14 Ağustos 2026 00:12

“İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılın ilk çeyreği, uluslararası ilişkiler ve güvenlik alanında yüzyıl boyunca önemli değişimlere yol açacak parametrelerin gelişmekte olduğu bir evreyi de işaret etmektedir. Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus-devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır. Bu devletler sadece gelişememekle ve dünya yönetiminde söz sahibi olanlar arasına dahil olamamakla kalmayacak; aynı zamanda birçoğu günümüz teknolojik devriminin ve küresel ekonominin rekabetine dayanamayıp ulusal egemenliklerini de büyük ölçüde yitireceklerdir.”

Bu sözler, Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) 80. kuruluş yıl dönümü nedeniyle, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’in yaptığı kısa ama çarpıcı açıklamada yer alıyordu. Tarihi 5 Ocak 2007’dir ve aynı yıl, “Cumhurbaşkanlığı krizi” olarak adlandırılan geniş spektrumlu siyasi çatışmanın seyri, Türkiye için de yüzyılın ilk çeyreğini tayin edecek şekilde ‘çözülme’ seyrine girecektir. Sözcüğün iki anlamıyla da çözülme. ‘Eşinin başı örtülü biri cumhurbaşkanı olabilir mi’ gibi son derece sembolik, ama çatışmanın esasını tek başına ifade etmekten uzak bir tartışma zemininde; “367 krizi”, “Cumhuriyet mitingleri”, “27 Nisan e-muhtırası”, 22 Temmuz’daki erken seçim ve bu seçimden AKP’nin zaferle çıkması, Abdullah Gül’ün (eşinin başı örtülü) cumhurbaşkanı seçilmesi ve 21 Ekim’de Cumhurbaşkanının bundan sonra halk oyuyla seçilmesi yönünde sonuçlanan anayasa referandumu gibi belirleyici olaylar, MİT Müsteşarının bu konuşmasından sonraki—deyim yerindeyse fırtına gibi geçen—10 ay içinde olup bitmiştir. AKP ve (giderek etkisi artıp sonunda bugünkü baskınlığına ulaşacak şekilde) Erdoğan, bu çatışmayı kazanmış ve elbette, MİT Müsteşarının konuşmasında da dile getirilen uluslararası çerçeve bu sonuçta belirleyici olmuştur. Bu, esasen sermaye ve devlet içinde cereyan eden, toplumsal sahnede ise “İslamcı AKP” ile “laik bürokrasi ve ordu” arasındaki bir kavgaymış gibi görünen fazdır.

Bugün kuruluşunun 25. yılını geride bırakan AKP, devlet içinde belirleyici kırılması 2007 yılındaki olaylar zinciriyle yaşanmış bir sermaye iktidarı mücadelesinin merkez karargâhı oldu. Biçim değiştirerek nihayetinde ülke tarihinde eşi görülmemiş bir tek adam rejimine dönüşen, dolayısıyla bir siyasi parti olarak AKP’nin bile önemini (yapısına da uygun şekilde) ‘‘Saray’ olarak adlandırılan politik merkeze devrettiği alt üst oluş, devlet içindeki güç paylaşımının sermaye sınıfı açısından yeniden dağıtıldığı bir ekonomik-politik çatışmanın sonucudur. AKP’nin İslamcılığı da başka ülkelerdeki İslamcılıklara benzer şekilde, burjuvazi içindeki bir çatallanmanın doğurduğu, geliştirdiği bir ideolojik kabuktur. AKP’nin atası olarak görülen Milli Görüş hareketinin 1970’lerdeki ortaya çıkışından başlayarak siyasal İslamcılık, tekelci burjuvaziye karşın hem ölçek hem de politik güç olarak daha küçük ve orta sıklette bulunan, devletin (kredi, kota, teşvik gibi) seçici kayırmalarına daha zor erişen, uluslararası pazarlara erişimi sınırlı ya da olanaksız olan sanayici ve tüccarların çıkar birliğini ifade eden bir kapitalist dayanışma siyasetidir. Neredeyse istisnasız kabul görür ki, hareketin ortaya çıkışında belirleyici etmen, Necmettin Erbakan’ın Anadolu’daki bu küçük ve orta ölçekli kapitalistlerin desteğiyle seçildiği TOBB başkanlığından büyük burjuvazinin marifetiyle indirilmesi ve ardından çok istemesine rağmen Adalet Partisine kabul edilmemesinin ardından Milli Nizam Partisini kurması olmuştur. 1970’lerde yüzde 10’u aşan oy oranları ve biri de CHP ile olmak üzere genellikle sağcı-milliyetçi partilerle kurduğu üç koalisyonun küçük ortağı olarak sıklıkla iktidar bileşiminde yer alması, bu partinin tekelci burjuvaziyle çıkarları çelişen katmanlarla özellikle taşrada kurduğu güçlü bağların bir sonucuydu. Erbakan’ın devlet destekli ‘ağır sanayi’ paradigması, sermayenin bu kesimlerinin devlet imkanlarına erişme konusundaki hasletlerinin de bir ifadesidir.

İslami/yeşil burjuvazi, dindar sermaye, Anadolu kaplanları gibi isimlerle anılan bu sermaye kesimi, başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde mukim büyük burjuvaziye karşı, taşra ve kır yoksulları, kentlerin büyük işsiz kitleleri ve işçi sınıfının geçici, güvencesiz işlerde, en ağır koşullarda çalışan kesimleriyle ittifak kurmakta başarılı oldu. Bunda en büyük etken, tüm bu kesimlerin doğal politik mecrası olan sosyalist solun 12 Eylül darbesiyle ezilmesiydi. Başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde, bir tür sanayi göçüyle oluşan emekçi mahallelerinde İslamcılar lehine 80’ler sonundan başlayarak yaşanan çarpıcı değişim bunu açıkça gösterir.

Ama bir tür küçük kapitalistler partisi olarak seyreden MNP-MSP-Refah (Erbakan) partilerinin 1990’lı yıllardan itibaren tırmandıkları zirve, dayandıkları sosyal sınıfsal tabandaki belirleyici değişim nedeniyle aynı zamanda bir çöküş noktasıydı. İslamcı sermaye içinde hatırı sayılır nicelikte bir kesim, Türkiye kapitalizminin gelişimiyle ortaya çıkan ‘olanaklar’ ve 12 Eylül rejiminin askeri diktatörlük marifetiyle yarattığı siyasal-kültürel dönüşümden yararlanarak büyüdü ve holdingleşti. Küçük kapitalistler partisinin eski programının bu yeni yükselen sınıfın çıkar ve ihtiraslarını karşılamayacağın fark ederek “Yenilikçilik” adı altında bir hareket başlatan Tayyip Erdoğan’ın da bizzat bir ‘iş adamı’ olması, hatta iktidarının ilk yıllarında İtalyan kapitalist siyasetçi Berlusconi ile büyük bir dostluk kurması tesadüf değildir. Büyük sermayeye dönüşen İslamcı burjuvazinin; uluslararası sisteme daha fazla entegre olan, bazı ‘gelenek’leri ve katı tutumları çıplak maddi çıkar için terk etmeye hazır, dönemin ihtiyaçlarına uygun bir devlet yapısında görev ve sorumluluk almaya hazır bir ‘yeni parti’ ihtiyacını sezmiş ve Milli Görüş partisinden gürültüyle kopmuştur.

MİT Müsteşarı Emre Taner’in yazının başında alıntılanan açıklamasında şu sözler de yer alıyordu:

“20. yüzyılın ikinci yarısında kurulan iki kutuplu dünya düzeninin uzun süre devam etmeyeceği önceden öngörülebilir bir olgu olmakla birlikte 1990 ve sonrasındaki sürece hazırlıksız yakalanılmıştır. Elbette bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakarlıkla sahip çıkmalarıdır. Bu nedenle de geleceğe yönelik tahminler bu katı/kuralcı yaklaşım içinde başarısız olmuştur.”

Kuruluşundan itibaren politik bir öneme ve tayin ediciliğe sahip olmuş istihbarat örgütünün, “statükocu eski”nin gelmekte olan koşulları karşılayamayacağı yönündeki ‘kanaat beyanı’nın fırtınalı 2007 yılının ilk günlerinde olmasına dikkat çekerek, bir çeşit AKP muhalifliğinin uzun süre ısrar ettiği ve bedelini ağır şekilde ödediği—hatta bazı yönlerden halen ödemeye devam ettiği—bir yanılgıyı vurgulamakta yarar var: ‘Devlet’, öncesi bir yana, özellikle 12 Mart 1971 darbesinden beri cumhuriyetçi laik bürokrasinin hakim olduğu bir yapıda değildi. Büyük burjuvazi ve uluslararası bağlarının yönlendiriciliği altında, işte o koalisyonları, tasfiyeleri, sıkıyönetimleri, 12 Eylülleri tertip eden sermaye diktatörlüğü, birçok itiş kakış yaşamakla birlikte 2000’li yıllardaki formunu AKP-Erdoğan iktidarıyla buldu. 12 Eylül rejiminin hegemonik kriziyle tükenen sermaye iktidarının krizden çıkışı, bu bir tür “13 Eylül Partisi” ile oldu. Doğrudan 12 Eylül’den kaynaklanan ve onun reddiyesini de 12 Eylül terekesine ekleyen bir 13 Eylül Partisi…

Şimdi bu 13 Eylül Partisi de özellikle emekçi sınıflarla kurduğu ilişki bakımından eski günlerinden uzakta. Bir grup madencinin emeğinin çalınmasını başkentte polis zoruyla kural haline getirmeye çalışıyor olması, anlamlı bir yıl dönümü işaretidir.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Hakkı Özdal

13 Eylül Partisi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et