Hiper politika düzeni, neşe paravanları
Hünkarbeğendilerini, bilmem ne yöresi usulü dana kaburgalarını yiyip gittiler. Çoğunluk hemfikirdir, dünya liderlerine yanında mermisiyle birlikte silah hediye edilecek yüzyıl değil bu. Uluslararası siyaset açısından anlamı sorgulanabileceği gibi, böyle bir hediyeyi kabul etmek başlı başına bir güvenlik riski de olmalı.
Tayyip Erdoğan'ın ayrılırken isimleri işlenmiş tabancalarla liderleri uğurlaması, bu dev militarizasyon fuarı için makul bir eşantiyon olarak da kabul edilebilir. İsteyen ülkesinde diplomatik hediyeler müzesine koydursun, ister hurdacıya versin, isteyen kullansın. Belgesi ekli. Dünya medyası bu hediyeyi sıra dışı bulmuşsa da aslında zirvenin emelleriyle tutarlı, güncel uluslararası siyasette hakim olan “ayarsızlıkla” da çelişmiyor.
*
Tam bir yıl önce Bağlantılar'dan “(Daha da) militerleşen dünya, asker fabrikası” başlığı geçmişti. Savunma harcamaları, zaten Soğuk Savaş döneminden beri en yüksek seviyesine ulaşmıştı, süreçte küresel çapta ekonomik kriz derinleştiğinden, gayrisafi yurtiçi hasılaların yüzde 5'ini savunmaya ayırma kararı dünya halkları açısından daha da kritik hale geliyor. Bunun eğitim, sağlık bütçelerinden kesileceğini biliyoruz.
NATO zirvesini protesto edenler ve hatta eylem yapma ihtimalinden dolayı gözaltına alınanlar bu yazı yazılırken hâlâ özgürlüklerinden mahrumdu.
*
NATO zirvesine dair haber görüntülerinde fotoğrafların çekim anlarını gösterenler, hakikate en yakını kaydediyor. Deklanşör anlarında birden toplanan sarkık yanaklar ve sahtekâr gülüş. Arkasını döner dönmez muhatabıyla alay edeceğini sezdiren, bir güce yaslanmışlara mahsus o beden dili. Erdoğan'ın yanında dostu oynayan ama bu oyunu ancak arada efendi olduğunu hatırlatma şartıyla sürdüreceğini ima eden Trump'ın arkasından, tecrübeli dış siyaset yorumcuları dahi F-35'ler meselesinin akıbetinden emin konuşamıyordu. Kaldı ki dönmezden evvel daha karar vermediğini ekleyerek, hülyalarla ağzına bakan erkanın bu mesut anları düşünerek bir gece olsun güzel uyumasına da izin vermedi. Birkaç gün önce Dünya Kupası'nda kırmızı kart gören milli takım oyuncusu için “müdüriyeti” arayan adam. “Erdoğan'ı mutlu edecek bir şey yapacağım” demiş, belki de yapmaz. TRT spikeri o gün güzel özetlemişti: “Bir değişiklik olmazsa ABD kupadan elendi”.
*
Anton Jäger, hayatın her anının politikleştiği ama sonuç versin diye yapılan hiçbir şeyin politik sonuç doğuramadığı zamane düzenini “hiper-politika” kavramıyla okuyor son yıllarda. Aynı isimli kitabı var, onun dışında güncel uluslararası siyasete bu perspektifle bakan makaleler de yazıyor. New Left Review'un Mayıs/Haziran sayısında, hiper-siyasetin vitrin lideri Trump'u bir kişi olarak değil, bir sonuç olarak okumaktan bahsediyor. Kurumların yok edildiği, yönetici seçkinler dünyasında yaşanan karmaşanın ardından tutarsızlığın normalleştirildiği bir dönemin sonucu bu.
“Müzakereler harika gidiyor” cümlesi ansızın bir savaşın başlayacağını işaret edebilir, tersine “Bu gece koca bir medeniyet yok olacak” bir ateşkesin habercisi olabilir. Film değil, hiç çekmeyeceği filmlerin fragmanını çeken bir yönetmene benzetiyor Trump'ı. O anki çıkarlara göre biçimlendirdiği olaylar siyasetinin içerdiği farklı bir zaman algısını Ivan Krastev'den bir alıntıyla açıklıyor. Krastev kendisinden önce yaşanmış hiçbir şeye ilgi duymayan Trump'ın kendisinden sonrayla da alakadar olmadığını, onun varlığında zamanın içe doğru patladığını söylüyor bir nevi.
*
Kişiselleşmiş, tutarsızlığı ne ahlaki ne diplomatik bir sorun olarak gören bu siyaset yapma biçimi, kendi bahçesinde klasik sağcı seçmeninkinden çok daha güçlü, son doz bir biat talep ediyor. Çünkü artık sadece aynı konuda geçmişte neler söylendiğini hatırlatmak ifşa gücü taşıyor. Kendi söylediklerine harf eklenmese dahi buradan cumhurbaşkanına hakaret suçu bulunup çıkarılabilir.
*
Tutarsızlığı hatırlatmak her şeye rağmen bir hafıza, bir bağlantı mesaisi. Diyelim bugün işini yaptı diye cezaevinde olmayan bir komedyen, Erdoğan ve Trump NATO zirvesinde bir araya geldiğinde fonda enstrümantal olarak “şehirlere bombalar yağardı her gece” diyen bir şarkının çaldığı anı tarif etse. Ya da aralarında geçen “Bırak dedim, bıraktı” minvalli Rahip Brunson sahnesini canlandırsa. “İkisinin kaldığı otele dev fotoğraflarını yansıtalım, olsun varsın piksellere bölünsün” demişler, bu yaşanmış. Bunların hepsi kitleler karşısında katkısız dahi dile getirildiğinde, mizah iktidar imha silahına dönüşebilir.
Bu, bugün mizahçıların işinin kolaylaştığı anlamına gelmiyor. Hayatın her anı politikleştiğinde politik mizah, bu denli kolayken yapamamaktan, otosansürden sıkılmayı, kendine isyan etmeyi gerektiriyor. Deniz Göktaş'ın da dediği gibi.
Ruhu yükselten neşe değil, bu özgürleşme. Yoksa dünyanın elitleri için Ankara gecekondularını örten paravana döner neşe denilen her ne ise.
Not
Anton Jäger'ın yazısı: http://bit.ly/4haQfNw
Evrensel'i Takip Et