Görünmeyen yoksulluk
Türkiye’de yoksulluk uzun süredir toplumun büyük çoğunluğunun gündelik gerçeği haline geldi. Ancak asıl çarpıcı olan, yoksulluğun görünmez karakteri. Açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren milyonların yanı sıra, dışarıdan bakıldığında “geçinebiliyor” görünenler bile her ay biraz daha geriye gidiyor.
Son yıllarda daha da belirginleşen ve etkisini artıran kitlesel yoksullaşma dalgası iktidarın bilinçli ekonomik tercihleri ve önceliklerinin kaçınılmaz bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Ekonominin dümenini halkın en temel yaşamsal ihtiyaçlarından çok, sermayenin ve patronların istek ve beklentilerine kıran siyasi iktidar, başta ücretli emekçiler ve emekliler olmak üzere, toplumu derin bir sefalete mahkum ediyor.
Her ay açıklanan resmi enflasyon rakamları ile çarşı-pazardaki gerçek fiyatlar birbirini hiçbir zaman tutmuyor ve aradaki makas giderek açılıyor. İşçilere, kamu emekçilerine ve emeklilere kağıt üzerinde artış yapılıyor ama bu zam mutfaktaki yangını söndürmüyor. İnsanlar, ceplerindeki aynı parayla her ay daha az gıda ve temel ihtiyaç malzemesi alabiliyorlar. Bu durum, herkesin gözü önünde giderek büyüyen ama adı bir türlü konulmayan “görünmeyen yoksulluk” kavramını gündeme getiriyor.
Yoksulluğu sadece karın doyurma veya başını sokacak bir ev bulma mücadelesine indirgeyen geleneksel tanımlar, bugün milyonlarca insanı etkileyen yakıcı gerçekleri açıklamakta yetersiz kalıyorlar. Çünkü karşımızda profesyonel yalanlar çarpıtmalarla süslenmiş, çok daha sinsi işleyen bir çöküş süreci var.
Türkiye’de ücretli çalışanların ezici çoğunluğu, yoksulluk sınırına ulaşmayı bir kenara bırakalım, her ay açıklanan resmi verilerin ardından açlık sınırının bile altında hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yaşanan bu gerilemenin temel nedeni ise alım gücünün istikrarlı şekilde gerilemeye devam etmesi. Maaşlar daha cebe girmeden değerini yitiriyor ve enflasyon karşısında adeta güneşte kalan kar gibi hızla eriyip gidiyor.
Yüksek kiralar, fırlayan gıda fiyatları ve ardı arkası kesilmeyen faturalar artık hayatın “olağan akışı” gibi kabul ediliyor. Her ay borçla kapatılan kredi kartları ve ertelenen hayaller birer istisna olmaktan çıkıp halkın yeni yaşam standardı haline geldi.
İşin en acı tarafı ise bireylerin bütün bu yaşananları kendi kişisel başarısızlıkları olarak görmeleri. Sisteme tepki göstermek yerine kendilerini suçlamaları ve yaşadıklarının arkasındaki devasa sistemin işleyiş mantığını gözden kaçırmaları.
İktidarın yıllardır tüm eleştirilere rağmen sürdürdüğü düşük ücret politikası, sadece tek tek bireyleri değil, toplumun tamamının geleceğini ipotek altına alan bir durum. Enflasyon karşısında eriyen maaşlar, çalışanları daha temel, daha vasıfsız işlere yönelmeye itiyor. Uzmanlık, emek ve yetenek giderek daha az karşılık bulmaya başladı. Bu durum, bireyin kendine ve topluma olan güvenini sarsan “emeğin değersizleşmesi” sürecinin günümüzde çok daha yıkıcı sonuçlar ortaya çıkardığını gösteriyor.
Bugün emeğin değersizleşmesi, ülkede bin bir zorlukla yaşayan milyonların umudunu ve geleceğe dair beklentilerini de olumsuz etkilemeye başladı. Eskiden çocuklarına “Oku, meslek sahibi ol” diyen aileler, bu ifadenin günümüz koşullarında ne kadar anlamsızlaştığını acı tecrübelerle öğreniyorlar.
“Görünmeyen yoksulluk, bireysel çabalarla aşılamayacak kadar derin, yapısal bir sorun. Ücretli emekçilerin alım gücünün artırılması, sadece maaş zammı meselesi değil; insanca yaşayacak ücret ve güvenceli çalışma, adil gelir dağılımı ve emeğin hak ettiği değeri görmesi için topyekûn bir mücadeleyi gerektiriyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et