Enflasyon düşer mi?
Hükümetin “enflasyonla mücadele” masalları ve zaman zaman fiyat etiketlerine yönelik göstermelik müdahaleleri tam anlamıyla bir şehir efsanesine dönüşmüş durumda. Herkes bu mücadeleden bahsedildiğini duyuyor, haberlerde dinliyor ama pazarda veya market rafında buna gözüyle rastlayan tek bir kişi bulamıyorsunuz.
Her ay düzenli olarak tartıya çıkıp kilo almaya devam eden ama ısrarla diyet yaptığını iddia eden birini düşünün; aynanın karşısına geçip gururla, “Geçen ay 10 kilo almıştım, bu ay sadece 8 kilo aldım, demek zayıflıyorum!” der. İşte Türkiye’de enflasyonun “düşme” hikayesi tam olarak bu örnekteki gibi. Bünye kilo almaya, yani her şeyin fiyatı artmaya devam ediyor.
TÜİK, her ay başında enflasyon verilerini açıklarken bu ayki zam oranı geçen yılın aynı ayına kıyasla “bir tık” daha az gerçekleştiğinde kağıt üzerinde enflasyon gerilemiş sayılıyor. TÜİK verilerine itimat eden ekonomi yönetimi ise vatandaşa bu ay “Daha az kilo aldığımız” için sevinmemiz gerektiğini söylüyor.
Yaklaşık üç yıldır uygulanan Erdoğan-Şimşek programı ile enflasyonu dize getirmek hedeflense de üç koca yılın sonunda görünen o ki bu programın asıl derdi fiyatları düşürmek değil, vatandaşın kemerinde sıkılacak yeni delik açmak. Enflasyon dağ gibi yerinde dururken ya da ufak adımlarla yoluna devam ederken, Erdoğan-Şimşek programının kusursuz bir başarıyla uygulandığı tek yerin vatandaşın cüzdanı olduğu anlaşılıyor.
Geçtiğimiz yıllar içinde “fiyat istikrarı” bahanesiyle ücret ve maaşlar enflasyonun gerisinde bırakıldı. Aynı dönemde özellikle dolaylı vergiler artırılırken, geçinmek için kredi kartına yüklenen, tüketici kredisi çeken milyonlarca insan yüksek faiz ödemek zorunda kaldı. Program fiyat etiketlerini bırakalım aşağı çekmeyi, durdurmakta bile sınıfta kalırken; faturayı emekçilere, halka kesmekte bir sakınca görmedi.
Türkiye’de enflasyonun direncini kıramamanın en temel nedeni, yangına bir yandan su sıkarken diğer yandan kamusal zamlarla benzin dökülmesi. Vatandaşa tüketimi kısması ve kemer sıkması tavsiye edilirken, akaryakıta, otoyol ve köprü geçişlerine, vergilere, harçlara ve kamunun yönettiği her kaleme düzenli zam yapılıyor. Böylece sistem, kendi yarattığı maliyet enflasyonuyla mücadele edemez hale geliyor.
Tam da bu yüzden, yıllardır herkesin dilindeki o meşhur soru hâlâ yanıt bekliyor: “Enflasyon düşer mi?” Aslında bu soruyu sormak Türkiye koşullarında enflasyonun gerçekten düşeceğini düşünmekten çok, halkın hayat pahalılığıyla yaşamaya çoktan boyun eğmiş olmasının ifadesi.
Türkiye’de enflasyon geçici bir ekonomik veri olmaktan çıkalı çok oldu. O artık birlikte yaşamak zorunda olduğumuz bir musibet, adeta bir yaşam tarzı haline geldi. Milyonların zihnine yerleşmiş olan “Bugün almazsam yarın daha pahalı olur” düşüncesi ise günlük yaşamın en temel kuralına dönüştü.
Türkiye’de enflasyonun düşmek için değil, halkın alım gücünü düşürmek için var olan bir mekanizmaya dönüştüğü anlaşılıyor. Hükümet harcamalarından gram tasarruf edilmezken, sadece halkın kemerini (hatta boğazını) sıkarak fiyatların gerilemesini beklemek tam anlamıyla bir hayaldir. O yüzden “Enflasyon düşer mi?” diye boşuna sormamak lazım. Düşse bile o düşüşün halkın cebine yansıması imkansız görünüyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et