NATO ve emekçiler
7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi için bütçeden 6 milyar lirayı aşan bir kaynağın ayrılmış olması, iktidarın önceliklerini bir kez gösterdi. Hükümet, tercihini halkın, emekçilerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için değil, NATO gibi emperyalist bir ittifakın organizasyonundan yana kullanarak safını bir kez daha belli etti.
Asgari ücretlilerin ara zam, kamu emekçilerinin ek zam taleplerini yok sayan; günlerdir taban maaş hakkı için eylem yapan ve polis şiddetine maruz kalan özel okul öğretmenlerinin taleplerini geri çevirenler, emekçiden esirgediği 6 milyar TL’yi 7-8 Temmuz’daki iki günlük tek bir zirve hazırlığı için harcamayı tercih ediyor.
Zirvenin sadece ön hazırlığına gömülen 6 milyar TL, peşinden gelecek milyarlarca dolarlık silahlanma dayatmalarının küçük bir fragmanı aslında. Eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe ve ücretlere gelince “bütçe disiplini” bahanesine sığınan siyasi iktidarın, mevzu NATO olduğunda sergilediği bu sınırsız bonkörlük, kuşkusuz tamamen ideolojik ve sınıfsal bir tercihin yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
Yılın ilk altı ayında satın alım gücü ciddi anlamda azalan milyonlarca işçi ve emekçi, TÜİK’in kimsenin inanmadığı enflasyon verileri karşısında eriyen ücret ve maaşları için “ara zam” ve “ek zam” talebiyle sesini yükseltiyor. İnsanca yaşayacak bir ücret mücadelesi veren emekçilerin karşısına her zaman “bütçe yok” ezberi ve “tasarruf” söylemiyle çıkanlar, NATO zirvesi için 6 milyar lirayı bir çırpıda gözden çıkarabiliyorlar. Tek başına bu durum bile, hükümetin iki yüzlü tutumunu ve bütçedeki siyasal önceliklerinin işçiden ve emekçiden yana olmadığını net bir şekilde gösteriyor.
Yıllardır gasp edilen hakları için meydanları dolduran, asgari ücret sınırına ve güvencesiz sözleşmelere mahkûm edilen özel okul öğretmenleri, taban maaş düzenlemesi talebiyle patronların kurduğu sömürü düzenine karşı direniyorlar. Sadece iki günlük bir zirve için 6 milyar TL harcanabilen bir ülkede, sermaye sınıfı arkasına aldığı siyasi destekle öğretmenlerin en temel hakkı olan taban maaş hakkını gasp etme cüretini kendinde bulabiliyor. Üstelik en temel hakları için direnen özel okul öğretmenleri hemen her gün ağır şiddete uğrayarak gözaltına alınıyorlar.
NATO zirvesi hazırlıkları için sokağa atılan 6 milyar TL ile taban maaş isteyen öğretmenlerin, ek zam talep eden kamu emekçilerinin ve ara zam bekleyen asgari ücretlilerin mücadelesi birbirinden bağımsız değil. Aksine bu durum; sermayenin küresel savaş aygıtını finanse edenler ile memlekette emeği ucuzlatarak geçim krizini derinleştirenlerin aynı odaklar olduğunu gösteriyor.
Hükümet, dışarıda NATO gibi emperyalist paktların kuyruğuna takılıp içeride milliyetçi hamasetle sınıf bilincini bölmeye çalışırken, bütçe kaynaklarını da bu doğrultuda çarçur ediyor. Emekçilerin, bu kadar açık bir siyasal tercihe karşı kendi öz talepleri etrafında ortak taleplerle birleşmek ve birlikte mücadele yürütmek dışında bir seçeneği yok.
Silaha, savaşa, zirvelere ve sermayeye ayrılan her kuruşun işçinin, emekçinin sofrasından çalınan ekmek olduğu gerçeğiyle yüzleşmeden, gerçek bir hak mücadelesi yürütülemez. Barış mücadelesi ile ekmek mücadelesi, emperyalizme karşı duruş ile sendikal hak arayışı etrafında örülecek birleşik bir barikat, mevcut sömürü çarkını kıracak tek kuvvettir.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et