24 Temmuz 2026 00:09

Özal’ın dört eğilimi değil, birleşik halkın inisiyatifi

Özgür Özel son grup toplantısında ‘yeni parti’nin kurulacağını ilan ettiğinde, yüz yıldan fazla bir süredir siyasi hayatın dikenli yollarından, kritik dönemeçlerinden kurucu parti olmanın yükü ve gururuyla geçen ama büyük oranda muhalefette kalarak yürüyen CHP’nin ana gövdesi üyelerinin gözyaşları içinde partiden koptu. Şimdi yeni bir mani çıkarılmazsa yeni bir parti kurulacak.

Ana muhalefet partisinin başına butlan atayan, belediyelerinin teker teker içini boşaltan, milletvekilleri için hazırlanan fezlekelerle yıldırmaya çalışan, bağlı hukuk kurumlarının çalışma hızını bile belirleyerek CHP’nin yargı barikatlarını aşmasını engelleyen iktidar düzeneğinde; yoksulluktan ve baskıdan bıkmış nüfusun her gün daha da kalabalıklaşan tepkisini arkasına takan Özel’in direnci muhtemelen yeni planlar yapılarak izleniyor.

Yeni partinin anketlere yansıyan oy oranı; Trump’ın meşruiyet vaadinin, NATO zirvesinde ve diplomatik görüşmelerde üstünden tekrar geçilerek Türkiye’ye biçilen rolün, uluslararası tekellere verilen, iktidarın ömür süresini bile aşarak sonraki kuşakları bile borçlandıran taahhütlerin sonuçlarıyla çarpışarak büyüyor. Büyük resmi göremeseler de kendi sofralarından eksilenlerle, maruz kaldıkları şiddetle ölçtükleri kötü gidişata karşı kalabalık kitleler köklü bir değişim istiyor.

Bu değişim isteği önemlidir ama yönü daha önemlidir. Özgür Özel’in milliyetçi, dindar, solcu, sosyalist, muhafazakar, Kürt demokratlara kadar geniş bir kesimle birlikte yürüme çağrısının yeni partinin listelerinin nasıl düzenleneceğiyle sınırlı tartışmaya dönüşmesi her şeyi elinden alınmış genel başkana konuşması için bank, sandalye, masa taşıyarak mitinge katılan milyonların ne istediğini hesaba katmıyor. Siyasal kimliklere yapılan referans kitlelerin politik rolünü azımsayan, onların hareketini liderin kaldıracına indirgeyen genelleşmiş algı kapsamında ya ödünç bir oy talebidir ya da koltuk dağılımına ilişkin işlevsiz bir ‘çokluk’ vaadi. Ki böyle de anlaşıldı.

Şimdiden yeni partiye Özal’ın yaptığı gibi dört eğilimi birleştirme çağrısı yapan ekran bilirkişileri 12 Eylül darbesinin ekonomi politikasını hazırlayan ve yöneten Özal’ın 1980’lerde ülkeye açtığı uğursuz yolu hiç tartışmıyorlar. O zaman girilen yolun en acıtıcı sonuçları Erdoğan döneminde yaşandı.

Siyasetin partiye dahil edilecek kurmay kadroların, iktidara gelme durumunda kurulacak bakanlıkların siyasi eğilimlere göre belirlenmesinden ibaret olduğunu zanneden bürokratik kafa yapısı, kar-yağmur-ayaz-sıcak demeden miting alanlarını dolduran milyonları yeniden figüran konumuna yerleştiriyor. Çünkü bu kafa yapısı müstakbel bir iktidar değişiminde memleket arazilerinin yerli yabancı sermaye ortaklıklarına satılmasına, rantiyelerin ayrıcalıklarına, her türlü imtiyaz ve vergi kolaylığı sağlanan işletmeciliğe, kalkınma stratejisinin NATO direktiflerine uygun olarak silahlanmayla çizilmesine, uluslararası ilişkilerin ilhak ve istismara endekslenmesine herhangi bir yanıt üretmiyor.

Dört eğilimi birleştirdiği ile övülen Özal, neoliberal kapitalizmin Türkiye’deki hamisiydi ve mevcut iktidar eğilimleri denklemden çıkarıp bu hamiliği el yükselterek devraldı.

Mevcut iktidardan boşalan yerleri doldurmaya aday irili ufaklı partiler ki çoğu aynı sürecin laciverdidir, Özel’in demokratlar ‘çokluk’u içinde yerleşecekleri köşeyi henüz belirlememişler olsalar da Özal ile Özel arasında bir süreklilik kurmaya çalışan ekran bilirkişileri onlar adına Türkiye siyasetine yol haritası çizmek için söz tüketiyorlar.

Yeni partinin daha baştan, altı okun bazıları çoktan kırılmış ve eskimiş geçmişine sahip çıkması, kuruluş günlerinden güç almaya çalışması anlaşılır bir şey olsa da bu uzun tarihin bugünkü şedit ortama zemin hazırlayan kurucu kodlarını hiç eleştirmeden ‘devlet particiliği’ yapmanın eninde sonunda tekrarlayacağı şey yeterince ürkütücü değil midir? Zayıf sermaye güçlerini palazlandıran 1930’ların devletçiliğiyle varını yoğunu tekellerin kârını artırmaya, halkı bastırmaya harcayan günümüz devletçiliğinin halka verdiği zarar gerçekte birbirinden farklı değildir.

O zaman biraz da bunları konuşmak gerekir. CHP’nin sadece dış müdahalelerle değil iç örgütlenişi ve yönelimleri nedeniyle de butlan atanmasına cevaz veren, kitlelerden ve üyelerinden kopuk düzeneği yeni partide pratik bir öz eleştiri konusu olacak mıdır? İktidar, iktidar diye slogan atan insanlara verilen yanıt koltukların siyasi kimliklere göre nasıl dağıtılacağı hesabını yapmaktan mı ibaret olacaktır?

Şu anda kitlelerin refahının nasıl sağlanacağından, el konulan ortak değer ve varlıkların geri alınması ve gasbedilen sosyal politikaların iadesi ve geliştirilmesinden kimse söz etmiyor. Daha önemlisi miting meydanlarındaki halkın siyasete, denetime ve talep takibine aktif ve örgütlü dahlinin kapılarının nasıl açılacağı ya da açılıp açılmayacağı bir tartışma konusu değil. Oysa meydanlardaki varlıklarıyla kalabalıklar sandık siyasetinin sınırlarını aştılar ve son derece meşru bir zeminde siyasetin aktif öznesi olmak için saf tuttular.

Bu tablo karşısında Özal’dan dört eğilim miti çıkarıp yeni bir partiye kolon yapmak kitlelere ‘Böylesin sen böyle kal’ demekten başka bir anlama gelmiyor. Halk değişimi sadece siyasal partiler düzeni için değil kendisi için istiyor.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Nuray Sancar

Özal’ın dört eğilimi değil, birleşik halkın inisiyatifi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et