Ankara’daki NATO zirvesine karşı ‘seferberlik’ çağrısı
Türkiye karmaşık ve değişken bir gündemle çalkalanırken başlıklar dört temel aks üzerinde yoğunlaşıyor.
- Ekonomide, işçi sınıfı ve tüm ücretli emeğin ağır kayıplarla geçirdiği uzun yılların ardından neredeyse sırtı duvara yaslanmış şekilde; ücretlerin iyiden iyiye erimesi, kuralsız, güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, sendikal ve genel anlamda örgütsüzlük ile artık her an can güvenliği tehdidine dönüşmüş bulunan iş güvenliği sorunlarıyla karşı karşıya bulunması. Halkın tüm kesimleri için aşır pahalılık, temel gıdaya bile erişim güçlükleri… Bütün bir doğanın, köylülerin, çiftçilerin ve halkın yaşam alanlarını, ormanları, gölleri, kıyıları dizginsizce ve cebren talan eden sermaye stratejisi… Buna karşın ekonomiye dair sorunları faiz, kur, kredi eksenindeki bir ‘para politikası’ çerçevesine indirgeyen ana akım muhalefet bakışı ve bununla uyumlu şekilde ülkenin içinde geçtiği buhranlı tablodan kendi çıkarlarını geliştirecek fırsatlar çıkaracak şekilde yararlanmaya çalışan; bunun için kâh faizlerden kâh kredi olanaklarının sınırlılığından kâh teşviklerin yetersizliğinden yakınan sermaye kesimleri…
- Yasal anayasal normların neredeyse tamamen ortadan kalktığı ya da ikili bir mahiyete büründüğü koşullarda, başta CHP belediyeleri, gazeteciler ve toplumsal muhalefetin unsurlarına yönelen siyasi tasfiye operasyonları. Buna paralel olarak yürüyen ve bir anayasa değişikliği ile Erdoğan’ın mevzuat sorunlarını da çözecek bir anayasa değişikliği menziline varmaya çalıştığı giderek daha çok anlaşılan ‘Terörsüz Türkiye’ süreci…
- Kadın cinayetlerinin neredeyse bir iç savaş ölçeğinde sonuçlar ürettiği, okul saldırılarından çete hesaplaşmalarına, sokak çatışmaları ve linçlere, bizzat devlet ricalinin iştirak içinde olduğu anlaşılan cinayet şebekelerinden türlü yolsuzluk ve hırsızlığa uzanan ‘asayiş’ sorunları… Bunlara ilişkin, toplumun içine sürüklendiği koşulları örtbas ederek konuyu bir ‘ahlak’ çerçevesine sıkıştıran ve dini tasallutu artırma fırsatı olarak kullanan devlet tutumu, laikliği tamamen yok etmeye yönelik planlama ve saldırılar… Eğitimin bir bütün olarak ve milyonlarca çocuğu, genci yarınsız bırakacak şekilde çöküşü…
- Emperyalizmin ve Siyonist rejimin vahşi kırım ve savaşlarına karşı ikiyüzlü bir tutum takınıp, jeopolitik kargaşada iktidarını korumak ve güçlendirmek, kendi sermaye çevrelerini beslemek için fırsatlar gören; güvenlik sorunlarını içerideki ölçüsüz iktisadi ve siyasi baskıları gerekçelendirmek, silahlanma ve enerji alanındaki tek yanlı ve faydasız yatırımları şişirmek üzere istismar eden rejim dış siyaseti…
Bu dört düzlem üzerinde tasnif edilebilecek ‘yoğun gündem’, esasen Türkiye egemen sınıflarının bugün Erdoğan ve AKP-MHP koalisyonu şahsında bulduğu iktidar kompozisyonunun girdiği tüm yerel ve küresel bağlantıların bir bileşkesi olarak ortaya çıkıyor. Türkiye burjuvazisi ve onun siyasi elitleri, bağımlı ve güdülen bir ekonomiyle yine bağımlı ve çoğunlukla bir uzantı seviyesindeki iç-dış politikayı bu kargaşayla, onun sayesinde yüzdürüyor.
İşte bu koşullarda, emperyalizmin sadece askeri değil, aynı zamanda siyasal ve ekonomik çıkarlarını ve savaşlarını yürüten bir karargâh durumundaki NATO örgütü 36. Zirvesini ülkemizin başkenti Ankara’da yapacak. 7-8 Temmuz tarihlerindeki bu zirve, mevcut savaş politikalarının değerlendirilmesi ve geliştirilmesi, yeni savaş ve saldırı planlarının ve buna uygun iş bölümlerinin yapılması gibi amaçlarla tertipleniyor. NATO’nun Ankara zirvesi hem uluslararası emperyalist sistemin güncel paradigması için önemli bir durak hem de ülkemizi bu sisteme bağlayan iplerin sağlamlaştırılacağı bir eşiktir. Türkiye halkının bu zirveye, başta ABD Başkanı Trump olmak üzere oraya katılacak kapitalist komuta heyetinin ülkemize ayak basmasına göstereceği antiemperyalist, yurtsever tepki, tüm bu sorunlar yumağını ilgilendiren, onlardan güç alan ve onların çözümüne yönelen bir anlama sahip.
Bir grup sendikacı, aydın ve yurttaşın çağrıcı olarak nisan ayının başında topluma duyurduğu “NATO’ya ve Savaşa Hayır” bildirisi, bu yönde bir mücadelenin en geniş kesimlerle ortak ve etkili biçimde yürütülmesini öneriyor ve sorumluluk almaya çağırıyordu. Söz konusu imza metni şimdi bu bağlantı üzerinden tüm yurttaşlara açık. Elbette imza atmak yeterli değil. Bu yöndeki eylem ve etkinliklerle NATO zirvesine karşı çıkmak, onu durdurmak; Türkiye’deki NATO üslerinin varlığını ve ülkemizin NATO üyeliğini ortadan kaldıracak bir mücadeleyi, bu yöndeki çabaları birleştirerek örgütlemek gerekiyor.
Tüm bu kargaşa içinde Türkiye halkının önündeki ‘fırsat’ da budur.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et