Yüksek gerilim, alçak numaralar
Eti Gümüş ve Doruk Madencilik işçilerinin Ankara'daki direnişi yasaklamalar, gözaltılar eşliğinde sürerken Osmaniye’de dört kişi yüksek gerilim hattına tırmandı. Kendileri de bu yüksek gerilim hatlarında çalışan işçiler maaşlarını alamayınca çareyi bu kez seslerini duyurmak için oraya tırmanmakta bulmuşlardı. İsimlerini bilmiyoruz, belli ki başka kentlerden çalışmaya gelmişler, ödeyemedikleri için birlikte kaldıkları otelden de kovulmuşlar. Otel deyince yıldızlar değil, onlar gibi yoksulların tıkış tıkış uyuduğu kiralık odalar gözümüzde canlamalı. Trafonun tepesinden yaptıkları kayıtta son 24 saattir bir şey yemediklerini söylüyorlar. Alamadıkları maaş sayısı bir. İşveren ve içindeki karşılıksız işveren sevgisini öldüremeyenler için, sadece bir aylık maaş yüzünden böyle yüzlerce metre yukarı tırmanmak, canını tehlikeye atmak akıl işi değil. Onların baktığı yerden yukarıdaki işçiler kuşlar kadar küçük görünüyor. Eksik tek bir maaşın çıplak anlamıyla açlık, en dolaysız haliyle canını gözden çıkarma anlamına gelmesi, hayatla ölüm arasındaki bu kırılgan denge, bu ivedilik ihtiyacı, asıl tartışılması gereken bu.
*
Sektöre özel yakınlık gerekmiyor, madenin kelime anlamını öğrenen biri orada çalışmanın neye benzeyeceğine dair fikir sahibidir. Maden işçiliği iş ve işçi güvenliğinin azami düzeyde önemli olduğu, fiziksel kalıcı hasarlar bırakabilen, psikolojik olarak yıpratıcı bir iş. E, bunu bilmeyen mi var diyebilirsiniz okurken. Tam da mesele bu. Çalışma koşullarını, ücretlerin yoksulluk sınırıyla ilişkisi konuşulmuyor, fazlasını talep etmek değil konu, sadece alacaklarını istiyorlar. Çalışmışlar, öyle ya da böyle, yeterli ya da yetersiz, yasalarla güvence altına alınmış bir akit neticesinde paylarına düşeni yapmışlar, hak kazanmışlar. Ve alamıyorlar. Vermiyorlar.
*
Son yıllarda haber olabilen irili ufaklı işçi eylemlerine bakınca sermaye açısından “vermemenin” münferit bir gaflet değil, sistematikleşmesi dilenen bir yönetim ve servet edinme yöntemi olduğu görülüyor. Maaş, tazminat, yemek ücreti her neyse, ödeme yükümlülüğünden cayıyor, geciktiriyor, oyalıyor. Bu, yaşadığımız enflasyon ve faiz cenneti zamanlarında doğrudan maddi bir karşılığa tekabül ediyor. Tek sebep bu olamaz, koca holdingler bir yandan böyle böyle büyümüştür, ama diğer yandan onları yıkacak miktardan söz etmiyoruz. Daha önemlisi yapabilmek galiba. Bunu yapabiliyorlar.
*
Aileleriyle birlikte direnişteki maden işçilerini temsil eden Bağımsız Maden-iş Sendikası, söz konusu iki şirketin parçası olduğu Yıldızlar SSS Holding'in tarihinde gezinmiş. Holding bünyesindeki işletmelerde ücret ve tazminat gasplarının uzun bir geçmişi var.
https://bagimsizmaden.org/2026/08/10/holding-soyuyor-bakan-kolluyor/
*
Bu cüretin farklı sektörlerde karşılığı var. Aynı günlerde İzmir Seferihisar’da faaliyet gösteren Dmn Yapı adlı şirket çalışanlarının sesi yükseldi. Kimi üç, kimi beş aydır maaşlarını alamayan işçilerin beyanlarında sık kullanılan bir motif öne çıkıyor: Çalışanlara ayda sadece 5-10 TL gibi bir para vermek. Böyle bir zamanda beş bin lirayla son nefesini teslim etmemesini sağlamak, çalışanda kalanı almaya dair umudu diri tutmak şeklinde bir strateji olmalı.
*
Hak gaspının doğurduğu şiddet konuşulmaya fırsat kalmasın diye hakkını arayanın her tür ayağa kalkışı kamu düzenini bozmak sayılır, şiddet olarak sunulur, suçla ilişkilendirilir, arkasında bit yeniği aranır. İşverenen neye güvendiği konuşulmasın diye, imadan ihbara uzanan bir yelpazede işçilerin neye güvendiği ön plana çıkarılır. Arkalarında kim vardır?
*
Bakanlık önündeki eylem sırasında kapının menteşesi kırılmış. İşçilere haklıyken haksız duruma düştükleri ima edilince Umut-Sen Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, gözaltında olmadığı bir an şunları demiş: “Madenci yaksın mı kendini burada? Madenci bir yeri kırmak isterse kırar, dökmek isterse döker, yıkmak isterse yıkar, delmek isterse deler. Doğanın ciğerini söken adam her şeyi yapar. Ama burada efendi gibi oturmuş yatıyor, baret vuruyor. Görüşelim diyor, görüşmek istiyoruz diyor. Ama kibirden ölüyorsunuz. Kibriniz dağları aşmış, okyanusları aşmış. Milletin durumunu görmüyorsunuz, milletin öfkesini görmüyorsunuz.”
*
Düzenin doğurduğu şiddet ve bu şiddete karşılık vermek konusunda bu zamanların ilginç hadiselerinden biri Luigi Mangione'nin ABD'de sağlık sigortası şirketlerinin en büyüğü UnitedHealthcare'in CEO’su Brian Thompson'ı 4 Aralık 2024'te öldürmesi. Davanın seyri geçen haftaki son duruşmada değişti, daha doğrusu netleşti, politik eksene oturdu. Çünkü Mangione,
sağlık sistemi dolayısıyla yaşadığı ağrılarla hayatının değişmesi nedeniyle, “binlerce insan gibi sistemin kendisini yüzüstü bıraktığına” inanarak ve yasadışı bir eylem olduğunun farkında olarak Thompson'ı öldürdüğünü kabul etti. ABD'deki sağlık sisteminin işleyişi ve Mangione'nin bir figür olarak temsil ettikleri iki yıl önce Bağlantılar'dan geçmişti: https://www.evrensel.net/yazi/96140/aziz-luigi-komunizm-alerjisi-asalaklar
Bugün hukuki savunması ve diğer ihtiyaçları için küresel çapta, anonim bir komite Mangione için çalışıyor. Konuyu magazinleştirmeye çalışan bir damar varsa da birçoklarının gözünde o kahraman. Aralık ayındaki karar duruşmasında verilecek ceza ve her şeye rağmen Mangione'nin temsil ettikleri bu nedenle katmerli şekilde sembolik.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et