4 Eylül 2026 11:25

Geçtiğimiz ay Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelere ilişkin iki tutanak yayımlandı. Bunlardan biri İmralı’da Kandil heyetiyle yapılan görüşmeydi ki; bu görüşmeye ilişkin Rasti TV’den sızan tutanaklar DEM Parti yetkilileri ve Öcalan tarafından reddedildi. Kandil görüşme ekibinde bulunduğu iddia edilen Duran Kalkan’a ve hareketin diğer liderlerine yönelik suçlayıcı sözleri başta olmak üzere Öcalan’ın hareketin tarihini, güncel gelişmeleri değerlendirirken ki ben merkezci üslubu, daldan dala atlayışı dikkat çekiciydi. Öcalan bu tutanakları süreci akamete uğratmaya çalışan bazı çevrelerin girişimi, kendisine karşı yapılan bir komplo olarak nitelendirdi ve belge, tutanaklar ve atıfların gerçek dışı olduğunu ilan etti. Bu belgeler sahteyse Öcalan’ın eserlerini ve güncel gelişmeler hakkındaki değerlendirmelerinin, onun açıklamalarını takip edenlerin hissedeceği gibi, tanıdık üslubuna yerleştirilmiş başarılı bir kolaj olduğu söylenebilir. 

Mustafa Karasu önceki gün Yeni Yaşam sitesine yaptığı açıklamalarda İmralı Kandil arasında haberleşme kanallarının olduğunu ve bunun çok doğal olduğunu söylüyordu, yoksa nasıl olacaktı ki? Örgütün bütünü içindeki farklı tarafların Öcalan ile irtibat kurmasından doğal bir şey yoktu.  
Ardından çerçeve yasa gündemdeyken DEM heyetinin Öcalan ile yaptığı iki görüşmenin tutanakları yayımlandı. Bu tutanaklarda yer alan bazı ifadeler başta Aleviler olmak üzere toplumun bir kesiminin tepkisini çekti. Alevi ileri gelenleri, aydınları Öcalan’ın İdrisi Bitlisi hakkında söylediği sözlere tepki göstererek bir bildiri yayımladı. DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, yıllarca milliyet, mezhep, kültürel kimlik gruplarını çeperinde toplamaya çalışan partisinin önüne çıkan bu kriz karşısında, sonradan toparlamaya çalışsa da söylediği sözlerle aslında krizi derinleştirdi. Bildiriyi imzalayanlar arasında partinin milletvekilliğini yapmış insanlara istinaden ‘Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız insanlar’ diyen Bakırhan “Bir partiye yamanacak, gidip oradan milletvekili olacak diye cımbızladığı iki tane kelime üzerinden sözde eleştiri yapıyor. Neresi aydın, hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum. Kürt hareketini ve Sayın Öcalan’ı eleştirmek ‘aydın’ olmaksa valla kusura bakma o dündü. Bugün artık onun alıcısı yok. Milletvekili olmak için o kapıda bir hafta beklediğin kapıyı tanıyorsun… Ayıp değil mi ya?”

Öcalan’ın Alevi kesimini rahatsız eden ifadelerinde adı geçen İdrisi Bitlisi Yavuz Sultan Selim döneminde Sünni Kürt beyliklerini birleştirerek Osmanlılar ile Şii Safevi devleti arasında savaşçı bir tampon bölge oluşturan bir saray görevlisiydi. Safevi devleti ile gerilim ve savaş durumunun iç cephesi Osmanlı topraklarında yaşayan Alevilerin katliamıyla kurulmuştu. Bitlisi’ye bu tarihsel atıf Alevilerin tarihsel travmasını haliyle tetiklemiş oluyordu. 

Öcalan, İdrisi Bitlisi’nin adının geçtiği yerde Kürtler ile Osmanlı devleti arasında kurulan ittifak sayesinde ‘Yavuz, İdris-i Bitlisi’ye beyaz bir kağıt verir, ne istersen yaz der. Sonuç Ortadoğu kapısını aralar… Kürt-Türk demokratik ittifakı olacak. Demokratik entegrasyon dediğimiz şey. O oluştuğunda, Yavuz Kürt birlikleriyle nasıl Ortadoğu’yu kazandıysa öyle kazanıyoruz. Bahçeli bunu anladıysa diğerleri niye anlamayacak’ diyor ve ‘Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız. 3 ay tartışalım, göreceksin devlet kapısı ardına kadar açılacak’ diye devam ediyordu.

Kürt hareketinin bütünü Öcalan’a yönelik eleştirilerden öteden beri rahatsız olur. Hareketin geçtiği sayısız kritik dönemde ulusların kendi kaderini tayin hakkı sorumluluğu içindeki sosyalist kesim de eleştiriyi zamansız, sonraya bırakılması gereken bir mevzu olarak ele aldı. Kürt hareketinin çeşitli kanatlarından gelen eleştiri ve suçlamalar görmezden gelindi. Bakırhan’ın dediği gibi ‘O dündü. Bugün artık onun alıcısı yok!’ Ama dönem o dönem değil! Muhalif çevreleri milletvekilliği peşinde koşmakla suçlarken devlete, birlikte-Ortadoğu’ya kartı sunmanın yenilir yutulur bir hali yok çünkü. 

İdrisi Bitlisi sadece Alevileri ilgilendiren bir konu değil. Her türlü devlete karşı olma iddiasıyla, geçmiş sosyalist pratikleri eleştiren ama mevcut devletin bir parçası olmakta bir sakınca görmeyen ‘paradigma’nın tarihsel referansını İdrisi Bitlisi’den alması ve bu örnek üzerinden Türk-Kürt İttifakı sayesinde Ortadoğu kapılarının teklif edilmesi bir sorundur. Zaten Türk kapitalizminin iştahını kabartan da bu değil midir? Merak edilmesin ki kimse Kürt hareketinin kurtulmak istediği ‘reel sosyalizm’ etiketini harekete yapıştırmak istemez. 

Bu süreç toplumun bütününün ilgilendiriyorsa mesajlara dikkat etmek de gerekir. 

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et