13 Haziran 2026 00:10

Hoyratlık özgürlüğü, kabalığın hakimiyeti

2020'deki seçimlerin hileli olduğunu söylüyor. “Kanıtınız var mı?” diye soruyor kadın gazeteci. “Bir sürü kanıt var” diyor, “muazzam kanıt var, istemediğin kadar...” diyor soluksuz. Şimdi de Kaliforniya'da aynısının yaşandığını söylüyor. Tekrar soruyor gazeteci “Kanıtınız var mı?” İyice sinirleniyor, yüzünün turuncusu üç ton koyulaşıyor, “Bakmam yeter” diyor. Sonra duraksız onu desteklemeyen medya kuruluşlarını sıralıyor, o an konuştuğu kanalın bile farkında değil, “Hepiniz sahtekarsınız” diyor. Gazeteci araya girdikçe “Sen de sahtekarsın ya da aptalsın” diyor. Dışarıdan yağmur sesi geliyor, “Yağmurun altında seni dinledim bir saat” diye bağırıyor, sanırsınız açık havada sırılsıklam olmuş. Söyleşiyi tamamlamayacak, söylene söylene kalkıp gidecek. 

Kibirli, saygısız, kaba, manipülatif, cahil. ABD Başkanı Donald Trump, gerçek bir kişi olmasaydı da bu zamanları özetlemek için bir karikatür olarak yaratılabilirdi. Tersinden de bakmalı, onu da bu zamanlar doğurdu, büyüttü. Geçen hafta NBC News'tan Kristen Welker'ın programındaki bu gösteri, sadece tazeliğiyle anılmayı hak ediyor, yoksa Trump hep Trump.

*

Bu söyleşiyi izlememin ertesi günü Renata Salecl'in yeni çıkan kitabı “Kabalık Çağı”nı okuyorum. Slovenya doğumlu Salecl, felsefe ve sosyoloji eğitiminin ardından yan çalışmalarıyla hukuk, kriminoloji ve psikanalizi, çağa bakışına ekleyen bir fikir insanı.

“Kabalık” öncelikle nezaketi, görgüyü getiriyor akla, ki bunlar son derece yapay, sahtekar sınırlar içerebilir. Her eylemi ve insani duruşu iyilik ve kötülük eksenine sıkıştırarak tartışmanın sorunları kabalıktan konuşurken de işleyebilir. En azından faşizm, otoriteryanizm, siyasal ya da toplumsal baskılar, “kabalık”tan daha kapsayıcı ve derin tahlilleri hakkeder. Fakat kabalığı, yok saymanın, aşağılamanın, dışlamanın, öfkenin ve saldırganlık dürtülerinin, velhasıl ağırlıklı olarak neoliberal kapitalizmin dili olarak ele aldığınızda, bu filtre anlamlı hale geliyor.

Salecl, buralardan yaklaşarak kabalığı, başkalarına ne kadar alan tanıdığımızın, başkalarının varlığının bize hâlâ önemli gelip gelmediğinin işareti olarak ele almış. Hor görme, kayıtsızlık, küçümsemekten zevk alma olarak kabalığın karşısına, “başkalarının da tıpkı kendisi gibi kırılgan, yaralanabilir olduğunu anlayacak ruhsal duruma erişmeyi” koyuyor.

*

Bugün duygularını bir başkası için törpülemek, kendine hâkim olmak açıkça bir zayıflık olarak görünüyor; aptala yakın bir saflık hatta. Kibir, sabırsızlık ve ölçüsüz hırs, gururla taşınacak, başarıya ulaştıracak nişaneler. Saygısızlık, hoyratlık, suçluluk duymadan başkalarını incitmek, manipüle etmek teşvik ediliyor.

Sosyal medyanın görünmez kürsüsü herkese hayattaki halinden daha kötücül bir özgüven, sahte yıkıcılıkta bir öfke katıyor; bu mecrada kutuplaştırma, düşmanlaştırma ve aptallaştırma temel gaye. Siyasette ise sertlik, öfke ve hakaret iş bilmenin, iyi liderlik performansının işaretine dönmüş. İş yerlerinde acımasızlık ve kabalık doğal bir işveren temsiline dahil ediliyor, çalışanlar arasında da benzeri körükleniyor. En önemlisi bu hâkim şiddetin doğal olduğu dayatılıyor.

*

“Hakarete şaka, acımasızlığa sahicilik, saldırganlığa dürüstlük denir oldu” diye ifade ediyor Salecl, “öfke artık iletişimin önünde bir engel değil, itici güç haline geldi.” Düzenin dayattığı rekabet, başarı ve mükemmellik ideali nedeniyle insanların giderek narsistleşmelerinin yanına, narsist ve başarılı görünme baskısını da ekliyor. Bunlarla pekişen güç hiyerarşisi kadınlara, çocuklara, göçmenlere, engellilere, hayvanlara yönelik şiddeti normal ve gündelik kılıyor olmalı.

Salecl siyasete duyulan ilgisizliği, ülkede büyük hak ve hukuk ihlalleri yaşanırken kayıtsızlığın ağır basmasını, bu apati halini de “kabalık çağı”yla ilişkilendiriyor. Başkalarının hakları ihlal edilirken sessiz kalmanın konforu, aslında konunun kendisini de içerdiği hakikatine kör ediyor. Diğer yandan yalan ve yolsuzluk kesifleştiğinde, gidişatın değiştirilemez olduğu yargısı körükleniyor, varlığıyla bir şeye etki edemeyeceğini hissediyor insanlar.

*

Günlük hayat, iş yerleri, siyaset, dijital iletişim dışında tüm bunların kendimizle ilişkiyi de dönüştürdüğünü, bir anlamda kendimize karşı da kabalaştığımızı düşünüyor Salecl. Gerçeklikten uzak beklentiler, daimi yetersizlik kaygısı ve sürekli kendini eleştirmek bu mükemmellik talebinin nasıl içselleştirildiğinin işareti.

*

Trump'ın turuncu kulakları da çınlatılıyor kitapta. İkinci başkanlık döneminde hayasızca yaslandığı Amerika'yı tekrar muhteşem günlerine döndürme ideali, kendisinin mükemmelliği, rakiplerinin kabiliyetsizliği fikri üzerine kurulu. Hakareti hak olarak görüyor.

Tüm dünyada reality show'lara mutlaka eklenen, hiçbir şeyi beğenmeyen, yarışmacıya karşı kabalığı bir yöntem olarak seçmiş o jüri üyelerini düşünün. Emlak zengini Trump'ın “Çırak” adlı reality show'da neredeyse zevklenerek yarışmacılara “Kovuldun!” diye bağırdığı zamanlar bugünle ne kadar tutarlı.

*

“Ben bu adama nasıl inandım!” Türkiye siyasetinin nasıl işlediğini bilecek yaşta ve politikayla ilişkide bir kadın, gözleri neredeyse yaşararak Kemal Kılıçdaroğlu'na inandığı için kendisini suçluyordu. Yılların maddi birikimini bir sahtekara ya da gönlünü değmeyecek bir adama kaptırmış, yıkılmış gibiydi. Bahsedilen pişmanlığın örneklerini çok duysak da bu içten serzeniş ânı dokunaklı geldi bana.

Renata Salecl, kitapta Türkiye siyasetine, toplumuna doğrudan değinmese de buralardan verdiği örnekler var. Belki bilseydi, son dönemde siyasette nezaketin de bir manipülasyon malzemesi haline gelebildiğini eklemek isterdi. Öfkeyi ve kabalığı bir siyaset yöntemi olarak seçmiş bir figürün karşısında, demek yumuşak dil, kalender eda da kendini gizlemenin aracı olarak işleyebiliyor. Bu manzarada kabalıktan yorulmuş bir halkın açlığı da var, bahsettiğim kadınınki gibi tüm hatayı kendinde aramanın yıkıcı muhasebesi de. Hepsi bu zamanların kabalığına dahil.

Not: Renata Salecl'in “Kabalık Çağı”, Bülent Kale çevirisiyle Metis Yayınları'ndan.

Pınar Öğünç

Hoyratlık özgürlüğü, kabalığın hakimiyeti
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et