4 Ağustos 2026 11:30

Sol Partinin ‘Yan Yana’ buluşması ve sorular

Türkiye’de siyaset özellikle ‘rejime muhalefet’ skalası açısından önemli sarsıntılara sahne oluyor. Saray rejiminin devlet gücüyle siyasal alanı adeta muhalefetsizleştirmeye dönük sistematik baskısının en kapsamlı örneğini CHP’ye yapılanlardan gördük. Sonuçta ana gövdesi partiden ayrılmak durumunda kaldı ve Yeni Parti kuruldu. Bu durum elbette ki sadece CHP ya da Yeni Partiyi ilgilendiren bir zeminde değerlendirilemez. Rejimin kurumsallaşması yolunda attığı her adım, muhalefetin irtifa kaybetmesi sonucunu da üretmiş oluyor. Sadece rejim baskısı değil, elbette daha temel başka nedenleriyle de birlikte sol-sosyalist hareket (siyaset) de söz konusu olumsuz tabloyu yaşıyor. Toplumsal etki gücü, sınıfsal kitlesel örgütlülüğü bakımından solu iyimser kılacak bir görüntü ve de gerçeklik yok. Genişçe tartışılmaya muhtaç bir durum bu. Ama ilk etapta bu gerçekliğin kabulü gerekiyor tabii ki. Var mı peki? Olduğunu görüyoruz. Mesela, ‘Birleşik mücadele’ çağrısı yapanlar var. Bu çağrıyı yapan her kimse, sol/siyasetin etkinlik alanının istenen düzeyde olmadığını ve hamle yapmaya ihtiyaç olduğunu kabul ediyor demektir. Sol Parti de bir süre önce aldığı merkezi bir kararla bu ihtiyaca vurgu yaptı ve bu meseleye dair yoğunlaşacağını ilan etti. Bu doğrultuda organize edilen ‘Birleşik Muhalefet Yolunda Yan Yana’ isimli buluşmaların İstanbul’daki ayağı da 26 Temmuz’da Beyoğlu Ses Tiyatrosu’nda gerçekleştirildi.

Doğal olarak Sol Partililerin ağırlıkta olduğu toplantıda gençliğin oldukça sınırlı katılımı göze çarpan ilk şeydi. (Kullandığımız fotoğrafın da gösterdiği gibi) 80 öncesi siyasetle ‘iltisaklı’ olduğu anlaşılan ‘ak saçlılar’ın ağırlıkta olduğu bir profil vardı. Hemen her sol toplantıda gözlemlenebilecek bu tablo başlı başına bir sorun ve göründüğünden çok daha önemli…

***

Bütün konuşmaların ana ekseni Saray rejiminin ülkeyi ve halkı getirdiği malum duruma dairdi. Ekonomik kriz, yoksulluk, doğanın talanı, geleceksizlik, emek sömürüsü, işsizlik… Anayasal rejim yok edildi denildi ve en acil sorunun rejim sorunu olduğu vurgulandı. En özet haliyle; gidişat kötü ve bununla tek başımıza başa çıkamayız, yan yana gelmek gerek. Partinin önemli isimlerinden Hayri Kozanoğlu mesela, “AKP rejiminin değişmesini istiyoruz hepimiz ama karşımızdakiler emperyalizmden de icazet alarak değişmesin istiyorlar. Sade yurttaşlar nasıl Gezi’de, 19 Mart’ta bir araya geldiyse, daha uzun vadeli bir araya gelinmesini istiyoruz...” derken, çağrının esas hedefini de tarif ediyordu herhalde: Haksızlığa uğrayan herkes, yurttaşlar yan yana gelmeli! Kim ne diyebilir ki, güzel temenni ve AKP rejiminden şikayetçi olan hemen herkes tarafından da dile getirilmekte zaten. Gündelik yaşamımızda çokça karşılaşıp işitiyoruz. Kaç yıldır da tekrarlanıyor, konuşuluyor. Ezilen, sömürülen, mağdur olan herkes bir araya gelmeli! Kimsenin karşı çıkamayacağı bu türden temenni ve dilekler, bazen bir siyasal hareketin dilinde asıl kritik halkadan imtina etmenin bir yöntemi de olabilir. O halkadan kalkarak somut öneriler üretip tartışmayı ötelemek gibi. Sol Parti için kesin öyledir demiyoruz ama gözlemlediğimiz bunun güçlü bir olasılık olduğudur. Öyleyse eğer, ortalığa yapılmış böylesi çağrılar, kim yaparsa yapsın, tekrarlana tekrarlana ‘hoş sada’lığı bile kalmamış, hiçbir karşılık da üretmeyen seremonilerden ibaret kalır.

Evet, Sol Partinin buluşması kafamızda beliren şu soruyu açıkta bıraktı: Tamam, çağrınız önemli, yan yana gelmek zaruri; ama nasıl, nerede? Sol Partide değil herhalde. Öyleyse eğer, böyle bir çağrının anlamı yok, Sol Partiden zaten haberdarız. Kozanoğlu’nun talep ettiği gibi önerilen Gezi’deki gibi bir yurttaş yan yanalığı ise böylesi büyük ölçekli kendiliğinden patlamaları (hele günümüze özgü örgütlü güçlerle) kotarabilmek eşyanın tabiatına aykırı zaten. Ayakları havada bir beklenti bu. ‘Gezi’deki gibi’ diyerek ‘kimler, nasıl yan yana gelecek?’ sorusu yanıtlanmış olmuyor yani.

***

Bu soruya açık, net, somut yanıtlar vermeyen her çağrı, bir iyi niyet beyanının ötesine geçmez, geçmiyor. Akşam yapılıp da kuşluk vakti unutulan nice çağrı var böyle! İzleyicisi olduğumuz buluşmayı da en iyi ihtimalle Sol Partinin iyi niyet çağrısının ötesinde değerlendirmek zor. En azından bu satırların yazarının kişisel beklentisi, somut bir yan yanalık-birliktelik-ittifak haritasıyla çağrı yapılmasıydı. Bir yol haritası yani. Nasıl ve kimlerle sorusuna yanıt üretmeye açık bir yol haritası… 

Dediğimiz gibi, “Aslolan sömürülen, ezilen milyonların yan yana gelmesidir” demek, hemen her koşulda karşı çıkılması imkânsız bir önermedir, güzeldir, yerindedir, asıl çözüme işaret etmektedir. Peki eğri oturup doğru konuşalım; yıllar yılıdır bu çağrıyı yapmayan herhangi bir sol güç kaldı mı? Peki sonuç? Karşılık bulamayan bir temenni ve ağırlaşan koşulların da etkisiyle, maalesef giderek daralmakta olan etki alanı… Nedenlerini tartışmak önemli ama bu yazının konusu dışında… Meramımız, ortalığa yapılan genel geçer ‘birliktelik/yan yanalık’ çağrılarının sonuç verici olmadığıdır. Sürekli tekrarlanan, ‘İşçiler, emekçiler, sol güçler, ilericiler, demokratlar bir araya gelmeli’ vb. çağrılar elbette yanlış değil; dediğimiz, ülke koşullarında bugüne kadar siyaseten somut bir sonuç üretemediğidir.

Milyonlara çağrı yapılıp harekete geçirilmesi düşleniyor da uygun örgütlü güçleri somut bir plan ve yol haritasıyla yan yana getirmek neden akla gelmiyor? Belli başlı örgütlü sosyalist güçleri yan yana getiren bir koordinasyon mekanizması mesela, bir hareket noktası olamaz mı? Çok mu uçuk bir öneri? Gezi’deki gibi milyonlar bir araya gelip harekete geçsin, ‘planından’ daha uçuk olmadığı kesin. Kişisel fikrimiz, böyle bir somut girişim, sosyalist hareketin görünürlüğünü arttırırken, böylesi bir birliktelik ihtiyacı duyup da örgütsüz kalmış ya da tercih etmiş küçümsenmeyecek bir kesimi de çekebilecektir. O çokça çağrı yapılan halk kesimlerini bir araya getirmek için de önemli bir hareket noktası olabilecektir. Bunu konuşmayıp, izlediğimiz toplantıdaki gibi, “Bu toplantıdan çıkıp mahallemizi, ilçemizi örgütleyelim, yan yana gelelim, harekete geçelim!” gibi iddialı ama baştan suya yazılmış bir mesajla yetinmek, niyetten bağımsız, ‘asayiş berkemal’ haline razı olmaktır. 

***

Bitirirken, olmazsa olmaz son bir not: Baştan da söyledik, istisnasız her konuşmacı memleket ahvaline dair konuştu. Ve yine istisnasız, hiçbir konuşmacı Kürt’e ve Kürt sorununa dair tek kelime etmedi! Böyle bir sorun yok mu bu ülkede? Sol Partinin ittifaklar konusunda öteden beri Kürt siyasetiyle mesafesi biliniyor. Hadi, konjonktür ve Kürt hareketinin ‘süreç’ dolayısıyla içinde bulunduğu özgün durum bu tutuma nispeten ‘anlaşılabilirlik’ kazandırıyor olsun. Kürtlerin yan yana gelinebilecekler çerçevesinde görülmüyor olması, böyle bir toplantıda en azından Kürt sorununun adını telaffuz etmeyi de mi gereksiz kılıyor? El insaf yani. Kürt siyasetiyle bütünlüklü bir ittifak (hele son sürecin güncel siyasete yansımaları rejimin lehine olursa) koşulları zorlaşsa bile, Kürt sorunuyla birlikte yaşanıyor sonuçta. Nedeni ne olursa olsun, bu sorunun üzerinden atlanıyorsa, memleketten konuşmak, eksik kalacaktır. Bile isteye ya da farkında olunmadan, Kürt'ün isminin dahi geçmediği bir ‘yan yana’ çağrısı, bir de bu bakımdan eksik ve tartışmalı olmuyor mu?

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Vedat İlbeyoğlu

Sol Partinin ‘Yan Yana’ buluşması ve sorular
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et