‘Çerçeve Yasa’yı her eleştiren çözüm karşıtı mıdır?
Yaklaşık iki yıldır sürdürülen ‘süreç’ bağlamlı tartışmalar, nihayet çıkarılan yasa taslağı ile bir başka aşamaya girmiş oldu. “Çerçeve yasa” olarak bilinen kanun teklifi TBMM Adalet Komisyonunda kabul edildi. 2024’ün ekim ayında başlayan ve sahip olunan perspektife göre farklı anılan bir süreçti. Aynı sürecin iki farklı ismi vardı: İktidar ve devletin tercih ettiği “Terörsüz Türkiye” ve Kürt hareketinin kullandığı “Barış ve Demokratik Çözüm”… Basit bir isimlendirme farklılığı değildi elbette. Perspektif farklılığına işaret etmekteydi. İsimlendirmedeki bu perspektif farklılığı, gündemdeki yasa (taslağı) ekseninde de yansımasını buluyor. Sunulma biçimi, isimlendirme de dahil içeriği, müzakeredeki tarafların arasındaki eşitsiz güç dengesinin de bir sonucu elbette. Eşit koşullarda gerçekleşmiyor çünkü bu süreç. Gerçi çatışma çözüm süreçlerinde tamamen eşit koşullarda yürütülen bir örnek bulmak da zor. Burada da eşitsizlik çok açık. Ama yine de güçlü pozisyondaki tarafın (ki bu genelde devlet olur) en azından diplomatik olarak bir başka dil ve yaklaşım göstermiş olması beklenirdi. Yasa metninde bunu gördüğümüz söylenemez herhalde. Diliyle, ruhuyla, “Terörsüz Türkiye Süreci” diyenlerin güvenlikçi perspektifini yansıtıyor. Süreçteki asimetrik durum yasa metnine de dolaysızca yansımış durumda.
***
Devletin süreç üzerinde kontrolü çok sıkı tuttuğu, en düşük, en minimum maliyetle sonuç almaya çalıştığı biliniyordu. Güvenlik odaklı bu “silahsızlandırma, tasfiye ve negatif barış” ağırlıklı yaklaşımın değişmediği, yasa metninde de açıkça görülüyor: “Terör örgütü” vurgularından ödün vermeyen bir dille karşı tarafa hitap etmek… Cumhurbaşkanı ve MGK’nin güdümünde kurulacak kurul ve komisyonlarla süreci yönetmek… Barış odaklı bir ‘af’ değil de denetimli serbestlik ya da şartlı tahliye çağrıştıran düzenlemelerle siyasete katılımı sınırlayıp barajlar kurmak… Gelecekteki süreç yönetiminde Kürtlerin kolektif pozisyonu, rolü ve yer alabileceği mekanizmaların belirsizliği…
Uzatmayalım; bu haliyle, bu yasaya sıkça atfedilen “Kürt sorununun çözümünde tarihsel eşik” misyonunun çok da yerine oturduğu söylenemez. Kürt hareketinin son elli yılda edindiği muazzam siyasal ağırlık, donanım, kapsama alanı, gücü ve prestiji ile orantılı bir durum yok ortada. Mevcut durumun “tarihsel, devrimsel bir sıçramaya denk düştüğü” de abartılı bir retorik sadece. Kürt halkının bu elli yılda yaşadığı büyük acıları, toplumsal alt üst oluşları, yıkımları ve can pahası mücadeleyi hesaba katmayan, kriminalleştirici bir ‘örgütü tasfiye’ merceğinden bakıp gerçekliği “görmeyen” bu yasal düzenlemenin, ortalama bir Kürt için tatmin edici bulunamayacağı da açık.
***
Ama mesele sadece bu boyuttan ibaret değil elbette. Silahlı mücadelenin yıllar sonra geldiği nokta, Öcalan’ın ifadesiyle “anlam yitimi”, düğüm olmuş bir gerçekliğin (dezavantajlı koşullarda da olsa) açılması ihtiyacı ve bu ihtiyaca yönelik kendi cephesinden bir tasarrufta bulunmak… Bu da bir boyut. Yine, fiili sonuçları itibarıyla Kürt siyasal mücadelesine bir sinerji katabileceğinden bahsediliyor. Olduğu kadarıyla geri dönüşlerin, küçümsenemez bir moral etkisi de olacaktır. Bu düzenlemeden yararlanacakların sayısının sadece cezaevlerinde dört bin dolayında olduğu belirtiliyor. Yurt dışında sürgünde bulunan on binlerden söz ediliyor. Bunları görmezden gelemeyiz, küçümsenemez ama yine de öngörülen düzenlemenin esas olarak eleştiriye açık boyutunun öne çıktığı gerçeğini öteleyemeyiz.
Eleştirel yaklaşım önemli ve değerlidir. ‘Kök Yasa’ diye beklenti yaratan bir düzenlemenin daha derinlikli, daha bütünlüklü olması beklenirdi. Sadece silahsızlandırma odaklı da olsa bu perspektif bir şekilde yansıtılırdı. Göremedik bunu. Doğrudur, “her şeyi bir yasadan beklememek gerek”. Ama bu da bir eleştiriye set çekme argümanı olmamalı. Kabul edelim ki böyle maksimalist beklentiler içinde de değildik. Ama iliklenen ilk düğme niteliğindeki bir yasada biraz daha barışçı, biraz daha demokratik standartları gözeten bir dili, bir eğilimi görmeyip de eleştireni yadırgamanın alemi de yok herhalde.
Her eleştiriyi “Kürt karşıtlığı, Kürt düşmanlığı, çözüm ve barış karşıtlığı” olarak değerlendirmek, siyasetin değiştirici işlevini geçersiz kılmaktan başka bir şeye yaramaz. Evet, bugün Kürt sorununun telafuz edilmesini dahi “ülkenin bölünmesi, ihanet, Türk düşmanlığı, vs.” şeklinde değerlendiren, küfür, hakaret ve içi boş hamasetle yaklaşan, konjonktürel olarak MHP’nin boşluğuna atak yapmaya çalışan bir gerici güruh da var ortada. Bunlara göre ortada Kürt sorunu denilen bir şey de yok zaten. Bu gerici, kafatasçı ‘istemezükçüler’in düşmanca yaklaşımı ile demokrasi ve çözüm odaklı eleştirileri asla yanyana getirmemek gerek. Sosyal medyada vuku bulan vurdulu kırdılı, lümpence atışmaları geçelim, orada bir tartışma düzeyi yakalamak zaten mümkün değil. Ama en azından belli kategorilerdeki siyaset alanında bu düzey yakalanabilir. Daha önce örneklerini gördük; Kürt dostu olduklarından kuşku duyulmayacak birçok devrimci siyasetçi (örneğin Alper Taş, Erkan Baş, vb.) sadece bazı eleştirilerinden dolayı “Kürt düşmanlığı”ndan “Kemalist”liğe kadar suçlamalarla karşılaşabildi. Son bir örneğini de Meclis’teki komisyon toplantısında Saruhan Oluç gösterdi, sağolsun! Öyle ya da böyle, “Selahattin Demirtaş neden bırakılmıyor?” gibi gayet meşru ve her yerde, her zaman tekrar tekrar sorulması gereken bir soruyu sorduğu için, Yeni Parti temsilcisine ağzının payını vererek, “O bizim yoldaşımız, adını anarak araçsallaştıramazsınız” çıkışıyla göz doldurdu! Aynı soruyu bıkıp usanmadan kendisinin sorması gerekirken, Demirtaş hatırlatmasını yapanın niyetini sorgulayıp konuşturmayarak Oluç, ‘demokratik çözüm’ün selametini mi savunmuş oluyor acaba? Devletin karar alıcılarının belirleyiciliğinde yazılmış ve doğal olarak demokratik bir perspektiften yoksun bu yasa tasarısını eleştirmeyi, “Bu yasayla Türk devleti bölünmeye açılıyor, geçit vermeyiz!” mealindeki faşist salvolarla eş değer görmek, bundan sonra açılacağı vadedilen demokratik çözüm siyasetine katkı mı oluyor?
***
Sonuçta bir metin var ortada ve çerçevesi belli. Metinde söylenmeyip koşullar yerine getirilirse atılacağı rivayet edilen (belki konuşulmuş) adımlar var ayrıca. Ama geleceğe bırakılmış, en önemlisi de güvencesi görünür olmayan vaatler ya da sözler bunlar sonuçta. Eleştiriye, soru sormaya gerek duymayan, kayıtsız koşulsuz, kuşku duyulmayacak bir ‘kabul’ün kendisi kaygı vericidir aslında. Nitekim Kürt hareketinin birçok unsuru da bu kaygıyı duyuyor ve dillendiriyor. Bu bakımdan da demokratik çözüm ve barış esaslı eleştirel katkılar ile cepheden reddiye arasındaki keskin farkları görüp ona göre bir ölçü tutturmak önemlidir. Demokrasi mücadelesinin kriterleri çerçevesinde yöneltilmiş her eleştiriyi ‘çözüm ve barış karşıtlığı’ diye savuşturmaya çalışmak, en hafif ifadeyle, ölçüsüzlük oluyor.
Evet, ‘süreç’ bir başka aşamaya geçti bu yasayla; tartışmalar da sürecek daha. Doğru eleştiriyi ‘demokratik katkı’ olarak algılayacak, değerlendirecek bir olgunluk dileriz, tartışacak herkese…
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et