Yeni OVP’de emekçiler
Hafta sonu açıklanan ve 2027–2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program (OVP), içeriği itibarıyla geçtiğimiz üç yıl boyunca kesintisiz uygulanan “Erdoğan-Şimşek” ekonomi programının sınıfsal tercihlerini bir kez daha gösterdi. “Enflasyonla mücadele” adı altında yürütülen, ancak esasta geniş halk kesimlerinin satın alma gücünü zayıflatıp sermaye birikimini korumayı merkezine alan bu politikalar, yeni OVP metninde de kopyala-yapıştır maddelerle varlığını sürdürüyor.
Son üç yılda uygulanan program, kemer sıkma politikalarının faturasını neredeyse tamamen emeğiyle geçinenlere kesti. Geçtiğimiz yıl ilk defa, asgari ücret başta olmak üzere, tüm ücret artışlarında geçmişte gerçekleşen enflasyon ve hayat pahalılığı yerine iktidarın tutmayan “hedeflenen enflasyon” oranları referans alınmaya başlandı. Asgari ücrete yüzde 27 artış yapıldı, enflasyonun yıl sonunda yüzde 30’un altına inmesi mümkün görünmüyor. Asgari ücretliler, bırakın sadece ilk sekiz ayda 6 bin 196 TL’ye ulaşan alım gücü kaybını, nominal olarak dahi eksideler.
Yıllardır sermaye teşvikler ve vergi aflarıyla desteklenirken; emekçilerin ücret artışları enflasyonun tek sorumlusuymuş gibi gösteriliyor ve doğrudan baskılanıyor. Bu durum, reel ücretlerin sistemli biçimde gerilemesine ve milli gelirden emeğin aldığı payın düzenli olarak azalmasına neden oluyor.
OVP’de emekçiler adına süslü kavramlarla sunulan “yeni nesil esnek çalışma”, “kısmi süreli çalışma” ve platform çalışanlarına yönelik düzenlemeler, gerçekte sermayenin uzun süredir talep ettiği iş gücü esnekliğinin önemsendiğini gösteriyor. Geçtiğimiz üç yılda adım adım altyapısı hazırlanan bu modeller; kıdem tazminatı hakkını sınırlandırmayı, sendikalaşmayı fiilen engellemeyi ve kuralsız/güvencesiz bir çalışma rejimini kalıcı kılmayı amaçlıyor.
Programda yer alan Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) ve sosyal güvenlik sistemindeki “parametrik düzenlemeler”, hükümetin emeklilik yaşı ve prim gün sayısı ile ilgili bir planı olduğunu akla getiriyor. Hükümet bu tür değişiklikler ile çalışanların daha uzun süre, daha düşük emekli aylığı beklentisiyle sistemde tutulmak istendiğini gösteriyor. Bireysel emeklilikte getirilen Otomatik Katılım Sistemi (OKS) ve TES zorunluluğu ile emekçilerin daha rahat bir emeklilik yaşaması değil, kişisel birikimlerinin sermaye ve finans piyasalarına kaynak olarak sunulması hedefleniyor. Bu durumu kıdem tazminatı fonu tartışmalarının önemli bir boyutu olarak değerlendirmek mümkün.
Son üç yıllık uygulama dönemi, doğrudan ve dolaylı vergilerin ağırlığının çalışanların omuzuna yıkıldığı, sermaye kesimine ise vergi muafiyetleri, istisnalar ve düşük maliyetli kredi imkânlarının sağlandığı bir tablo yarattı. Yeni OVP, tıpkı öncekiler gibi, kamu yatırımlarını sınırlandırıp sosyal harcamaları azaltırken, sermaye transferlerini ve teşvik mekanizmalarını sürdürmeyi vaat ediyor. Kreş ve ebeveyn izni gibi sosyal politika başlıkları bile kamu hizmeti olarak sunulmak yerine, iş gücünün piyasaya daha ucuz ve kesintisiz katılımını sağlama mantığıyla ele alınmış.
Özetle ifade etmek gerekirse yeni OVP’de yeni olan pek bir şey yok. Öyle görünüyor ki yeni OVP, emekçiler açısından bir iyileşmeden çok, faturası yine geniş halk kesimlerine kesilen, sermayeyi ihya etmeyi esas alan yeni bir üç yıllık kemer sıkma programı. Enflasyonun ve krizin tüm yükünü işçi ve emekçilerin omuzlarına yıkan ve sık sık teknik terimlerle ambalajlanan bu program, seçim sürecinde uygulanabilirse eğer, emekçiler için daha fazla yoksullaşma, daha derin bir güvencesizlik ve daha da tırpanlanan haklardan başka bir şey getirmeyecek.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et