12 Haziran 2026 00:06

CHP’de rejimin kılıcıyla tasfiye başlarken…

Son yazıda, Saray operasyonuyla ‘güvenli liman’a çekilmiş KK CHP’si ile müesses nizamın geleneksel çeperini zorlayıp dışına çıkmaya çalışırken darbeyle karşılaşmış meşru ve seçilmişlerin CHP’sinin aynı çatı altında bir arada kalabilmesinin çok zor olacağını söylemiştik. Operasyonun mantığı ve hedefi gözetildiğinde bunun zor değil aslında mümkün olamayacağına vurgu yapmak abartı olmayacaktır. Rejimin arkasında olduğu “muhalefete muhalif” bir güdümlü grubun ‘resmen’ çöktüğü parti kurumsallığı içinde rejime muhalefet eden ana gövdeyi barındırmayacağı açık. Nitekim daha şimdiden bunun pratiğini görmeye başladık. CHP içindeki en kamucu, demokratik muhalefetin en tutarlı isimlerinden Gökhan Günaydın başta olmak üzere, tasfiyelere başlandı. “Mahkeme tedbir koymuş, kurultaya gidemeyiz” diyenlerin son gaz tasfiyelere başlarken ‘tedbir’in engel olmaması çelişkisini sormaya gerek var mı? Yolu açan, ‘mutlak butlan’ eldiveni içinde kayyum darbesini vuran bir rejimin vesayeti altında, böylesi soruların hükmü kalmış mıdır?

***

Kayyum, rejimin keskinleştirilmiş kılıcıdır. O keskin kılıçtan anlayış, uzlaşma, diyaloğ, siyasal ikna ve vicdan beklenemez. Kılıç bu, kesmek içindir ve tüm hücrelerine kadar devlet bürokrasisinin normlarından karakterize olmuş bir kılıç erinin eline tutuşturulmuştur. Kesmeye devam edecektir! “Parti içi arınma” dedikleri tam da budur, rejimin “yolsuzluğa batmış CHP” argümanına kılıç darbeleriyle işlerlik kazandırmaktır.

Kayyum ve rejimin yargı kollarının eşgüdüm halinde yürüdükleri bu yolda, yeni tasfiyelerden gerekirse dokunulmazlıkların kaldırılması ve Silivri’ye kadar uzanacak bir çok hamle yapılacağından kuşku duyulmamalıdır.

 

***

İsabetli sözdür; uyumakta olan birini uyandırabilirsiniz ama uyuma numarası yapan birini asla uyandıramazsınız! Kayyum atanmış KK ekibini yasayla, tüzükle, diplomasiyle kurultaya götürmek mümkün olmayacaktır. Kayyuma karşı yapılan hamleler, PM üyelerinin istifasıyla kurultayı zorlamak mesela; evet tüzük buna el veriyor belki ama nasıl askeri darbe dönemlerinde mevcut hukuk geçersiz kılınıyorsa bugün darbe yönetimi altındaki CHP’de de hukuk/tüzük işletilmeyecektir. Sonuç vermeyeceğini bile bile bütün yolları zorlayıp meşruiyet zeminini pekiştirmeleri doğrudur elbette ama seçilmiş Özgür Özel yönetiminin partinin başına geçme yolları sıkı sıkıya kapalı tutulacaktır. Hukuk, tüzük, siyasal partiler mevzuatı, falan filan… Geçin; ‘norm’ olmaktan çıktı bunlar. Zaten hukuka aykırı, devlet zoruyla yapılmış bir darbedir söz konusu olan. Kurt kuzuyu yiyecektir, karar verilmiştir. Kayyumcu KK tayfasının “efendim tedbir var” gerekçesi, uyuma numarası yapan üçkağıtçının bütün dürtmelere, seslenmelere rağmen duymaması, uyanmamasıyla (!) aynı şeydir.

***

Kayyumcu ekibin iradesi değildir çünkü belirleyici olan. Onlar verilen rolü oynamaya çalışan figüranlardır. Dolayısıyla yaşananlar, görünüş ve gerçek bağlamında değerlendirilmelidir. “CHP içi kriz” denilen, işin görünüşüdür. Gerçek ise şudur: Seçim yoluyla işbaşından edilmenin yollarını tıkayıp siyasal muhalefeti dizayn edebilmeyi partilere genel başkan atayabilecek kadar ileri götüren bir rejimin “bunu da yapamazlar” denilebilecek hiç bir şey bırakmıyor oluşudur. Bir yandan CHP’de olduğu gibi “kılıçla” bölüp parçalayarak, diğer yandan da o malum “Yenikapı ruhuyla” rejime entegre edip bütünleyerek yürüyen bir iktidarı güvenceye alma sürecidir bu. KK’nın birden bire hidayete ererek “Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı, büyümeli…” gibi laflar etmesi tesadüfi olmasa gerek. Daha üç yıl önce “Suriye bataklığında ne işimiz var?” diyordu bu kayyum efendi! Şimdi rejime özgü emperyal hevesleri dillendirerek yeni mesaisine başlamış oluyor. Vesayetin ideolojik kılıfı da böyle bir entegrasyonla kotarılıyor.

 

***

Görünüşte “CHP içi çatışma”, gerçekte ise rejimin muhalefeti seyrelterek kurumsallaşma hamlesi olan bu yaşananlar karşısında, sol çevrelerde sıkça rastladığımız “düzen partisidir, yesinler birbirlerini” gibi üst perdeden sözler etmenin anlamı nedir? Ya da “iki tarafı da sağduyuya davet etmek” mesela, bir çözüm önermek midir?

Yine, rejimin yargı gaspı ile CHP’deki iki tarafı alıp aynı sorumluluk üçgenine koyup eleştirmek midir ‘sınıfsal/devrimci’ yaklaşım? Özgür Özel’in ‘arınma’ argümanını iktidara ve yargısına çeviremediğini söylemek, ne kadar doğrudur? Peki, Özel’i, "mağdur olduğu halde mücadeleyi meşruiyet zemininden masa başına, elitler arası müzakereye çekerek halkın enerjisini söndürme(k) ..." ile itham etmek, (sol görünüyordur belki ama) hakkaniyetli bir yaklaşım mıdır?Az sonra’ dokunulmazlığı kaldırılarak Silivri'ye götürülebileceği konuşulan, yüzlerce miting yapıp CHP’nin antenlerini sola ve Kürt siyasetine açık edebilen bir siyasetçiyi, genel başkanlığı gaspedilmişken “halkın enerjisini söndürmek”le eleştirmek çok zorlama olmuyor mu acaba?

Velhasıl, CHP’nin solunda olmak, eleştiride ölçüsüzlüğü ve yerçekimsizliği kimseye hak kılmıyor. Bu sürece dair ’soldan’ düşülecek bir not da bu olsun. 

Vedat İlbeyoğlu

CHP’de rejimin kılıcıyla tasfiye başlarken…
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et