İmran’dan Deniz’e, 91’den 26’ya Türkiye
İmran Deniz Göktaş… Bu isim bir politik bildiri gibi şu sıralar. Deniz Göktaş, komedi gösterisi Ölü Deniz ile yarattığı çarpıcı etkinin ardından tutuklandı. Onun hicvinin gücü karşısında, ellerindeki çarpık ve ölçüsüz ‘hukuk’ silahlarını bile eğip bükerek bir tür politik şiddet uygulamak zorunda kalanlar, gayrimeşruluklarının öyle farkındalar ki, bir tür onomastik (adbilim) komplo faaliyeti yürütüyor, derme çatma istihbarat fişlerini eşeliyorlar. Bir derin kara kuyudur; rezil rüsva olmaktan bir kez sıkılmayan, artık hep o kuyunun dibine doğru kulaçlayarak götürür kendi beyhude varlığını. O eşik çoktan geçildi. Şimdi hicvinden korktukları gençlerin ailelerine hakir fişleme dosyalarıyla kara çalmaya girişiyorlar; vaktiyle kendi fişlerinin de olduğu dosyaların içinden. Deniz’in adlarına, babasına, Çorum'da katliam saldırısına uğrayan Alevilerin canını kurtarma gayretine saldırıyorlar…
Doğrudur. Deniz’in ilk adı bir komünist işçinin adıdır: İmran Aydın... Evet bu işçi örgütlüdür. Ve 1991 yılının 2 Mart günü Ankara’da gözaltına alınmış, o gece yarısı işkencede öldürülmüş, cellatları “Yer göstermeye götürdüğümüzde kaçarken düştü öldü” diye bir palavra uydurmuştur.
İmran, tıpkı şimdiki yoksul çocuklar gibi, daha 13 yaşında Ankara Siteler’deki mobilya atölyelerinde işçi olarak çalışmaya başlar. “İşçilik ve yoksulluğun babadan oğula aktarılan bir gelenek” olduğu gecekondu mahallesi Hüseyingazi’de GİB-DER (Genç İşçiler Birliği Derneği) kurulurken 14 yaşındadır ve aralarındadır. Siyasi polis onu henüz 28 yaşındayken katledene dek bir işçi olarak çalışmıştır; işkencede öldürüldüğü gün dahil: Siteler’deki işinden çıkıp İMK’deki işçi kardeşlerine yemek götürmüş ve en son orada görülmüştür. Sonrası Ankara Emniyetinin işkencehanesi “Derin Araştırmalar Laboratuvarı”, DAL… 12 Eylül darbecilerinin 17 yaşında idam ettiği Erdal Eren’in yaşıtı ve yoldaşıdır. İşçiliği ve mücadelesi ona Erdal Eren’in emanetidir. Yargı kurumlarını bir cemaat-parti kolu haline getirmek üzere tertipledikleri referandumda oy toplamak için 12 Eylül acılarını istismar ederek sahte gözyaşı dökenler, şimdi o yılların cellatlarının izinde yürüyor, onların yalan yanlış notlarından medet umuyor, geçmişin çamuruyla bugünün güneşini sıvamaya çalışıyor.
Ama bu yarenlikleri de yeni değildir. İmran Aydın’ın işkencede katledildiği 1991 yılı, çökmüş ANAP-Özal iktidarına karşı Türkiye burjuvazisinin yeni çıkış yolları aradığı, Demirel’e sarıldıkları, Erbakan’ı, Türkeş’i bir terkipte birleştirmeye çalıştıkları yıldır. İmran’ın katlinden 8 ay sonra yapılan seçime, Milli görüşçülerin Refah Partisi, MHP ve Aykut Edebali’nin küçük İslamcı partisi IDP Refah listelerinden bir ittifakla girer. Adını ‘Kutsal İttifak’ koydukları bu İslamcı-Ülkücü füzyonu yüzde 16 oy alır: Komünist işçileri Ankara Emniyetinin bodrumunda boğazlayanlar için kozada bir tohum. Çeyrek asır sonra, neoliberalizmin torna-tesviyesinden geçmiş, o kozada eğitilmiş donatılmış bir iktidar koalisyonuna dönüşeceklerdir.
Deniz Göktaş’ın ilk adı 1991’de işkencede katledilen İmran Aydın’dan mirastır. Bugün adları Engin olan onlarca genç ve çocuk var. Çünkü İmran'dan bir yıl sonra, 1992’de siyasi polis, üniversite öğrencisi Engin Egeli'yi Merter'de tekstil işçilerine bildiri dağıtırken sırtından vurup öldürmüştür... Onlar başka isimlerde, başka işlerde ve yordamlarda yeniden ortaya çıkarlar. Değişirler ve değiştirirler. Tedirgin eder ve yine silah çektirirler…
İmran Deniz Göktaş ve babasının uğradığı saldırı, 1991’den bugüne bir projeksiyondur. İmran’ın ölümüyle Deniz’in kuyu tipi cezaevinde hapsi bir tevarüstür. Cellat da yeni kuşaklarına hafızasını aktarmıştır.
Evrensel'i Takip Et