24 Mayıs 2026 00:10

Sert adam, iyi müttefik, mutlak sultan

Gerçekte CHP’nin kurumsal varlığı hakkında bir ‘kapatma’ niteliğinde olan mutlak butlan kararının ne zaman alındığını tam olarak bilemiyoruz ama 21 Mayıs Perşembe günü açıklandı. Bundan bir gün önce, 20 Mayıs’ta, Erdoğan ABD Başkanı ile telefonda konuştu. Resmi açıklamada, ikili ilişkiler ile bölgesel ve küresel konuların ele alındığı duyuruldu. Erdoğan, İran’la ateşkesin uzatılması kararını “müspet bir gelişme olarak gördüğünü”; Suriye’de istikrar ortamının kök salmasının tüm bölge için kazanım olduğunu; NATO’nun temmuzdaki Ankara Zirvesinin “her açıdan başarılı geçmesi amacıyla azami gayret gösterdiğini” söylüyordu. Zaten bu üç konu, Saray rejimi için dış siyasetin güncel sacayağı… Fırsat ve risk gördüğü, kazanıma hevesli ve tavize açık olduğu üç büyük mesele.

İletişim Başkanlığının kuru dolmalarına karşın Trump’ın bu görüşmeyle ilgili açıklamaları daha suluydu: “Erdoğan ile harika bir ilişkim var. Çok sert insanlarla ilişkimin iyi olması harika değil mi? Erdoğan sert bir adam. Ama onunla kimsenin sahip olmadığı kadar iyi bir ilişkim var” diyordu Trump Amerikalı gazetecilere, “İyi bir iş çıkardı. Bence o çok iyi bir müttefik. Bazı insanlar bundan şüphe duyabilir ama bence o harika bir müttefik.”

Erdoğan’ın iyi müttefik olduğundan şüphe duyan ‘bazı insanlar’ bir yana, Trump’ın bu konuşmadan [da] yarı alaycı “sert bir adam” izlenimiyle bahsetmesi ve harika müttefikliğini vurgulaması önemli.

Hatırlandığı üzre 19 Mart’taki İBB operasyonundan 3 gün önce de ikili arasında bir telefon konuşması yapılmış ve bu görüme İmamoğlu’nun derdest edilmesi için bir icazet olarak değerlendirilmişti. Son seçimin birinci partisini siyasetin dışına süpürme harekatından bir gün önce yapılan konuşma da bu açıdan önemli elbette ve mesajlar bu gözle okununca daha anlamlı görünüyor. İran, Suriye ve NATO dosyalarında son derece yapıcı ve ‘azami gayretli’ bir görüntü veren Erdoğan, sert adam ama iyi müttefik payesi kazanıyor. Şöyle mi yoksa: İçeride bazı sert hamleler yapıyor ama olsun, bizim için çok iyi işler yapan bir müttefik?

Ancak geride kalan fırtınalı haftanın tek dış bağıntısı bu telefon konuşması değil. Kararın açıklandığı gün Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da bir başka ‘santral’ ülkede, mali sermayenin merkez üslerinden İngiltere’deydi. Londra’da İspanya merkezli BBVA tarafından düzenlenen Türkiye konulu zirvede, küresel sermayeye ‘Türkiye ekonomisinin yol haritasını’, güncel görünüm, yatırım fırsatları ve piyasa beklentilerini anlatacakları duyurulmuştu. Bazılarıyla birebir de görüşeceklerdi.

Bitmedi…

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da aynı hafta içi Almanya’daydı: Türkiye-Almanya Stratejik Diyalog Mekanizması toplantısına katıldı; 18 Mayıs’ta Almanya Başbakanı Merz ile görüştü. Aynı gün Almanya Savunma Bakanlığı, “Haziran ayı sonu itibarıyla NATO'nun güneydoğu kanadındaki entegre hava savunması kapsamında Türkiye'ye bir Patriot Savunma Ünitesi ile 150 asker konuşlandıracağını” açıkladı. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Askerlerimizin Türk ve ABD'li ortaklarımızla çok yakın koordinasyon içinde çalışması, müttefiklerimizle iş birliğinin ne kadar güvenilir olduğunu gösteriyor” dedi.

Saray yönetimi, CHP yönetimine kayyım atayacağı hafta için çok iyi bir planlama yapmış gibi görünüyor: Siyasi, mali ve askeri cephelerde, merkez konumdaki ülkelerle tam bir iş birliği görüntüsü…

Bu sacayağındaki faaliyet, Ankara Bölge Mahkemesine anons ettirilecek kararın güvenliği için alınmış orantısız önlemler değil elbette; içerideki sertliğin dışsal faaliyet için bir zorunluluk olduğunu muhataplara benimseten, daha geniş ölçekli ve daha uzun vadeli bir askeri-mali-diplomatik vaat çerçevesi anlamına geliyor.

* * *

ABD emperyalizmi ile Siyonist İsrail öncülüğünde Ortadoğu’da dökülen kan, sahne önüne sürülen dinci ve ırkçı mefruşattan çok daha etkin bir ekonomik motivasyona sahip. Gazze soykırımının Lübnan’a da transfer edildiği ve Suriye’de işlerin aniden terse döndüğü 2024 sonbaharında yakın geleceğin tablosu neredeyse açıkça görünür olmuş ve önceliğin İran’a verileceği daha büyük adımların geldiği anlaşılmıştı. ‘İç cephe’, ‘Terörsüz Türkiye’ gibi sözlerle sarmalanmış politik yönelim, doğrudan bu cereyanın yarattığı iştah ve endişeden kaynaklanıyordu. Aynı yılın (2024) baharında, bir daha seçim kazanma ihtimalinin giderek azaldığı bizzat bir seçim sonucuyla görülmüş olan Saray yönetimi ve bağlaşıkları için, ‘arka yoldan’ gitmenin bahanesi için de elverişli bir ortam doğmuştu. Enerji ihtiyacı açısından en önemli aracılarından biri olmak ne gam; İsrail’i ‘baş düşman’ ve ‘yakın tehdit’ ilan etmek; emperyalistlerin Çin’i geri itmek için giriştiği hamleden iştahlanmayı engellemiyor. Neredeyse tüm katmanlarıyla Türkiye sermaye sınıfının da bugün bir Saray oligarşisine büzüşmüş olan bu siyasal harekete verdiği büyük destekte de böylesi cüretkâr iştahların payı büyük: Çin’e alternatif yeni üretim ve tedarik hatları, yani yeni sömürü ve kâr imkanlarına sahip olmak.

İran’ın etkili direnişi ve emperyalist savaş aygıtının ilk ciddi sınamada açığa çıkan hantallıkları hesapları akamete uğratsa da masadan kaldırmış değil. Suudi Arabistan ve Körfez rejimlerinin parası, Türkiye’nin başta ucuz emek olmak üzere sanayi ve lojistik kapasitesi, İsrail’in bir köpekbalığının dişleri gibi tasarlanmış teknolojik kabiliyeti bölge için ideal bir savaş koalisyonu formu oluşturuyor.

Türkiye sermaye sınıfı bu koalisyonun çoktan gönüllüsü. Onu en iyi yönetecek siyasal ekibin de bu Saray oligarşisi olduğundan adı gibi emin. Fakat 2024 seçimlerinde ortaya çıkan ve Saray-AKP’nin kırılganlıklarını gösteren manzara, sermaye sınıfı içinde farklılaşmış bazı talepleri daha yüksek sesle dile getirme cesaretini de ortaya çıkarmıştı. Bu, içeride uygulanan programa karşı tutum ve bölgesel planlar konusundaki beklenti farkları için de geçerli…

Küçük, orta, büyük her çeşit sanayi sermayesinin özellikle 2018-2023 arasındaki memnuniyeti, üç yıldır giderek artan tonda bir sızlanmaya döndü. Sermayenin bölgesel genişlemesi geciktikçe ve İran savaşı belirsizlikleri artırdıkça gerilim de arttı. Öyle ki iktidarın merkez gazetesi Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanına alenen savaş açacak kadar ileri gidebildi. Olası iktidar alternatifi siyasal ekibin tasfiyesinde daha cüretkâr adımlara geçilmeden önce bu kesimlerin de—çoğunluğu büyük yabancı sermaye için hazırlanmış—vergi ayrıcalıklarından nasiplenmelerine izin verilerek susturulması bir başka adımdır.

Tüm bu planlamanın önüne en güçlü engeli çıkarabilecek işçi sınıfı ve genel olarak emeğin de yıllar süren örgütsüzlüğün, sendikal bürokrasinin eşi görülmemiş gayretlerinin yanı sıra Antep’te görüldüğü gibi işçi önderi tutuklamak, madencilerde görüldüğü gibi kısa bir tereddüt anından sonra endişelenip yangını büyümeden söndürmeye çalışmak gibi çeşitli yollarla kontrol altında tutulması hesaplanıyor.

ABD, İngiltere ve Almanya’daki eş zamanlı temasların yanında ülke içindeki bu çok yönlü baskının mesajı aynı… Batı emperyalizminin bölgesel ve küresel hedefleri ile bu hedeflere müzahir Türk sermaye sınıfı için süreci yönetebilecek tek seçeneğin, patronun kim olduğunu görün: Sert adam ama iyi müttefik!

Hakkı Özdal

Sert adam, iyi müttefik, mutlak sultan
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et