım yapamıyoruz.

-          Tamam, emek maliyetleri azalıyor ama bu bize yetmiyor.

-          Ekonomi yönetiminin uyguladığı sıkı para politikası, yüksek faiz ve kredi sınırlaması en çok bizi vuruyor.

İşte tam bu noktada Ekonomi gazetesinde yayınlanan MÜSİAD röportajı, adeta kılıcı attı!

MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir özetle şunları söylüyordu:

“Jeopolitik dalgalanmalara rağmen paniklemeden, rasyonel bir program uygulanıyor. Ekonomi yönetiminin sıkı para politikasına tam destek veriyoruz.”

“Geçmişteki düşük faizli kredi dönemi ‘verimlilik’ değil, ‘atıl kapasite’ yarattı. Sanayicinin asıl meselesi finansmana erişim değil, yanlış planlama ve bu atıl kapasite... Öyle sektörler var ki yüzde 50 doluluğun altında çalışıyor.”

“Sermayesini servet yapmış bir sanayici kitlesinden bahsediyoruz. Bu yapıdaki sanayicimizin ucuz kredi beklentisine ben katılmıyorum. Siz bugün sanayiciye istediği parayı verin, bundan 5-10 sene sonra bambaşka bir atıl kapasite sarmalından bahsederiz. Mesele paranın kemerini gevşetmek ya da birazcık ipini salmak değil; saldığınızda ne olacağı.”

“Sanayideki en büyük yapısal tehdit erken sanayisizleşme. İnsanlar kurye olmayı, güvenlik görevlisi olmayı fabrikada çalışmaya tercih ediyor. Sanayide, üretimde çalışan emek-yoğun kesime pozitif ayrımcılık şart. Eğer sanayi çalışanıyla bir restoranda çalışan arasındaki konfor farkını ekonomik teşvikle kapatmazsak, bu sarmaldan kurtulamayız.”

AKP-Erdoğan iktidarının sosyal sınıfsal tabanı açısından en önemli taşıyıcı kolon pozisyonundaki sermaye kesimleri açısından adeta bir muhtıra bu. İstanbul, Ankara ve Anadolu’dan tüccar ve küçük-orta-büyük sanayici kesimin başlıca temsilcilerinin mızıldanmalarına da yanıt veren bir ‘burjuva analiz’ yapıyor MÜSİAD Başkanı. Ve tüm o sözler arasında çok dikkat çekici bir başka kısım var ki önümüzdeki günlerde belli ki daha çok konuşmayı hak edecek:

“Bizce Sanayi ve Teknoloji Bakanımız teknoloji alanında yetkin ve güçlü. Bakanlığı'nın bu noktada 'kesici' yetkilerle donatılması lazım. Sayın Bakanımıza bu yetkiler verilirse doğru bir adım olabilir. Birisi herhangi bir ürün üreteceğim dediğinde devlet ona 'Dur, burada kapasite doldu, seni şu grubun alt tedarikçisi yapalım' diyebilmeli. Devlet zoru olmadan bu tedarik zinciri kurgulanamaz. Serbest piyasa, her önüne gelenin kafasına göre iş yapabildiği bir düzen demek değildir.”

Bu son sözler, Saray rejiminin politik programıyla çok örtüşen bir mahiyette görünüyor ve MÜSİAD’ın, “Erdoğan’ın TÜSİAD’ı” misyonuyla ‘yeni dönem’in paradigmasını üretmeye hazır olduğunu gösteriyor.

Hakkı Özdal

MÜSİAD’dan muhtıra
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et