7 Ağustos 2026 00:07

Alfabenin neredeyse bütün harfleri kullanılarak inşa edilen cezaevlerinin içinde resmi adı Y ve S tipi olarak geçen tecrit binaları tutukluların taktığı adla ‘kuyu tipi’ cezaevi, buraya en son Deniz Göktaş ve Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın gönderilmesiyle yeniden gündeme geldi. Henüz haklarında iddianamenin bile hazırlanmadığı, atfedilen suçun ne olduğunun belli olmadığı bu iki isim, ağır izolasyon koşullarındaki hücrelere kapatıldılar.

Kuyu tipi cezaevi ışık görmeyen, içinde hareket etmenin zor, günün 23 saatinin tek başına geçirildiği hücre anlamına geliyor. 1 saatlik havalandırma sırasında güneş ışınlarının ancak yüksek duvarları yalayabildiği, yağmur ve soğuk için hiçbir korunak donanımının olmadığı, kendisini bir kuyunun dibinde gibi hisseden kişinin beden ve ruh sağlığını tehdit eden bir sosyal izolasyon ortamı. Bu izolasyon ortamı, cezaevi görevlilerinin arama tarama yapmak için yaptığı gece yarısı baskınları, kısıtlı su tedariki, aynı mekanda tuvalet kullanımı, diğer hücrelerde kalanlarla görüşmenin mümkün olmaması gibi bir dizi işgüzarlık ve kısıtlama eklenince, yaşamın ne zaman sona ereceği belli olmayan sürekli işkence ile geçtiğini tahmin etmek zor değil.

Tutuklular ve yakınları kuyu tipi cezaevlerinin kapatılması için uzun zamandır mücadele ediyorlar. Sesleri çok az duyuluyor.

Bizim ülkemizde cezaevleri kanunla belirlenen suç kapsamında kişinin ceza süresi boyunca sadece önceki sosyal ilişkilerinden uzaklaştırıldığı bir mekan olmadı hiç. ‘Topluma yeniden kazandırılmak için’ kişinin ceza süresini ruh ve beden sağlığını koruyarak tamamladığı bir yerden çok, her bakımdan sağlıksız ve kin biriktirerek çıktığı mekanlar oldu. Kuyu tipi ise, cezaevi içinde yeni ceza tekniklerinin uygulandığı, kişiyi benliğinden uzaklaştıran, ruh sağlığını tehdit eden bir kapatılma tarzı.

1940’lı yıllarda Sabahattin Ali ve arkadaşlarının yüksek güvenlikli Sinop Cezaevine kapatıldığı; 1951 komünist tevkifatında tutuklananların Sansaryan Han’ındaki tabutluklara yerleştirildiği; 12 Eylül döneminde gözaltına alınanların 1. şubelerde bir kişinin sığamadığı hücrelere birkaç kişinin birden tıkıldığı ve bazen aylar süren gözaltı boyunca sürekli işkenceye maruz kaldığı, gönderildikleri cezaevlerinde hücre cezalarıyla tanıştırıldığı bir tarihin sonunda icat edilen kuyu tipi, tecrit tekniğinin en ağırlarından biri.

12 Eylül döneminde cezaevleri sayısız direnişlere sahne olmuştu. F tipi cezaevlerine, tek tip giysi uygulamasına, tutukluların temel ihtiyaçlarının karşılanmamasına, yoklama sırasında yapılan işkenceye, hücre cezalarına, arama bahanesiyle koğuşların altüst edilmesine tepki olarak yapılan açlık grevleri ya da fiziksel direnişler sırasında hayatını kaybedenler de oldu. Cunta yönetimi yakaladıklarını kapatmakla kalmıyor aynı zamanda cezaevi yetkililerine tanınan sınırsız yetkiler sayesinde tutuklular için günlük yaşam bir işkenceye dönüşüyordu. Esat Oktay Yıldıran zamanında Diyarbakır cezaevinde kalanlar bu bakımdan en ağır koşullardan geçtiler. 19 Aralık 2000’de yapılan ve iktidarın ‘Hayata Dönüş’ gibi şatafatlı bir isim taktığı operasyon ise cezaevi tarihinin en acımasız müdahalelerinden biri olarak hâlâ hafızadadır.

Yakın zamanlarda Şakran ve Kandıra cezaevlerinde ses yalıtımlı ‘süngerli oda’larda kadın ve çocuklara yönelik istismar ve işkence vakaları gündeme geldi. Kandıra’da süngerli oda işkencesi gören Garibe Gezer’in ölümü cezaevi realitesinin beklenmedik bir görüntüsü değildir. Düzenli ve sistematik işkencenin doğal sonucudur.

Çeşitli ‘tip’lerde kurulan ve her tipi bir öncekine göre daha da ağırlaştırılmış izolasyon koşullarının oluşturulduğu cezaevleri muhalif kişiliklerin ezilmesi için akla hayale gelmeyecek yöntemlerin icat edildiği yerler haline geldi. İsimleriyle değil numarayla çağırılan insanların kimliksizleştirilmesi, kişisel özelliklerinin baskılanması, kesintisiz mahrumiyet ve düşüncelerinden vazgeçmeleri için günlük aşağılama dozunun sadece bir ölçeği.

Sinem Dedetaş’ın ‘Bana yapılan teklifleri kabul etseydim burada olmazdım’ mealindeki sözleri ana muhalefet partisinin belediyelerinin boşaltılmasında kullanılan yöntemi açıkça gösteriyor zaten. Deniz Göktaş da yaptığı şakaların bedelini ödeyeceğini biliyordu, hazırlıklıydı.

Kuyu tipi cezaevleri sadece insanlık onurunu ayaklar altına alan bir cezalandırma sistemi değil. Şu veya bu şekilde zaten cezalandırılma tehdidi altında bulunan dışarıdakilerin henüz tecride alınmadığı için şükrettiği, hareket alanının sınırını ve söz söyleme özgürlüğünün ölçüsünü başta kuyu tipi olmak üzere cezaevlerinden sızan bilgilere göre ayarladığı toplu hizaya getirmenin araçlarından biri. Sosyal medyada ‘Silivri soğuktur şimdi’ diyerek yutkunanlar giderek ağırlaşan cezalandırma tekniklerinin Demokles Kılıcı’nı başlarının üstünde taşıyorlar. Tecrit içeriden dışarıya, dışarıdan içeriye doğru uzanıyor.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Nuray Sancar

Kuyu Tipi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et